Kabil’de paraşütsüz atlayış

Nevra AKDEMİR yazdı —

22 Ağustos 2021 Pazar - 23:00

  • Londra’da üst orta sınıfın oturduğu bir mahallenin bir sokağında 24 saatlik bir zaman dilimindeki rutinleri içinde, tuhaf bir olayı, tek kamera açısından ve geriye doğru çekerek gösteriyor. Sessiz bir gece ve keyifli misafirlikten geri dönenleri gösteren görüntülerle başlıyor film. 

Londra’da üst orta sınıfın oturduğu bir mahallenin bir sokağında 24 saatlik bir zaman dilimindeki rutinleri içinde, tuhaf bir olayı, tek kamera açısından ve geriye doğru çekerek gösteriyor. Sessiz bir gece ve keyifli misafirlikten geri dönenleri gösteren görüntülerle başlıyor film. Zamandan geriye doğru giderken akşam üstü iş çıkışı lüks arabaları ve iyi kıyafetleriyle evlerinin sakinliğine dönerken, polislerin çeşitli bariyerleri topladığını görüyoruz. Bir sonraki bölümünde öğlen saatlerinin mahallenin sükûnetine aykırı hareketliliğini ve bir cesedi kaldırmalarını izliyoruz, herkeste bir şaşkınlığın olduğunu yönetmenin gözümüzden kaçmaması için çaba harcadığını da düşündürüyor. 

Filmin yarısını geçtiğinizde, sabah kahvaltı sonrası elinde kahvesiyle köpeğini yürüyüşe çıkan kişilerden birinin cesedi farkedip, polisi çağırması sonrasında mahallenin hareketlendiğini görüyoruz. Nereden geldiği belli olmayan bir siyah genç erkek cesedinin ambülans ve polislerin bir süre bu mutena bölgeyi işgal etmelerinin nedeni olduğunu anlıyoruz. Bir sonraki sahnede sabah erken, çocuklar bisikletle veya servislere binerek okula gidiyorlar, telaşla işe giden az sayıda insan var. O esnada ceset fark bile edilmiyor. Birkaç saat önceki sabahın alacakaranlığında çekilen sahne ise en temel soruyu, cesedin nereden çıktığını yanıtlayan belli belirsiz bir hareket aslında. Dikkatle bakınca, bir uçak görüntüsünün ardından, birkaç saniye sonra, bir insan bedeninin hareketsizce yukarıdan düştüğünü görüyoruz. (Filmin adı Over, 2015 yapımı, yönetmeni Threlfall)
Bu film gerçek bir olaydan esinlenilmiş. 2019 yılında Kenya’dan Londra’ya giden uçağın iniş takımlarına gizlenerek yaklaşın 9 saat uçan bir erkek yolcunun cansız bedeni, Londra’nın dışında bir evin bahçesine düşmüş. Hatta, gazete haberlerinde kaçak yolcu veya kimliği belirsiz ceset olarak geçen kişinin, yolculuğunun nasıl geçeceğine dair fikri olmadığı için bir çanta, su ve yemekle bölmeye gizlendiğini bulmuşlar. Daha önce de dördü Türkiye vatandaşı olmak üzere bir dünyanın pek çok yerinden kişinin 8 daha aynı yolla öldüğü aynı haberde aktarılmış. Üstelik sadece ülkeden kaçmak için değil, devlet başkanıyla görüşmek, kız arkadaşını görmek gibi nedenlerle uçanlar da var. 

Ancak bu bir macera değil, gözümüzün önünde Taliban’ın 20 yıl önce yaptıkları gibi, Kabil’i ele geçirmeleri üzerine Kabil’deki Türkiye’nin güvenliğini sağlamak üzere ABD ve AB ile pazarlık yürüttüğü uluslararası hava alanından havalanan uçaklardan birinde de aynı görüntü ortaya çıktı. İki afgan genç, havalanan uçağın iniş takımlarından aşağıya gözümüzün önünde düştü. Hatta, aradan bir gün geçmeden bu görüntünün imgesi t-shirtlere basılıp satılmaya bile başladı, “Kabul Skydiving Club Est. 2021” yani Kabul atlama kulübü yazarak. CNN ekranından tüm dünyanın liderlerine yönelik “utanın!” diye seslenen Mahbouba Seraj’ın sesini unutmamıza izin vermeyecek daha ne kadar çok şey yaşayacağız. Maceranın dışında uçaktan ve helikopterden atılmaların da uzun geçmişi olduğunu hepimiz hatırlıyoruz. Türkiye’de helikopterden atılan kürtleri, Arjantin'de 30 bin muhalif uçaktan denize itilmesini kim unutabilir. 

Kadınlar, oradan kaçmaya çalışanlar, kalıp silahlanıp mücadele yürütenler Taliban’ı biliyor, tanıyor. Kadınlara neler yaptığını veya gündelik hayatın nasıl bir kabusa dönüşeceğini öngörebiliyorlar. Ancak Türkiye ve diğer devletlerin iktidarlarının Taliban’ı tanımak veya meşru görmek gibi seçenekleri açıkça dillendirmesi, dahası Taliban askerlerini şık bulan moda endüstrisini de görmek, dünyanın içinde yuvarlandığı düzeninin adalet varmışçasına sadece seçimlerde siyasallaşan emekçiler, sadece pembeye boyadıkları afişleriyle kadınlar, veya ticari bir pazarlama stratejisi olarak kullandıkları bir tema olduğu için LGBTİ+ler adına ne kadar özgürlük vaat ettiğini de gözlerimizin önüne, bir kez daha serdi.

Batılı devletlerin, Sovyetler karşısında tampon bir yeşil kuşak yaratmak, komünizm karşıtı dernekleri örgütleyip, bunları içinde büyüttüğü İslami hareketler yaratmasıdır. Unutmamamız gereken bir kolektif hafızamızda bu bilgi hep var: Türkiye’deki en belirgin örneği, içinden Fethullah Gülen hareketi ve diğer tarikatları hatta Özal’ı ve daha güncel olarak AKP’yi çıkaracak olan komünizm ile mücadele dernekleridir. Bu açıdan hem içinden çıktığımız ve tanık olduğumuz gerçeklik, hem de mücadele ettiğimiz karanlık bizim için gördüklerimizi tanımamızı sağlıyor. Rojava’da her tür desteğe rağmen yenilen IŞİD, Ankara’da Diyarbakır’da bombalarıyla Türkiye hükümetinin 400 millet vekili çıkarıp iktidarını sağlamlaştırmasında nasıl da önemli bir oyuncuydu. Bugün salgınlar ve felaketlerle varlığını sürdüren kapitalizmin efendilerinin, Ortadoğu’da ihtiyaç duyduğu oyuncu hala aynı olması, bugün mücadele edilecek düzlemi de yanında saf tutacaklarımızı da açıklıkla gösteriyor. Ya siz hala Afgan mültecilerin mi ev kiranızı yükselttiğini düşünüyorsunuz?

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.