• İnsanların organize olup iyiliği örgütlediğini ve büyüttüğünü; iktidarın ise kötülüğü örgütlediğini belirten HDP Eşbaşkanı Mithat Sancar, "Bu iktidarın yaptığı en iyi şey, becerisinin en yüksek olduğu alan kötülüğü örgütlemek/organize etmektir. Karşı karşıya olduğumuz durum organize kötülüktür” dedi.
  • İktidarın deprem sonrası krizi yönetememe haline dikkat çeken Sancar, şöyle devam etti: “Sadece çürük binalar yıkılmadı. Çürük düzen ve yozlaşmış iktidar, insanlarımızın üzerine çöktü. Savaştan, talandan, ranttan ve yalandan başka bir şey bilmeyen AKP-MHP’nin enkazı da halkın üzerine yıkıldı.
  • 'Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi' adını verdikleri bu rejimle ‘yürütmenin hızlı karar alabildiği ve hareket edebildiği’ iddiası da çöktü. Tek adam yönetimi çöktü. İnsanlar enkaz altında canlarını ararken, iktidarın enkaz üstünde düşman araması da kayda geçmesi gereken büyük bir ayıptır.
  • Gecikme ve kaos, organizasyonluk, beceriksizlik maalesef can kayıplarının büyük ölçüde artmasına yol açtı. İktidar krizi yönetemedi, depremi bir insani krize ve trajediye dönüştürdü. Her felakette görüyoruz ki iktidara göre ilk kurtarılması gereken insan canı değil, kendilerinin bekası ve imajıdır."

Bütün hazırlıkların, tedbirlerin ve afet yönetim planlarının bu deprem coğrafyası gerçeğine göre olması gerekirken bilim insanlarını dinlemeyen, dikkate almayan, peş peşe imar aflarıyla depremin böyle büyük bir yıkıma yol açmasına davetiye çıkartan bir beton iktidarın iş başında olduğunu söyleyen HDP Eşbaşkanı Mithat Sancar, "AKP, bu ülkedeki en büyük inşaat şirketidir. Afetin de felaketin de baş sorumlusu, siyasi sorumlusu, hukuki sorumlusu, ahlaki sorumlusu bu iktidardır. En büyük kurumsal müteahhit, iktidarın bizzat kendisidir. Başlıca fail, bu çürük ve rantçı, beton iktidarıdır" dedi.

Pazarcık’ta 6 Şubat sabaha karşı saat 04.17’de 7,7 büyüklüğünde bir deprem meydana geldi. Yerin 7 kilometre derinliğindeki deprem Maraş, Hatay, Osmaniye, Adıyaman, Antep, Urfa, Amed, Malatya, Kilis ve Adana’yı vurdu. Aynı gün Elbistan’da da saat 13.24’te 7,6 büyüklüğünde ikinci bir deprem daha kayda geçti. Çöken binalarda on binlerce kişi enkaz altında kaldı. Türkiye, 4. seviye alarm ilan etti ve uluslararası yardım talebinde bulundu. 75 devletin ekipleri sahada; 95 devlet ve 16 uluslararası kuruluş yardım ediyor. 7 günlük yas ilan edildi. Depremin vurduğu 10 il afet bölgesi ilan edildi ve üç ay süreyle uygulanacak OHAL kararı Meclis’ten geçti. Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD), iki büyük depremin yanı sıra toplam 2 bin 103 deprem meydana geldiğini duyurdu. AFAD'ın dün 14.00'teki son açıklamasına göre, 10 ilde etkili olan depremlerde saat 10.55 itibarıyla 31 bin 643 yurttaş hayatını kaybetti, yaralı sayısı 80 bin 278'e ulaştı, 158 bin 165 kişi ise deprem bölgesinden başka bölgelere tahliye edildi. Deprem bilimci Prof. Dr. Ahmet Ercan da son güncellemesinde şunları paylaştı: "Yapı sayısı 4 milyon, konut sayısı 66 bin (AFAD)(1 yapıda 5,3 daire), konut başına düşen kişi sayısı 4. Göçük altında kalan 264 bin kişi, yaralı kurtulan 80 bin, göçük altında kalan 184 bin, ölü olarak çıkan 29 bin, göçük altında kurtulmayı bekleyen 155 bin kişi."

