• İran savaşı, silahlı grupları devlete entegre etmek için potansiyel bir fırsat yaratmış gibi görünüyor, ancak Bağdat'ın hâlâ önemli engelleri var.
  • Her yeni Irak hükümeti, iddialı vaatlerle göreve gelir, ancak güçlü siyasi partiler, kökleşmiş patronaj ağları ve hükümetin içinde ve dışında etki sahibi silahlı aktörlerle karşılaştığında reform gündemleri genellikle ivme kaybeder. Zeydi hükümeti de benzer bir süreçle karşı karşıya.

 

Renad Mansour- Çeviri: Yeni Özgür Politika

ABD-İsrail ile İran savaşı sürerken, yeni Başbakan Ali ez-Zeydi liderliğindeki Irak hükümeti, önceki hükümetleri de uzun süredir uğraştıran bir sorunla karşı karşıya: Halk Seferberlik Güçleri (PMF) şemsiyesi altında gevşek bir şekilde bir araya gelen ve hükümetin doğrudan komutası dışında faaliyet gösteren düzinelerce silahlı grubu üzerinde anlamlı bir otorite kurmak. Sorun, İran destekli bazı grupların Irak’ı, Bağdat’ın kaçınmaya çalıştığı bölgesel çatışmanın içine çekmesi nedeniyle giderek daha acil hale geliyor.

Bu uzun süredir devam eden mesele son haftalarda yeni bir ivme kazandı. Saraya es-Selam silahlı grubunun lideri Şii din adamı Mukteda es-Sadr, Mayıs'ta grubuyla entegrasyonu desteklediğini açıkladı. Daha dikkat çekici olanı ise Asaib Ehl el-Hak silahlı grubunun lideri ve uzun zamandır Tahran müttefiki olan Kays el-Hazali’nin de grubuyla devlete entegre olacaklarını işaret etmesiydi. Sadr, daha önce de benzer taahhütlerde bulunmuştu, ancak bu tür söylemlerin şimdi daha geniş bir aktör yelpazesi tarafından tekrarlanması dikkate değerdir.

Bazı fraksiyonlar bunu reddetti. Bunlar arasında İran’ın “direniş ekseni”ne daha derinlemesine gömülü olan Kataib Hizbullah ve Harakat Hizbullah en-Nuceba gibi gruplar yer alıyor. Bu gruplar, Bağdat’ın politikalarından bağımsız olarak savaşmaya devam edeceklerini açıkça belirtti. Bu tutum, her türlü entegrasyon çabasının sınırlarını ortaya koyuyor: Irak kurumlarında en büyük yerli siyasi çıkarı olan gruplar entegrasyona en açık olanlar; Tahran’ın bölgesel projesine daha fazla sadakat duyan grupların ise kendilerini Bağdat hükümetine tabi kılmak için daha az teşviki var.

Ana soru, Irak hükümeti ve müttefiklerinin bu gruplarla yüzleşmek için hem yeteneğe hem de iradeye sahip olup olmadığıdır. Bir hükümet istihbarat subayının drone saldırısında öldürülmesi ve Irak Dışişleri Bakanı’nın bunu “içerideki fraksiyonlara” bağlaması, böyle bir yüzleşmenin muhtemelen tehlikeli olacağını gösteriyor.

Her yeni Irak hükümeti, iddialı vaatlerle göreve gelir, ancak güçlü siyasi partiler, kökleşmiş patronaj ağları ve hükümetin içinde ve dışında etki sahibi silahlı aktörlerle karşılaştığında reform gündemleri genellikle ivme kaybeder. Zeydi’nin yeni hükümeti, savaşın bu döngüyü kırmak için bir fırsat sunup sunmadığını yoksa temel engellerin hâlâ yerinde mi durduğunu değerlendirmek zorunda.

