İşçiler açısından pandemi

Nevra AKDEMİR yazdı —

11 Temmuz 2020 Cumartesi - 14:12

Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) çeşitli araştırmalar yapıyor ve Covid-19’un işçilerin sağlığı, işi ve geliri üzerindeki etkilerini gösteriyor. Bu yazıda araştırmalardan bazı verilerini aktarmayı deneyeceğim.

Araştırma, DİSK üyesi işçilerin katıldığı bir anketten üretilmiş.Bulguları şöyle: Sendika üyesi işçilerin yüzde 63’ünün (özel sektörde çalışanların yüzde 76’sının) çalışma biçimi değişmiş ve yüzde 41’inin çalışma süresi azalmış. Kadın işçilerin ise yüzde 81’inin çalışma içiminin değişmesi, salgının toplumsal cinsiyete göre yansımalarının ne derece değiştiğini ortaya koyuyor. Asli olarak bu değişiklikler ücret ve sosyal haklarda kayıplara neden olmuş. İşyerlerindeki çalışma süresi azalırken aslında evlerde sürdürülen işlerin işi nasıl daha uzun ve yoğun hale getirdiği başka araştırmalarda da ortaya çıkan veri iken, bu araştırmada ücret ödeneklerindeki düşüşün işçilerin nispeten daha güvenceli kesimini oluşturan sendikalı işçiler için bile hayatlarında önemli değişikliklere yol açtığı görünür hale gelmiş.

Kadın işçilerin yüzde 41,7’si, erkek işçilerin yüzde 34,1’i ücret ve gelir kaybı yaşamış, DİSK üyesi işçilerin yüzde 75’i pandemi döneminde ekonomik zorluk ile karşılaşmış; bunun sonucunda daha ucuz besinlere yönelim, borçların artması, kredi kartı borçlarını ödeyememe gibi durumlar öne çıkmış. Toplumsal eşitsizliklerin katmanlı yapısı, sömürünün de buna göre şekillenmesini sağlıyor elbette. İşçiler işten çıkarılma karşısında çalıştıkları dönemde birikim sağlayamadıkları için fazlasıyla endişeli. Zira araştırmaya katılan işçilerden yüzde 63’ü işsiz kaldıkları takdirde 1 ay bile geçinemeyeceklerini söylüyor. İşsizken 3 ay geçinemeyeceğini söyleyen işçilerin oranı ise tüm araştırmaya katılan işçilere oranla yüze 91. Aynı zamanda işçilerin yüzde 80’i pandeminin ekonomik krizi derinleştireceğine dair fikir birliğinde olması bir tür çaresizlik duygusunu pekiştiriyor. Bu durum, işçilerin yüzde 58’inin 3500 TL arasında kazandığı verisi ile beraber düşünülmesi gerekiyor. Bu izlenimlerin doğruluğunu, dünya genelinde pandemiyi takip eden 3 ay içerisinde ekonominin yüzde 3 oranında küçülmesine rağmen milyoner ve milyarder zenginlerin sayısı son bir senede yüzde 9 oranında artış göstermesinden anlıyoruz.

Araştırmalardan çıkan bir başka sonuç, kadınların ücretlerinin erkeklere göre yüzde 5 daha düşük olması. Kadınların daha büyük oranlarda ve miktarlarda işsiz kaldığını daha önce de ifade etmiştim. Araştırmada Covid-19 pandemisinin işçi kadınları işçi erkeklerden daha olumsuz koşullarda çalışmaya ve hayatlarını sürdürmeye zorladığı da açığa çıkmış. Kadın işçilerin yüzde 52’si, işyerindeki çalışma sürelerinin azaldığını ve dolayısıyla kadınların yüzde 42’si ücret kaybı yaşadığını ortaya koymuş. Kadınların karşı karşıya kaldığı çalışma biçimlerinin erkek işçilere göre daha fazla esnekleşmesi de kadınların daha fazla güvencesizleştiğini açıkça ortaya koyuyor elbette. Zira kadın işgücü yüzde 11, kadın istihdamı da yüzde 9 (erkek istihdamı yüzde 4,5) azalmış. Kadın işsizliğinin (geniş tanımlı) yüzde 45 olması, yani iş arayan her iki kadından birine düzgün bir iş imkanı sunulmaması da sadece ekonomik verilerle açıklanamaz. Zira Türkiye’de yaşayan her 4 kadından sadece 1’i çalışma ve gelir elde etme imkanına sahip olabiliyor.

Kadınların ev içi karşılığı ödenmeyen emek zamanının artması ve kadın işsizliği ile İstanbul Sözleşmesine atılan imzanın iktidar bloğu tarafından çekilmeye çalışılması beraber okunmalı. Kadınların biat etmesi beklenen düzen sadece ev içi eşitsizlikleri, piyasaya devredilen sosyal hizmetleri de, koşulları giderek ağırlaştırılan emek sömürüsünü de tolere etmek üzere, erkek-devlet-sermaye işbirliğini nasıl da ortaya döküyor. Bir hafta içinde olanların tek tek konuşulması dahi, iktidarın varlığını sürdürmek için ihtiyaç duyduğu düzeni açıklamaya bile gerek kalmadan ortaya sürüyor. İkide bir gündeme gelen İstanbul Sözleşmesinin iptali, yani kız çocuklarına tecavüzün ve kadına yönelik şiddetin yasal olarak mümkün hale gelmesi demek.

Dersim’de geçen sene yangınlar hakkında konuşurken bu sene dağ keçilerinin avı için ihaleye açılması gündeme geliyor. Yok edilen Dipsiz Göl, müzeden yine camiye dönüştürülen siyasetin turnusol kağıdı Ayasofya, 12 bin yıllık Hasankeyf’in 20 yıldır iktidarda olan bir dizi inşaatçı tüccar tarafından üstelik de korunması için alınan paralarla betona gömülmesi, otel ve tatil sitesi alanı kadar izanlı yanan ormanlar, cesedine bile ulaşılamayan genç kadınlar, kilometrelerce uzakta bile asla yakamızı bırakmayan Türkiye gündemlerinden küçük bir kesit sadece.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.