Depremler sonrası oluşturulan ve deprem bölgesinde çalışmalarını yürüten Halkların Demokratik Partisi (HDP) Kriz Koordinasyon Merkezi, dün Eşbaşkan Mithat Sancar başkanlığında olağanüstü toplandı. HDP Eşbaşkanı Sancar, toplantıda açıklamalarda bulundu.

Depremi felakete dönüştürdü

İktidarın ‘kader planı, asrın felaketi’ diyerek, kendi sorumluluk ve beceriksizliğini gizleyemeyeceğini belirten Sancar, depremin asıl yıkıcı etkisinin, öncesi yapılan ve yapılmayanlar, sonrası gerçekleştirilmeyen ve gerçekleştirilmesi gecikenler olduğunu; depremleri insani felakete dönüştürenin devletin politikaları olduğunu söyledi. Sancar, şöyle devam etti: “Tedbirsizlik, önlemlerin zamanında alınmaması, acil müdahale ve yardımların zamanında ulaştırılmaması da yıkımı büyüten temel sebeplerdendir. İktidarın vurdumduymazlığı, organizasyonsuzluğu ve koordinasyonsuzluğu, felaketin temelinde yatmaktadır. İnsan ve toplum merkezli yönetim yerine ranta ve talana dayalı politikalar, yıkımın başlıca sebebidir. Depremin 8. günündeyiz. Halen ulaşılmayan çok sayıda enkaz; gidilmeyen yerler, köyler var. Enkaz altında on binlerce insanımız bulunuyor. Bu karakışın ortasında insanlar soğukta kaderlerine terk edilmiş durumda. Çadır, soba, battaniye gibi ihtiyaçlar devlet ve hükümet düzeyinde yeterli oranda karşılanmadı. Yardımların dağıtılmasında büyük bir kaos ve kargaşa yaşanıyor. Deprem bölgesindeki insanlar toplumsal dayanışma ve yardımlar sayesinde hayatta kalmaya çalışmaktadır.”

Yıkılmayan insanlıktır

Deprem bölgesindeki büyük yıkıma işaret eden Sancar, “Ama yıkılmayan bir şey de var; insanlık, evet insanlık yıkılmadı. Dimdik ayakta. Sivil toplum, milyonlarca gönüllünün, tek tek bireylerin, sanatçıların, aydınların, emekçilerin, iş insanlarının, sendikaların, kadınların, gençlerin, 7’den 70’e herkesin, yerel yönetimlerin, siyasi partilerin, demokratik kurum ve kuruluşların, yardım için adeta seferber olduğu büyük bir dayanışma yaşanıyor. Bu büyük yıkımın içinden bir kez daha büyük insanlık kendini gösteriyor. Böylesine anlamlı bir dayanışma, yaralarımızı saracak en temel yoldur” dedi.

İktidarınki organize kötülük

Dayanışmayla yaraların saracağını belirten Sancar, “İnsanlarımız organize oluyor, iyiliği örgütlüyor ve büyütüyor. Bu iktidar ise kötülüğü örgütlüyor. Bu iktidarın yaptığı en iyi şey, becerisinin en yüksek olduğu alan kötülüğü örgütlemek/organize etmektir. Karşı karşıya olduğumuz durum organize kötülüktür” şeklinde konuştu.

