İmralı’da hukuk hiç bir zaman işlemedi

8 Ekim 2021 Cuma - 21:00

Kürt halkı Uluslararası Komplo'yu protesto ediyor

Kürt halkı Uluslararası Komplo'yu protesto ediyor

  •  “Aradan 23 yıl geçti. Komplo her ne kadar İmralı tecrit sistemi ile devam ettirilse de, Sayın Öcalan’ın ve Kürt halkının buna cevabı demokratik ulus çözümü ve İmralı duruşunu daha fazla sahiplenmek ve büyütmek oldu.”

    DENİZ YILDIZ 

     Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, 9 Ekim 1998’de uluslararası güçler eli ile Suriye’de çıkarılmasına ilişkin “Senaryoyu Batı yazdı, temel aktör Batıdır. Türkiye’ye gardiyanlık ve infaz rolünü verdi” diye tanımladı. Öcalan’a dönük komplonun üzerinden 23 yıl geçmesine rağmen komplo devam ettirilmek isteniyor. 9 Ekim Komplosunun yıl dönümü vesilesiyle görüştüğümüz Asrın Hukuk Bürosu avukatlarından Serbay Köklü, sorularımızı yanıtladı. 

     9 Ekim Komplosunun 23. yılında ve mutlak tecritin devam etttiği bir ortamda komplonun amacını özetleyebilir misiniz? 
     Uluslararası komployu değerlendirirken komployu, şuan uzun bir sürece ve geniş bir alana yayılmış olarak yaşanmakta olan Ortadoğu merkezli savaşlarla birlikte ele almak gerekiyor. Zira Uluslararası Komplo tek bir ulus devletin veya tek bir uluslararası gücün operasyonu olarak değil birbirine karşıt görünen NATO merkezli bir operasyonun sonucu olarak gerçekleşmişti.
    Bu operasyonda ABD, İsrail, İngiltere, Rusya, Almanya, Hollanda, Türkiye, Yunanistan, Mısır, Kenya vb. gibi birçok ulusal ve uluslararası güç Sayın Öcalan’ı etkisiz hale getirmek için bir şekilde bir araya gelmişti. Bu operasyon Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) kapsamında gerçekleşmiş ve BOP’un en önemli ve en stratejik adımlarından biriydi. 
    Küresel bir kriz aşamasında olan kapitalist modernite güçleri Ortadoğu’nun yeniden dizaynı sürecinde ilk hamle olarak 20. yüzyılda iradesiz ve nesne pozisyonda tuttukları Kürt halkını yeniden iradesiz ve nesne halinde tutmak istemişlerdi.
Sayın Öcalan’ın hedef seçilmesinin nedeni de 20. yüzyılda Kürt halkına uygun görülen soykırım kıskacında nesneleşmiş ve iradesiz yaşamı tersyüz etmiş ve Kürt halkını irade ve özne haline getirirken, ulusal birliği ve halkların kardeşliğini esas almış olmasıydı. Bu da Ortadoğu’ya yönelik müdahale konsepti için en büyük engel konumundaydı. 
    Bu nedenle Sayın Öcalan etkisiz hale getirilerek kendisi ve felsefesi ile Kürt halkının ile bağı koparılmak istendi. Ancak aradan geçen 23 yılda komplo İmralı tecrit sistemi ile devam ettirilse de, Sayın Öcalan’ın ve Kürt halkının buna cevabı demokratik ulus çözümü ve İmralı duruşunu daha fazla sahiplenmek ve büyütmek oldu. 