Artık tarafsız değil

Bağdat, HAMAS’ın 7 Ekim 2023’teki İsrail saldırısının ardından tırmanan bölgesel çatışmadan Irak’ı korumaya çalıştı, ancak ABD-İsrail’in İran’la son çatışma aşaması, bu stratejinin sınırlarını gözler önüne serdi. Önceki tırmanışlarda, özellikle Haziran 2025’teki 12 günlük savaşta, İran müttefiki Iraklı silahlı gruplara büyük ölçüde “kenarda dur” talimatı vermişti. Irak’ta istikrarı korumak Tahran’ın çıkarına hizmet ediyordu: Irak, yaptırımlar döneminde önemli bir ekonomik cankurtaran halatı sağlıyor ve İran’ın riske atmak istemediği stratejik derinlik sunuyordu.

Bu hesaplama değişti. Tahran kendisini varoluşsal bir çatışmanın içinde görüyor ve artık bölgede veya Irak’ta statükoyu koruma peşinde değil. Aksine Irak’ı, etkisini yansıtmak ve bölgesel caydırıcılığı güçlendirmek için ana arenasından biri olarak görüyor; bunu yaparken rakiplerine çatışmanın ekonomik ve güvenlik maliyetlerini artırmayı hedefliyor. Savaş sırasında İran destekli Irak milisleri, Irak’ta ve bölgede ABD hedeflerine yönelik saldırıları üstlendi; ABD ve İsrail ise Irak’taki gruplara hava saldırıları düzenledi. Irak’taki silahlı grupların varlığı, ABD-İsrail ile İran’ın Irak topraklarında hesaplaşması nedeniyle Bağdat’ın manevra alanını daralttı.

Iraklı siyasetçiler(Soldan ikinciye, sağa doğru / Mayıs 2024) Dönemin Irak Çalışma Bakanı Ahmed el-Esedi, eski Meclis Başkanı Muhammed el-Halbusi, Bedir Grubu lideri Hadi el-Amiri, dönemin Yüksek Mahkeme Başkanı Casim Muhammed Abbud ve dönemin Cumhurbaşkanı Abdullatif Reşid./foto:AFP

Bir fırsat penceresi mi?

Son yıllarda birçok Iraklı fraksiyon lideri, ülkenin görece istikrarının getirdiği faydaları bizzat yaşadı. Tahran projesiyle bağlantılı diğer ülkeler çatışma ve ekonomik krize sürüklenirken, Irak görece sakinlik ve ekonomik büyüme dönemleri yaşadı. PMF liderleri parlamentoda sandalye, bakanlık koltukları ve kamu hizmetleri genelinde nüfuz kazandı. Birçoğu için hükümete katılmak, sürekli direnişten daha kârlı hale geldi. Bu nedenle mevcut savaş, istikrardan elde ettikleri kazanımları tehdit ediyor. Irak bir savaş alanına dönüştükçe 'direniş', iş için giderek kötüleşiyor. Tüm bu gelişmeler, bazı PMF liderlerinin çıkarlarının hükümetin milislerin ülkeyi daha fazla çatışmaya sürüklemesini önleme çıkarlarıyla giderek örtüşmesi sayesinde potansiyel bir siyasi fırsat penceresi yarattı.

Eylem çağrısı yalnızca Irak içinden gelmiyor. Trump yönetimi, Bağdat’a karşı giderek sabırsızlanıyor; İran destekli silahlı gruplara karşı daha güçlü adımlar ve hükümetin silahlar üzerinde daha fazla kontrolünü talep ediyor. Henüz resmen Irak özel elçisi olarak ilan edilmeden önce de aktif rol oynayan Tom Barrack, entegrasyonu memnuniyetle karşıladı; bu, bölgedeki İran destekli silahlı örgütlerin etkisini azaltma yönündeki genel ABD hedefine uyuyor. Washington, İran etkisini kolaylaştırdığı şüphelenilen kişi ve kurumlara yönelik yaptırımları sürdürmeye devam ediyor. Iraklı yetkililer, hareketsizliğin ülkeyi daha büyük ekonomik ve diplomatik baskıya, özellikle Irak ekonomisi için hayati öneme sahip dolar akışına yönelik kısıtlamalara maruz bırakabileceğinden endişe ediyor.