İktidar insanların üzerine çöktü

İktidarın deprem sonrası krizi yönetememe haline dikkat çeken Sancar, şöyle devam etti: “Depremde insanların üzerine sadece çürük binalar yıkılmadı. Çürük düzen ve yozlaşmış iktidar, insanlarımızın üzerine çöktü. Savaştan, talandan, ranttan ve yalandan başka bir şey bilmeyen AKP-MHP’nin tekçi iktidarının enkazı da halkın üzerine yıkıldı. İktidar ve yönettiği devlet kurumları, bu depremde müdahalede çok geç kaldı. Gecikme, kaos, organizasyonluk, beceriksizlik maalesef can kayıplarının büyük ölçüde artmasına yol açtı. İktidarın, devlet kurumlarının bu durumu, felaket boyutlarını büyüten başlıca faktördür. İktidar krizi yönetemedi, depremi bir insani krize ve trajediye dönüştürdü. Her felakette görüyoruz ki iktidara göre ilk kurtarılması gereken insan canı değil, kendilerinin bekası ve imajıdır. 'Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi' adını verdikleri bu rejimle ‘yürütmenin hızlı karar alabildiği ve hareket edebildiği’ iddiası da çöktü. Tek adam yönetimi çöktü. İnsanlar enkaz altında canlarını ararken, iktidarın enkaz üstünde düşman araması da kayda geçmesi gereken büyük bir ayıptır. Sivil müdahale ve dayanışmayı engellemeye çalıştı, kutuplaştırma ve nefreti körükleyen açıklamalar yaptı.

AKP, en büyük inşaat şirketidir

Bir deprem coğrafyasındayız. Bütün hazırlıkların, tedbirlerin ve afet yönetim planlarının bu bilimsel gerçeğe göre olması gerekirdi. Bilim insanlarını dinlemeyen, dikkate almayan, peş peşe imar aflarıyla depremin böyle büyük bir yıkıma yol açmasına davetiye çıkartan bir beton iktidarı iş başında. AKP bu ülkedeki en büyük inşaat şirketidir. Afetin de felaketin de baş sorumlusu, siyasi sorumlusu, hukuki sorumlusu, ahlaki sorumlusu bu iktidardır. Tek tek bireylere sorumluluk yüklenerek, bu tablo temize çekilemez. Bir sorumluluk silsilesi söz konusudur. En büyük kurumsal müteahhit, iktidarın bizzat kendisidir. Başlıca fail, bu çürük ve rantçı, beton iktidarıdır.

9 defa imar affı

İktidarın imar barışı dediği, kaçak yapılara aftır. İşte o imar affının bugünkü sonucu, binlerce binanın yıkılması, on binlerce insanın enkaz altında can vermesidir. Milyonlarca insanın da evsiz, barksız kalmasıdır. 1955-2002 yılları arasında 8 defa imar affı, Meclis gündemine gelip kanunlaştı. AKP’nin iş başına geldiği 2002'den 2023'e kadar tam 9 defa imar affı yasaları çıkarıldı. Üstelik AKP iktidarı bu imar affına ‘imar barışı’ deyip, siyasi bir rant devşirme çabasından da geri durmadı. Bundan yararlanan yapı sayısı, 3 milyon civarındadır. 3 milyon yapının denetimsiz bir şekilde af kapsamına alınması, cinayetin açık bir şekilde kanunileşmesi anlamına geliyor.

Ar damarı çatlamış ittifak

Erdoğan, yeniden imar için bir yıl süre istiyor. 21 yılda yapamadığını bir yılda mı yapacaksın? Yitirdiğimiz canları nasıl geri getireceksiniz. Tarihimizin gördüğü ar damarı en çatlamış ittifak, karşımızdaki iktidar blokudur. Siyasi sorumluluğunu tehditler savurarak üstünden atmak isteyen bu iktidar, zerre-i miskal ahlaki ve vicdani bir sorumluluk taşımadığını gösterdi. Devlet herhangi bir şekilde insanların yanında değildir, toplumun menfaatini gözetmiyor. Onları ve acılarını görmüyor.  Kendi dar çıkarı için her şeyi algı yönetimi ve tehditlerle halledebileceğini düşünüp buna devam ediyor." ANKARA

 

*****

AFAD iki gün sonra geldi

Deprem bölgesine çürük bina yapan ve bunların arkasında duran bir iktidarın, zaten afet yönetim planından söz etmenin abes olacağını kaydeden Sancar, "Ortadaki plan rantı yönetme planıdır. Kriz yönetim planlarının olmadığının en somut göstergesi, AFAD’ın durumudur" dedi.