    Türkiye’nin, Kuzey ve Doğu Suriye topraklarına yönelik saldırıları 2019’un 9 Ekim’inde fiili işgale dönüştü. Bu tarih ile Kürtlere bir mesaj mı verilmek istendi?
    Uluslararası komployu da İmralı tecrit sistemini de sadece Türkiye ulus devlet sisteminin etki sınırları içerisinde ele almak bir yanılgıya yol açacaktır. Her ikisi de uluslararası egemen güçlerin konsepti dahilinde geliştirilen uygulamalardır. Hiç şüphesiz burada Türk Devlet elitlerinin Kürt halkının kazanımlarına yönelik yaklaşımlarının da payı söz konusu. Ancak burada esas mesajı verenin Sayın Öcalan’ı demokratik ulus çözümünden vazgeçirmeye çalışan uluslararası güçler olduğunun altını çizmek gerekir.
    Türkiye Devleti’nin savaş çizgisinde ısrar eden güçleri bu tarihi seçmişlerdir ama bu tarihin bir uzlaşmanın sonucu olduğunu da görmek gerekir. Zira NATO ve dolayısıyla ABD’nin izin vermediği bir sınır ötesi operasyonun mümkün olmayacağı bilinen bir gerçeklik. 
    Bu açıdan bu tarih belirlenirken komplonun güncel olduğu ve Kürt halkına yönelik teslimiyeti dayatmaktan vazgeçilmediği bir kez daha ortaya konulmuştur. Bu siyasetin ise artık geldiğimiz dönem itibariyle başarılı olmadığı ve olamayacağı ortaya çıkmıştır. Bu politikada ısrar kimse için kazanıma yol açmadığı gibi halklar için kayıpları derinleştiren bir noktada yer almaktadır. 

    Uluslararası Komplo’da nasıl bir hukuk ve insani değer ihlali gerçekleşti. Öcalan’ın dünya görüşü nasıl bir baskı ile karşı karşıya? 
    Sayın Öcalan’a yönelik dünyada emsali olmayan bir uluslararası operasyon düzenlendi. Bu operasyonda az önce saydığımız birçok dünya gücü yer aldı. İngiltere daha başından Sayın Öcalan ile ilgili “istenmeyen kişi” kararını aldı. Avrupa’nın “saygın” devletleri İtalya, Yunanistan iltica başvuruları hakkında işlem bile yapamadı. Rusya bir ticari antlaşma ile itibarını hiçe saymaktan çekinmedi. Almanya tavrını en başından ortaya koydu. ABD-İsrail başından sonuna kadar operasyonu yönetti. Dünyanın en “tehlikeli” görülen Lenin veya Humeyni gibi liderleri için alınmayan bu önlemler Öcalan için neden alınmıştı. 
Yine aynı şekilde şuan 23 yıldır emsali olmayan bir tecrit sistemi ile karşı karşıya tutulmakta. Uluslararası komplo ve İmralı tecridi her ikisi de Sayın Öcalan’ın şahsına özel olarak uluslararası konsept dahilinde geliştirilip uygulanmakta.
    Sayın Öcalan’ın bu düzeyde bir baskıya maruz kalmasının en önemli nedeni Kürt halkını kendi şahsında birleştirirken, kapitalist moderniteye karşı hem Ortadoğu’da hem de tüm dünyada öncü irade haline getirmiş olmasıdır. Sayın Öcalan’ın kapitalist moderniteye karşı demokratik moderniteyi somut uygulanan bir program haline getirip ortaya koymuştur. Ortadoğu halklarının birlikte yaşamını mümkün kılan demokratik ulus çözümünü geliştirmiştir. 
Bugün tüm dünyada demokrasi çevreleri, entelektüel camia içerisinde görüşleri hızla yayılmakta ve yakın ilgi görmektedir. Bu da Sayın Öcalan’ın evrensel niteliğini ortaya koyan bir durum. Bu açıdan hem kendisi hem de görüşleri etrafında bir araya gelmiş Kürt halkı sürekli saldırıya uğramaktadır. 

