İlk ve son bir kere ‘tarihten bir sayfa’

Veysi SARISÖZEN yazdı —

22 Eylül 2020 Salı - 23:00

  • TKP ve TİP, yaptıkları “yanlışların” ya da “zaaflarının” sonucunda tarihe karışan partiler değildir. Bundan dolayı Özgüden gibi tarihe malolmuş bireylerin birbirinden nitel olarak farklı değerlere sahip olduklarını da dikkate almayı öneririm.

Doğan Özgüden’in kişisel mücadele tarihine saygı duyarım. TKP’ye ve TİP’e yönelik kimi eleştirilerinin haklı olduğunu da düşünürüm.

Buna karşılık belirli misyonlara sahip partilerle Özgüden gibi tarihe malolmuş bireylerin birbirinden nitel olarak farklı değerlere sahip olduklarını da dikkate almayı öneririm. Belirli bir misyona, programa, örgüte sahip partileri harekete geçiren yasalarla, yüksek donanımlı, bilgili, ilkeli bireyleri harekete geçiren yasalar birbirinden farklıdır.

Özgüden Artı Gerçek’te TKP’ye ve TİP’e yönelik sert bir eleştirel-tarihsel yazı yazdı. Bu yazının merkezinde TKP’nin 12 Eylül rejimine faşist demeyişiyle ilgili suçlamalar yer alıyor. Bana kalırsa, Cuntayı 1980 yılında nasıl değerlendirdiğimiz, birbirimizle nasıl kavgalar ettiğimiz, bugünün dünyasında hiçbir aktüel değere sahip değil.

TKP ve TİP, yaptıkları “yanlışların” ya da “zaaflarının” sonucunda tarihe karışan partiler değildir.

Sahip oldukları misyonlarının sonucunda diğer birçok KP gibi, tarihe karışmışlardır. (Bugün hala bu partileri yeniden inşa için çabalayanları elbette saygıyla karşılamak gerekir.)

Bu partiler Komintern’in “seksiyonları” olarak kuruldular. Komintern dünya partisiydi, TKP de onun Türkiye’deki seksiyonuydu. KP’ler Komintern lağvedildikten sonra Komünform’la birliklerini devam ettirdiler. Komünformun da dağıtılmasından sonra birliklerini Moskova’nın önderliğinde yapılan Komünist ve İşçi Partilerinin uluslararası toplantıları temelinde sürdürdüler. Sovyetler Birliği Komünist Partisi’nin dağılmasıyla birlikte diğer partiler gibi, TKP ve TİP’in de misyonları sona erdi. Sovyet devrimiyle doğmuşlardı, Sovyet devriminin yenilgisiyle onlar da yenildiler ve dağıldılar.

Eğer tarih böyle değil de tersine yaşansaydı, Sovyetler yaşıyor olsaydı, belki şu anda TKP ve TİP, Türkiye işçi sınıfının öncüsü olarak PKK ile aynı cephede yer alacaktı. Örneğin Behice Boran ölümünden bir iki yıl önce, TİP Genel Sekreteri Zeki Kılıç’ın Abdullah Öcalan’la görüşmesinin akabinde TKP’nin PKK karşıtı ajitasyonuna karşı çıkmıştı ve biz de zaten bu ajitasyonu durdurmuştuk. TKP saflarında mücadele etmiş çok sayıda yoldaşımız partinin dağılmasından az önce ve hemen sonra PKK’yle aynı safta mücadeleye katılmıştı. Bu olgular eğer yaşasaydı bu iki partinin PKK ile tek cephede yer alacağını gösteren işaretlerdir.

O nedenle şöyle diyebilirim; Biz bugün TKP ve TİP’in “hatalarından” değil, bu iki partinin “varolmayışından” zarar görüyoruz.

TKP ve TİP’in bıraktığı boşluk, ne yazık ki doldurulamamıştır. Türkiye işçi sınıfının devrimci mücadelesi bu iki parti kadar güçlü bir öncüye kavuşamamıştır.

TİP’in damgasını vurduğu 15-16 Haziran Büyük İşçi İsyanı gibi bir kalkışma, bugün gerçekleşse, Türkiye’deki ve Kürdistan’daki devrimci süreç birleşir ve faşist rejime son verebilirdi. TKP’nin öncülüğünde DGM’lere karşı zaferle sonuçlanan genel grev ve sonra kapitalizme karşı “DGM’yi ezdik sıra MESS’de” sloganıyla örgütlenen genel grev bugün tekrarlansa, PKK ile TKP ve TİP tüm Ortadoğu devriminin kolektif öncüleri olarak zafere yürürdü.

Elbette şimdi bu yolu açmak için savaşan güçler var. MLKP’den TKP-ML’ye, Devrim Partisi’nden, Maoist Parti’ye kadar nice partiler PKK’yle, YPG/YPJ’yle aynı saflarda Türk emperyalizmine ve faşizmine karşı savaşıyorlar.

Bana sorarsanız, geçmişte birikmiş tüm devrimci deneyime sahip çıkmanın bugün büyük bir anlamı vardır.

TKP’nin de, TİP’in de, THKO’nun da, THKP-C’nin de, TİKKO’nun da tarihsel deneyimleri bugünkü mücadele için büyük önem taşımaktadır.

Eğer yanılmıyorsam ağır eleştirilerine rağmen Doğan Özgüden de böyle düşünmektedir.

(Batı Berlin’de, vaktiyle ATTF’nin yayın organı olarak sürgündeki TKP’li komünistler tarafından yayınlanan Kurtuluş Gazetesi Özgüden’in dediği gibi Evren’le Brejnev’in resimlerini yan yana basarak Türkiye/Sovyet dostluğunun 60. Yılını kutlamıştır. Bu TKP’de sert tartışmalara neden olmuştur. SB, DDR, Bulgaristan ve Çekoslavakya KP’leri o dönemde bize “cunta rejimine faşist dememe” konusunda telkinlerde bulunmuştur. Cuntanın biri tırnak içinde Kemalist, diğeri faşist iki kanada ayrıştığı yönünde istihbari bilgiler vermişlerdir. Bu açıdan sosyalist ülkelerin Cuntaya ayrımlı yaklaşacağı bildirilmiştir.

Özünde NATO’da çatlak yaratmaya dönük bu manevraların devlet politikası olduğunu bizler o tartışmalar esnasında elbette anladık. Bu devlet politikalarına zarar vereceği söylenen faşizm terimini zarar vermeme adına kullanmadık. Buna karşılık kardeş partiler partimizin Evren rejimine karşı mücadeleyi gevşetmesi yönünde asla telkinde bulunmadılar. Nitekim partimiz rejime faşist diyen partiler nasıl savaştıysa öyle savaşmıştır. Aynı şekilde ağır bedel ödemiştir.)

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.