Sancar, AFAD'ın durumunu şöyle özetledi: "85 milyonu aşkın nüfusun acil yardım sorumluluğunu üstlenen AFAD’ın personel sayısı, gönüllüler hariç 5 bin 982’dir. Yıkılan bina sayısından daha az bir AFAD personeliyle, afet yönetim planı yapılabilir mi? Acil bir organizasyon ve koordinasyon kurumu olması gereken AFAD, liyakatsiz bir yönetimin beceriksizliği ve iş bilmezliği sonucu kurtarma çalışmalarına iki günden daha uzun bir süre geçtikten sonra başladı.

Diyanet'in bütçesi, AFAD'ın 4,5 katı

AFAD’ın bütçesi, 4 trilyon TL’yi aşkın 2023 yılı bütçesi içerisinde ise sadece 8 milyar 75 milyon TL’dir. Genel bütçedeki payı ise yüzde 0,5’in altındadır. Diyanet İşleri Başkanlığının bütçesi, AFAD’ın bütçesinin 4,5 katıdır.

40 milyar doları da yediler

Özel İletişim Vergisi adı altında her yıl on milyarlarca lira bütçeye gelir olarak kaydedildi. 1999'dan bu yana toplanan deprem vergilerinin miktarı, yaklaşık 40 milyar dolardır. Bu meblağ ile felaketin yaşandığı iller iki defa yeniden yıkılıp depreme dayanıklı bir şekilde inşa edilebilirdi. Nerede bu deprem vergileri? Depreme karşı tedbir için kullanmadılar, yandaşlarına aktardı, kendi siyasi projeleri için kullandılar.

 

*****

Yerinden yönetimin önemi

Katı merkeziyetçi ve tekçi rejimin, her şeyi felç ettiğini; Saray'ın izni olmadan bir vincin bile çalışamadığını; özellikle ‘hızlı’ diye pazarlanan ve bütün yetkilerin bir kişide toplandığı bu sistemin sonuçlarının ağır bedeller ödenerek yaşandığını vurgulayan Sancar, şunları ifade etti: "Yerelden uzak ve kopuk yönetim şekli, bürokratik engeller silsilesinden oluşan bir yapının aleni iflasıyla karşı karşıyayız. Saray’ın karar mekanizması, yani katı merkezi, hiyerarşik ve bürokratik bir yönetim yerine, yerel yönetimlerin yetki ve inisiyatif sahibi olduğu, yerinden yönetimin ne kadar değerli olduğu bu acı tecrübeyle bir kez daha ortaya çıktı. Yerellik ilkesi ve buna dayalı yerel demokrasi, bir yetkinin kamusal ihtiyaca en yakın birim tarafından kullanılmasını öngörür. 

Bugün dünyada yerel yönetimlerin güçlü olduğu yerler, afetlere de en hazırlıklı yerlerdir. Toplumsal ihtiyaçlara göre tedbir alınarak, afetlere hazırlık yapılarak, yerel yönetimler güçlendirilir. Yapılması gereken budur. Sadece yerel yönetimlerin güçlendirilmesi değil, demokratik kitle kurumlarının, emek ve meslek örgütlerinin de bizatihi burada yer alması gerekiyor. Bu da yerindelik ilkesinin bir gereğidir. Karar mekanizmalarının da pratik tedbirleri de en etkili ve hızlı şekilde ancak yerinden ve yerellik ilkesi ile sağlayabiliriz. Tekçi, merkeziyetçi yol ve yöntemlerle toplumun iyiliği, kamunun yararı için bir hizmet örgütlenmesi mümkün olmuyor. Tarih boyunca olmadı, şimdi de acı faturalarla maalesef yeniden ortaya çıktı. Bu deprem bize tam olarak göstermiştir ki merkeziyetçi yönetim her kurumu ve kademeyi felce uğratmıştır.