    2011 yılından 2019’a kadar avukatlar olarak İmralı’ya gidişiniz çeşitli gerekçelerle engellendi. 8 yılın ardından açlık grevleri sonucu müvekkiliniz ile görüşebildiniz. 7 Ağustos 2019 tarihlerindeki son görüşmenin ardından da İmralı’ya gidişiniz engelleniyor. Öcalan’a uygulanan bu tecridin temel nedeni nedir? 
    Sayın Öcalan’a uygulanan tecridin arka planını anlamak için son avukat görüşme tarihi olan 7 Ağustos 2019 tarihindeki avukat görüşmesini ve o gün yaşanan bir kısım gelişmeleri hatırlamakta fayda var. Sayın Öcalan 7 Ağustos 2019 tarihli son avukat görüşmesinde tecrit ve Kürt meselesinin çözümü ile ilgili basına da yansıyan bir kısım bazı değerlendirmeler yapmıştı. Sayın Öcalan o tarihte 21 yıldır devam eden tecrit politikasının, Kürt meselesinde savaş çizgisinin bir yansıması olduğunu ve kendisinin de 21 yıldır bu savaş çizgisine karşı barış çizgisi ile direndiğini ifade etmişti. Koşulları sağlanması durumunda da bir haftada bu sorunu çözebileceğini söylemişti. 
    7 Ağustos 2019 tarihinde İmralı’da Sayın Öcalan avukatları ile görüşürken aynı zamanda Ankara’da da ABD heyeti ile Türkiye Heyeti arasında Kuzey Suriye’ye müdahalenin de zemini tartışılmaktaydı. Bu tarihten sonra Türkiye devleti açısından Kürt meselesini şiddet politikası ile bastırma eğilimi devam ederken bunun yansıması da İmralı tecridini de derinleştirmek oldu. Bu tarihten sonra da herhangi bir avukat görüşmesine izin verilmedi.
İfade etmeye çalıştığımız iki konu tecridin arkasındaki konsensüsü ve Sayın Öcalan’ın iradesinin yani İmralı duruşunun anlaşılması için önemli örneklerdir. Zira Kürt meselesinde baskı ve şiddet siyasetinin etkin uygulandığı dönemlerde bunun ilk yansıması İmralı Cezaevi olmaktadır. Yine Kürt meselesinde demokratik çözümün imkan dahilinde görüldüğü dönemlerde de ilk yansıma İmralı Cezaevi’nde olmaktadır. Şöyle ki; 8 yıla yakın kesintisiz avukat görüş engellemesinden sonra üç ay içerisinde yapılan 5 avukat görüşmesi toplumda yeniden umudun canlanmasına vesile oldu. Sayın Öcalan buna “umut” ve “yaşatma siyaseti” isimlendirmesi yapmıştı. Bugün de iki yılı aşkın bir süredir avukat görüşmelerine izin verilmemekte toplumun tamamı baskı ve şiddet politikası ile kuşatılmış durumdadır. 

    Öcalan’ın 2009 yılında AİHM’e gönderdiği savunmasına ek olarak hazırladığı "Yol Haritası" gerekçesiyle, çeşitli tarihlerde disiplin cezaları verildi. En son yaptığınız başvurular sonucu Ocak 2021 tarihinde müvekkilinize yeni bir disiplin cezasının verildiği ortaya çıktı. Kısaca bu disiplin cezalarından bahseder misiniz? Hukuku olarak aynı gerekçeyle birkaç defa disiplin cezası verilmesi mümkün müdür? Mümkün değilse İmralı’da hukuk hiçbir zaman işlenmedi diyebilir miyiz? 
    Bizler İmralı tecrit sistemi nitelendirmesini yaparken sistem kelimesini özellikle kullanmaktayız. Burada ifade etmeye çalıştığımız İmralı Cezaevi’nin daha kuruluşundan itibaren hukuksuzluğu ve keyfiyeti esas almış olması ve bu hukuksuz ve keyfiyet ile geliştirilen ölçülerin adım adım tüm ülkeye yayılmasıdır. Bu nedenle evet İmralı’da hukuk hiçbir zaman işlemedi diyebiliriz.  
    Hukuksuzluk ve keyfiyet için birkaç örnek ile hatırlatma yapacak olursak; hatırlanacağı üzere sekiz yıl kesintisiz avukat görüşmelerinin engellendiği dönemde 15 Temmuz 2016 yılına kadar tamamıyla keyfi gerekçeler olan “gemi arızası” ve “hava muhalefeti” gerekçeleri öne sürülüyordu. Yazın ortasında hava günlük güneşlik iken bile hava muhalefeti cevabı verilebiliyordu.
    15 Temmuz 2016 tarihinden sonra 20 Temmuz 2015 tarihinde ilan edilen OHAL gerekçesi ilk defa İmralı Cezaevi uygulanmaya başlandı. Daha sonra KHK ile getirilen düzenlemeler ve son olarak da şuan sorunuzda ifade ettiğiniz 2009 yılına ait gerekçe ile kurulan disiplin cezaları avukat ile görüşmeleri engellemek için ileri sürülen gerekçeler oldu. 2019’dan sonra bir buçuk yıla yakın bir süre de başvurulara hiçbir şekilde cevap verilmediği durumlar oldu.
    Avukat görüşmeleri engellemek verilen veya verilmeyen bu cevapların hiçbirinin hukuki olmadığını hepimiz biliyoruz. Hatta bu konuda en iyi örnek 2019 yılında Adalet Bakanı’nın yapmış olduğu açıklamaydı. Adalet Bakanı açıklamasında İmralı’da görüşme yapmak için hukuki bir engelin olmadığını ifade etmişti. Ancak buna rağmen 7 Ağustos 2019 tarihinden sonra bir yıldan fazla başvurularımıza hiçbir şekilde cevap verilmedi.
    Hukuksuzluğa bir başka çok önemli örnek CPT’nin 5 Ağustos 2020 tarihinde yayımladığı rapordan sonraki gelişmeler olmuştur. CPT, bu tarihte İmralı adasında avukat ve aile görüşmelerinin engellenmesinin kabul edilemez olduğunu belirtmiş ve derhal görüşmelerin sağlanması tavsiyesini iletmişti. Ancak Türkiye hükümetinin buna cevabı Eylül ayında yeni yasaklama kararları ve disiplin cezaları almak oldu. Bunlar hukuki gerekçelerle verilen kararlar değildi. Sizin de sorunuzda ifade ettiğiniz şekilde hukuka aykırı kararlardı. Ancak maalesef görüşmelerin engellenmesi için önümüze sürülen keyfi kararlar ve cezalar oldu. 

