İzmir katliamı, biz ve ‘dostlar’

Forum Haberleri —

23 Haziran 2021 Çarşamba - 23:00

  • Deniz Poyraz canımızın İzmir’de katledilmesi bir kez daha göstermiştir ki; bizlerin en büyük zaaflarından biri de hayatımıza yapılan saldırılardan doğru dersleri çıkartma yetmezliğimizdir.

HÜSNÜ ÇAVUŞ

“Bütün veriler, mevcut statüko içindeki yaşamın
 yaşama en büyük hakaret olduğunu göstermektedir.“ A.ÖCALAN

Kürt Özgürlük Hareketi, Halkların Birleşik Devrim Hareketi ve Özgür Kadın Hareketini azade tutarsak, günümüz insanlığı ve insanlığa öncülük yapma iddiası olan devrimci demokratik güçlerin kendi içine yeterli bir yönelim gösteremedikleri açıktır. Yani büyük bir irade gücünü yaratma ve ruhunu (iç enerjisini) yüceltme ve yükseltme konusunda büyük bir yetmezlik içinde olunduğunu belirtmek abartı sayılmamalıdır. Kürdistan ve Türkiye’de yürütülmekte olan devrimci savaşı sadece izlemesi ve faşist diktatörlüğe karşı reformist ve oportünist bariyerlerini aşamaması da bundan kaynaklanmaktadır. Günümüz insanlığının ve ülkemizdeki halklara öncülük yapma iddiasında olan güçlerin bugün yüz yüze geldiği sorunları aşamaması, bu sorunları tanımlama ve nedenlerini ortaya koyma gücünü gösterememesinin bir sonucudur. Oysa ki, Türkiye kadar dört parça Kürdistan’da da “hayatın kendisi amansız bir savaş”tır (A.Öcalan)

Deniz Poyraz canımızın İzmir’de katledilmesi bir kez daha göstermiştir ki; bizlerin en büyük zaaflarından biri de hayatımıza yapılan saldırılardan doğru dersleri çıkartma yetmezliğimizdir. Ormanda yaşayan bir tavşan kadar bile tedirgin olamıyoruz. Tehlikelerin varlığı dilimizden düşmüyor. En radikal konuşmaları ve değerlendirmeleri yapıyoruz. Ama tedbir almada çok pasif davranıyoruz. Öldürülüyoruz, kınıyoruz, basın açıklamaları yapıyoruz, hesabını soracağız, katil devlet diyoruz. Ya sonra?! Sonra, bir gün önceki vurdum duymaz gibi davranan ve tedbir almanın adımlarını atmayan bir yaşama geri dönüyoruz. Aslında çok DUYARLIYIZ. AMA YAŞAMAK İÇİN TEDBİR ALMIYORUZ. Ölümü de yaşamı da ciddiye almıyoruz. Bu nedenle de kolay öldürülüyoruz. Ne yazık ki, yüz yıldır böyle yaşıyoruz. Çünkü katledilenlerin bizlere yüklediği sorumluluğu bilince çıkartamıyoruz. Şehirlerin de bizler için tam bir tuzak olduğunu yeterince fark edemiyoruz. Düşman dağda ne ise şehirde de o. Ama bile bile mayınlara basarak yürüyoruz. Gerilla tarzı bir yaşamı örgütleyemiyoruz. Gerilla tedbir alarak yaşar. Son derece duyarlıdır. Pusu atılabilecek yolları ya kullanmaz ya da pusu atanı kendi pususuna düşürecek taktik geliştirir. 24 saat uyanık davranır. Düşmanını yakından takip eder, planlarını öğrenip karşı planları geliştirir. Bu nedenle de yenilmez bir güç olmayı başarıyor.

Gerillanın savaştığı düşmanla metropollerde bütün yaşamımıza saldıran aynı düşmandır. Kıyafetleri bizi şaşırtmasın. İşte bunu, yani bir düşmanımız olduğunu bilince çıkartamıyoruz. Korkmuyoruz. Korksak belki tedbir almak aklımıza gelecek. Acaba aşırı cesaret gözlerimizi mi kör etti? Hiç bir yerde can güvenliğimiz yok. Ama her şey yolundaymış gibi yaşıyoruz. Hiç ölmeyecek ve öldürülmeyecekmiş gibi kendimizden emin yaşıyoruz. Oysa yapılması gereken çok basit. Yüzde yüz saldırıları önleyemezsek bile, örneğin kurumlarımıza kameralar takmak, özellikle dış kapıyı sürekli kapalı tutmak, içeri girmek isteyenlere önceden kameradan baktıktan sonra kapıyı açmak, can güvenliğine ilişkin her türden tedbiri almak çok mu zor?

Adeta gözüne ışık tutulmuş tavşan gibi davranmanın ruh halinden kurtulamıyoruz. Işık tutulduğunda tedbirsiz yaşıyoruz. Işık kesildiğinde (birimizi öldürdüklerinde) tepki veriyoruz. Ama sonra yeniden ışığın etkisi altına giriyoruz. Yani donup kalmış gibi, pratik tedbirlerde duyarsızlığımız sürüyor. Her dakika, DÜŞMANIMIZ VAR diye kendimize telkinde bulunmalıyız. Ki lafta değil, uygulamada tedbir almak da aklımıza gelsin. Bunları yapmıyor isek, maalesef her canımızın ölümünden bizler de sorumluyuz. Düşman işini yapıyor. Ona değil, esas olarak kendimize öfkelenmeliyiz. Çünkü tedbir almadan yaşayan bizleriz. “Keşke tedbir alsaydık” demek, büyük bir suç olarak kabul edilmelidir. 

Diğer yandan toplumsal-örgütsel tedbir olarak ise Demokratik Direniş Cephesi ve onun mahalle ve sokaklara kadar Direniş Komiteleri’nin örgütlendirilmesine yoğunlaşmada daha fazla geç kalmak, daha fazla ölmek demektir. Düşman bu örgütlenmesini zaten tamamlamış. Ona karşı özsavunma meşru bir haktır. Bu direniş cephesinde ve komitelerinde yer almayanların söylemdeki dostluklarının artık mahkum edilip tavır alınmasının da vaktidir. Çünkü direnenler sahte dostluklara ihtiyaç duymaz. Sahte dostlar oyalayan, engelleyen, bahaneler ileri süren ve sürekli tartışma içinde tutarak direnişi boğanlardır. Bunlara karşı idareci yaklaşmanın, alttan almanın, boş tartışma tuzaklarına düşmenin halklarımıza bir faydası olmamıştır ve asla da olmayacaktır. Onların bu tavrından dolayı, düşman onlara nefes aldırıp direnenlerin nefesini kısmak için daha acımasızca saldırmaktadır.

Fiili olarak Birleşik Direniş Cephesi’nin mevzilerinde yer almayanların samimiyetinin sorgulanması ve buna uygun tavır geliştirilmesi, şehitlerin emridir. Kim tedbir alarak yaşıyorsa, kim halkların dertlerine derman oluyorsa, kim insanlarımızın acısını bir intikam emri olarak görüyor ve halkımızın yüreğine su serpiyorsa, halklar onları kucaklayacak, içerde ve dışarıda da sahtelerini tasfiye edecektir. ÖZSAVUNMA HAYAT KURTARIR!

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.