 

*****

Dayanışmacı toplum gerçeği

Sosyal devletin ortadan kaldırıldığının, depremde de görüldüğünü söyleyen Sancar, Şunları dile getirdi: "Dört bir yandan insanlar yüreklerinde derin acı, tüm imkanlarıyla seferber olup yaraları sarmaya, elinden geleni yapmaya çalışıyorlar. Böylece yok olan sosyal devletin yerine dayanışmacı toplum gerçeğini koyuyorlar. İktidarın en tepesinden en alt kademesine kadar, muhalefete, halka, 'bu doğal afettir, siyaset yapmayın' diye parmak sallanıyor. En çirkin ve ahlak dışı siyaset budur. Gerçekleri söylemeyin, bizim algı operasyonlarımız, gerçek dışı açıklamalarımıza razı olun, demek istiyor.

Yasakta ve baskıda hızlılar

Depremin ikinci günü iktidarın yaptığı icraat OHAL ilan etmekti. En hızlı hareket ettikleri alan, yasakçılık, baskı ve sindirme yöntemleridir. OHAL ilan ederek, kendi acizliklerini ve sorumluluklarını örtbas etme çabasına giriyorlar. Depremi bahane ederek, OHAL’i de arkasına alarak kolluk güçlerinin sınırsız yetki kullanmasının sağlamayı amaçlıyorlar. Bunun önüne geçmek zorundayız. Ortada bir suç varsa onun hukuki yollardan takip etmek gerekiyor. Kolluk kuvvetleri bir ‘ceza uygulayıcısı’ değildir. İşkence yapmak bir insanlık suçudur. Sebebi ne olursa olsun hiç kimse işkence yapamaz. Kolluk güçlerinin bu tavrı toplumsal dayanışmayı kırmaya, gönüllüleri alandan uzaklaştırmaya dönük bir gözdağıdır. Bu gözdağının bir işe yaramayacağını halklarımız gösteriyor, gösterecektir. Hiç kimse bu kadar büyük insani bir felaket karşısında böylesine kötücül yöntemlerle hareket eden iktidara prim vermeyecektir, boyun eğmeyecektir. Biz insani dayanışmayı büyütmeye kararlıyız, milyonlar da toplumsal birlikteliğin asıl insani dayanışmadan geçtiğinin farkındadır.

Tüm muhalefet güçlerine çağrı

Bütün muhalefet güçlerini, tüm toplumsal kesimleri, iktidarın kutuplaştıran diline, davranışlarına karşı dikkatli olmak, toplumu birlikte savunan, bir avuç insanın gözünü diktiği yaşamımızı hep beraber kurtarmalıyız. Hepimiz bu alanda sorumluyuz. Bütün bu kötülük pratiklerine ve kötücül politikalara karşı muhalefetin ve duyarlı tüm çevrelerin birlikte hareket etmesi çok önemlidir. Özellikle demokrasi güçlerinin hızla her alanda koordine olarak, bu felaketin acılarını azaltma ve yaraları sarma konusunda sorumluluğu var. Bu dayanışma eğer gerçekten güçlü bir şekilde örülürse ki biz örülebileceğine inanıyoruz, geleceğimizi de bu anlayış üzerine inşa etmenin yolunu açacaktır. İnsan merkezli, kamuyu esas alan, yerel demokrasiye dayanan bir sistem inşası için de bu dayanışma bizlerin yolunu açmaktadır. 

 

*****

KCK'nin kararını dikkate alın

KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanlığının deprem sonrası aldığı eylemsizlik kararını hatırlatan Sancar, şu çağrıda bulundu: “Bu ve benzeri kararlar, önemlidir. Bir yandan yoğun bir savaşın sürdüğü ve tüm gelirlerin savaşa aktarıldığı bir ortamda, çatışmaların durmasına zemin hazırlayacak böyle bir karar önemlidir. Dayanışma felaketten doğmuş olsa bile, yeni imkanların yeni yolların kapısını açar. Bir kez daha bu vesileyle diyalog ve müzakerenin değerine vurgu yapmak istiyoruz. Devletin de iktidarın da savaş ve güvenlikçi politikaları bu dönemde bitirilmelidir. Bunu da önümüzdeki dönem için önemli bir adım olarak değerlendiriyoruz.”

 

*****

HDP ne yapıyor?