Hukuksuzluğa çok önemli bir başka örnek de CPT’nin 5 Ağustos 2020 tarihinde yayımladığı rapordan sonraki gelişmeler olmuştur. CPT, bu tarihte İmralı adasında avukat ve aile görüşmelerinin engellenmesinin kabul edilemez olduğunu belirtmiş ve derhal görüşmelerin sağlanması tavsiyesini iletmişti.

    Son süreçte siyaset alanında tartışılan Kürt sorunu tartışmalarına gelmek istiyorum. Buna ilişkin bir yazılı açıklamanız oldu. Öcalan'sız Kürt sorununun çözümünü konuşmanın kalıcı bir çözüm yolu olmadığını belirtiniz. Bu tartışmalarla ne yapmak istiyorlar? Öcalan'sız bir çözüm mümkün mü? 
    Bu tartışmalar ile ilgili olarak bizlerin niyet okuma gibi bir durumu söz konusu değil olamaz da. Bu açıdan ne yapmak istediklerini zaman içerisinde hep birlikte göreceğiz. Ancak ne yapıldığı ve ne yapılması gerektiği konusunda herkes gibi bizlerin de söz söyleme hakkı bulunmaktadır. Üstelik bu 7 Ağustos 2019 tarihinden bugüne kadar avukatları ile görüşmesine izin verilmeyen ve 15 Mart 2021 tarihinden bugüne kadar da hiçbir şekilde haber alınamayan müvekkilimiz Sayın Öcalan ile ilgili bir konu ise kendisine yönelik uygulanan tecride ve söz hakkına işaret etmek hak olmaktan öte bir sorumluluk gereğidir. 
    Biz de bu açıdan öncelikle Sayın Öcalan ile ilgili yürütülen bu tartışmada İmralı’da hukuksuzca ve işkence niteliğinde yürütülen mutlak tecridin altını çizdik. Bununla birlikte gerçekten Kürt meselesinin çözümü ile ilgili bir tartışma yürütülecekse herkesin bildiği ve tanık olduğu gibi 1993 yılından bugüne kadar Kürt meselesinin demokratik çözümü için çaba sarf eden ve 23 yıldır da İmralı tecrit sistemi’ne rağmen İmralı duruşu ile derinleştiren müvekkilimizin çabalarını hatırlatmak istedik. Nitekim açıklamamız öz itibariyle bu şekilde. 
    Bununla birlikte bugün dört ulus devlet sınırları içerisinde yer alan, birçok farklı denklemin ve boyutun yer aldığı ve yine birçok ulusal ve uluslararası gücün müdahil olduğu Kürt Meselesini kim nereden ve hangi boyuttan tartışmak istiyorsa tartışabilir. Ancak tartışmanın amacı çözüm üretmek ise her konuda olduğu gibi bu konuda da meseleyi doğru tarif etmek ve değerlendirmek gerekir. Sayın Öcalan tüm bu dinamikler içerisinde “koşullarım sağlanırsa 1 haftada çözerim” derken kendi gücünü ve muhataplığını zaten ortaya koymaktadır. Ve yine bu gücü ve muhataplığından kaynaklı işkence niteliğinde çok ağır bir tecride maruz kalmaktadır. 