Entegrasyon illüzyonu

Entegrasyon için siyasi koşullar daha elverişli hale gelse bile uygulama olağanüstü zor olmaya devam ediyor. Irak, daha önce benzer süreçler gördü. Örneğin 'Bedir' örgütü 2003’ten sonra resmen hükümet kurumlarına girdi, ancak bu, mevcut siyasi sadakatlerini koparmadı ve hükümet dışında nüfuzunu sürdürmeye devam etti. Bu, Irak siyasi sisteminin daha geniş bir özelliğini yansıtıyor. Güç sıklıkla informal ağlar üzerinden kullanılıyor. Kararlar genellikle hükümet binalarından ziyade parti karargâhlarında alınıyor. Üst düzey yetkililer, resmi amirleri kadar siyasi veya silahlı patronlara da hesap verebiliyor. Milis entegrasyonu için de aynı zorluk geçerli. Savaşçıları devlet kurumlarına nakletmek, sadakatlerini otomatik olarak hükümete aktarmaz. Bir Iraklı savaşçının kısa süre önce “Entegrasyon ne demek? Silahı sağ elimden sol elime geçirmektir” şeklindeki sözleri gibi. Resmi katılım, gerçek otoriteyi kimin elinde tuttuğunu mutlaka değiştirmez.

Kritik mesele, savaşçıların silahlarını saklayıp saklamaması değildir. Irak küçük silahlarla dolu. Daha önemli soru, fraksiyonların dron ve roket gibi yeteneklerini teslim edip etmeyeceği; zira bu yetenekler liderlerine devletten bağımsız olarak çıkarlarını savunma imkânı veriyor. Bu kabiliyetler ele alınmadan entegrasyon, gerçek bir zorlayıcı gücün Bağdat’a devrinden ziyade idari bir egzersiz riski taşıyor.

Çoğu grup resmen entegre olsa bile asıl derin mesele, komuta ve sadakatin de aktarılıp aktarılamayacağıdır. Bazı silahlı gruplar, silahsızlandırma veya entegrasyon programlarını kabul etse bile, onları ayakta tutan güç ağlarının devam etmesi muhtemeldir. Entegrasyon grupların yapısını resmen değiştirebilir, ancak güçlerini mutlaka azaltmaz veya bölünmüş sadakatler ve rekabet eden komuta zincirleri sorununu çözmez.

Bir dönüm noktası mı?

Zeydi hükümeti, son yıllardaki herhangi bir Irak yönetiminden daha elverişli bir milis reformu ortamı devralmış olabilir. Bölgesel çatışma, İran’ın kendi iç güvenlik sorunlarıyla meşgul olması, Washington’dan gelen baskı ve Irak elitleri arasındaki artan endişe, nadir bir çıkar yakınlaşması yarattı. Irak tarihi ise bir uyarı hikâyesi sunuyor. Yeni hükümetler genellikle iddialı vaatler ve geniş siyasi ivmeyle başlar. Bu iddialar, parçalı bir siyasi sistemde yönetme gerçekleriyle karşılaştığında sıklıkla solup gider.

Önümüzdeki aylar, mevcut momentin gerçek bir dönüm noktası mı yoksa yerine getirilmemiş reform söylemlerinin bir başka döngüsü mü olduğunu gösterecek. Bağdat, önceki hükümetlerin silahlı gruplar sorununu çözmesini engelleyen siyasi yapıları nihayet aşma zorluğuyla karşı karşıya. Şimdilik, bu yapıların temelden değiştiğine dair pek bir kanıt yok.

* Chatham House Ortadoğu ve Kuzey Afrika Programı Yardımcısı Direktörü Dr. Renad Mansour'un analizi çevrilerek düzenlendi.