HDP’nin deprem bölgesinde sahada çalışmalarını sürdürdüğünü, halkla dayanışmaya devam ettiğini söyleyen Sancar, şunları paylaştı: “HDP olarak depremin yaşandığı ilk gün Ankara ve Amed'de Merkezi Kriz Koordinasyonlarımızı hemen kurduk. Bunun yanı sıra depremin yaşandığı bölgelerde etkin bir çalışmanın yürütülmesi için örgütlü olduğumuz il ve ilçelerde seçim koordinasyon merkezlerimizi yerel Deprem Kriz Koordinasyon Masalarına dönüştürdük. Şu an 3 binden fazla arkadaşımız, birinci dereceden sahayı koordine ederken, binlerce arkadaşımız da aktif olarak çalışıyor. Bunun dışında Meclis Grubumuz, Gençlik ve Kadın meclislerimiz bir bütün olarak sahadalar. Deprem sonrası yıkımının en ağır olduğu 6 ilde, vekillerimiz sürekli ve dönüşümlü bir şekilde halkımızla iç içe yaraları sarmaya ve acıları azaltmaya katkı sunuyor. 

300 bin ayrı iletişim

Koordinasyon Merkezini dün itibarıyla yaklaşık 60 bin başvuru yapıldı. Bu görüşmeler sonucu yaklaşık 300 bin ayrı iletişim gerçekleştirildi. Enkaz altındaki insanlarımıza acil müdahale için bulundukları yerin AFAD'a bildirilmesinden acil yardımların organize edilmesi ve deprem bölgelerine ulaştırılmasına kadar her alanda seferber olduk. Arkadaşlarımız kurtarma çalışmalarında bizzat yer aldı, yer almaya devam ediyor. Deprem bölgelerinden Ankara, Mersin, Urfa, İstanbul ve Kayseri'deki hastanelere taşınan ve bu hastanelerde tedavi gören, taburcu olan 12 bin 322 afetzede ile temas kuruldu. Erzak ve malzeme yardımları koordine edilmeye devam ediliyor.

617 araç ulaştırıldı

Şu ana kadar TIR, kamyon ve kamyonet olmak üzere 617 araç deprem illerine, ilçelerine ve köylere tarafımızdan ulaştırıldı. Evlerde misafir etme çalışmaları kapsamında 26 farklı ilden aldığımız aramalar sonucunda 345 aileyi konuk edecek imkânlar yaratıldı. Merkezi Kriz Koordinasyonu bünyesinde teknik, ulaşım ve konaklama, AFAD ile iletişim ve illerle iletişim ekibi olmak üzere, dört ayrı komisyon kurduk. Kurduğumuz ihbar hatlarından gelen bilgiler arkadaşlarımız tarafından teyit edilerek AFAD’a, il kriz koordinasyonlarına iletilerek, yardımların ulaşması sağlanmaya çalışılıyor. Hatlarımız 24 saat açık tutuluyor.

Muhtarların yüzde 75'ine ulaşıldı

Adıyaman, Maraş, Hatay ve Malatya’nın tüm ilçeleri ile Antep’in İslahiye ilçesi mahalle muhtarlarını aradık. Toplam 24 ilçemizde bin 148 muhtarımızla iletişime geçtik. Tabii ki deprem dolayısıyla iletişim sorunları var, ulaşamadıklarımız da oldu, ancak muhtarların yüzde 75'i ile iletişim kurmayı başardık. Genel ihtiyaçları ve acil gereksinimleri konusunda notlarımızı tutup Kriz Koordinasyon Merkezimize, oradan da ilgili birimlere ilettik, bu çalışmalarımız devam ediyor. 

Seferber olmaya devam

Havalar soğuk, bu nedenle çadır ihtiyacı da ilk sırada yer alıyor. Birçok yere henüz ulaşılamamış. Barınma ve ısınma ihtiyacı depremden etkilenen bölgelerdeki bütün insanlarımız için geçerlidir. Daha fazla dayanışma için seferber olmaya devam edeceğiz. Acımız, yaramız büyük ama dayanışmamız da yine aynı şekilde büyüktür.”