7 Ağustos 2019 tarihinden bugüne kadar avukatları ile görüşmesine izin verilmeyen ve 15 Mart 2021 tarihinden bugüne kadar da hiçbir şekilde haber alınamayan müvekkilimiz Sayın Öcalan ile ilgili bir konu ise kendisine yönelik uygulanan tecride ve söz hakkına işaret etmek hak olmaktan öte bir sorumluluk gereğidir.

İktidarcılık zehirli bir kanserdir

  •    Asrın Hukuk Bürosu avukatı Serbay Köklü, Kürt Halk Önderi Öcalan'ın; “İktidarcılık insanın etnik, sınıfsal, dinsel, mezhepsel ve cinsel bütün ilişkilerinde baskı ve tahakkümü dayatmaktadır” sözünü hatırlatarak gerçek çözümün bundan uzaklaşmakta olduğunu vurguluyor.

    Bugün yaşananları Sayın Öcalan, uzun sürece ve geniş alana yayılmış bir üçüncü dünya savaşı olarak nitelendiriyor İmralı tecrit sistemi. Bu konuda aynı zamanda kapitalist modernitenin tüm kurumları ile bir krizi, Ortadoğu’nun da bir kaosu yaşadığını düşünmektedir. Kaldı ki bu konulara ilişkin değerlendirmelerini gerek Ortadoğu uygarlığını gerekse kapitalist modernitenin kendisini ayrıntılı bir şekilde çözümleyerek sunumlarında ifade etmektedir. Nitekim Ortadoğu’nun genelinde 21. Yüzyılda yaşananlar Sayın Öcalan’ı doğrulamaktadır. 
    Bugün yaşanan ekonomik kriz, yangınlar ve küresel ısınmalarla ifade edilen ekolojik kriz, her boyutu ile toplumsal kriz, yerinden edinmeler, yıkımlar ve ölümlerle karşılık bulan siyasal kriz vb. gibi krizler uzunca bir süredir zaten Ortadoğu’nun gündemindeydi. Bu krize Ortadoğu özelinde yeni olarak pandemik kriz eklenmiş oldu. Ancak gerçek olan bu krizler yeni ortaya çıkmış olması değildir; sadece dünyanın tamamına yansıması yeni olmaktadır. 
    Sayın Öcalan, iktidarcılığı temas ettiği her canlıyı zehirleyen bir kanser hücresine benzetmektedir. Bugün krizlerin kaynağında da iktidarcılığı görmektedir. İktidarcılık insanın etnik, sınıfsal, dinsel, mezhepsel ve cinsel bütün ilişkilerinde baskı ve tahakkümü dayatmaktadır. Yine doğa ile ilişkisinde de bu zehirlenmeyi dayatmaktadır. Bugün kapitalist modernite içerisinde yaşadığımız birçok form bu baskı ve tahakkümü yansıtmaktadır. Sayın Öcalan özetle tüm bu krizlere karşı hayatı demokratikleştirmeyi önermektedir. Nitekim bu nedenle kapitalist moderniteye karşı demokratik moderniteyi geliştirmiştir. Zira demokratik nitelik kazanmış ilişkilerde farklılıklar bir tehdit olmaktan çıkacak ve zenginlik haline gelecektir. Bu ekolojik siyasal ekonomik toplumsal birçok alan için geçerli bir durumdur. 
 

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.