- Beluç Birlik Komitesi Merkezi Organizatörü Dr. Sabiha Baloch: “Komitemiz, 18 aydır sürekli bir hukuki ve siyasi baskı altında. Barışçıl halk gösterileri bu sürede azaldı. Kayıp aileleri tehdit ediliyor.”
- “Gwadar’daki protestonun tanığıyım. Dr. Mahrang Baloch ile Shah Ji aleyhindeki suçlamalar tamamen asılsız. Beluç halkının mücadelesi, bir halkın kendi kaderini tayin hakkı için verdiği mücadeledir.”
FELEKXAN SERHAT
Zorla kaçırılıp kaybedilen binlerce insan, sistematik baskılar ve tutuklamalar… Belucistan halkı, Pakistan devlet terörüne karşı yıllardır Quetta, Khuzdar, Mastung, Noshki, Panjgur, Kalat, Surab ve Dalbandin şehirlerinde, ellerinde kayıp yakınlarının fotoğraflarını taşıyarak gösteri düzenliyor. Talepleri ise net: Zorla kaybedilenlerin akıbetinin açıklanması, tutukluların serbest bırakılması, gözaltı merkezlerinin kapatılması ve insanlığa karşı suç işleyenlerin yargılanması. Ancak 2000’li yılların başlarından bu yana, kadınların öncülüğünde sürdürülen ülke tarihinin en büyük sivil itaatsizlik eylemleri, özellikle son aylarda Pakistan devletinin şiddetli saldırılarıyla karşı karşıya.
Pakistan, Beluç liderleri ve aktivistleri tutuklayarak, kayıp yakınlarının ailelerini korkutmaya ve seslerini duyurmalarını engellemeye çalışıyor. Beluç Birlik Komitesi (Baloch Yakjehti Committee-BYC) kurucu lideri Dr. Mahrang Baloch ve komite üyesi Sibghatullah Shah Jee, 22 Haziran’da başkent Quetta’da bir “terör mahkemesi” tarafından yargılanıp müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Gerekçe ise 2024’te Gwadar kasabasında düzenlenen bir protesto sırasında Shabbir Ahmed adlı Pakistan askerinin öldürülmesi. Oysa 2025’te tutuklanan Dr. Mahrang’ın olayla hiçbir bağlantısı yok… Yine son bir haftada BYC liderlerinden Zubair Shah Agha ve Şokat Novaz Mir tutuklanırken, hakkında tutuklama kararı çıkarılan Beluç Kayıp Kişilerin Sesi (Voice for Baloch Missing Persons-VBMP) Genel Sekreteri Sammi Deen Baloch’un evi basıldı ve ailesi tehdit edildi.
BYC Merkezi Organizatörü ve Beluç Öğrencileri Eylem Komitesi'nin (BSAC) eski Başkanı Dr. Sabiha Baloch, Pakistan devletinin aktivistler üzerindeki baskısını, kayıp ailelerinin mücadelesini ve Belucistan’daki sömürge politikalarını gazetemize anlattı.
Pakistan devleti, son zamanlarda neden BYC liderlerini hedef alıyor? Üzerinizdeki baskıları ve aktivistlere verilen müebbet hapis cezasını nasıl yorumluyorsunuz?
Öncelikle şunu söylemeliyim; müebbet hapis cezası kararı beni şaşırtmadı. Pakistan hukuk sisteminin, siyasi muhalefete karşı kullanıldığına inanıyorum. Devlet politikalarını eleştirenler veya insan haklarını savunanlar genellikle hızlı bir şekilde hukuki işlemlerle karşı karşıya kalırken, diğer pek çok ciddi suç ise çözümsüz bırakılıyor.
Zorla kaybedilenler için barışçıl mücadele eden komitemiz, son 18 aydır sürekli bir hukuki ve siyasi baskı altında. Aktivistlerin suçlandığı olaya gelecek olursak, Gwadar’daki barışçıl protesto sırasında oradaydım. O olayın tanığıyım ve Dr. Mahrang Baloch ile Shah Ji aleyhindeki suçlamalar tamamen asılsızdır.
Son 18 ayda baskılar arttı dediniz. Bunun nedeni nedir sizce?
Mevcut uluslararası siyasi ortam, insan hakları durumunun kötüleşmesine neden oldu. Pakistan eskiye kıyasla şu anda Belucistan’daki ihlaller konusunda daha az uluslararası denetim altında. Bizim için en acil ihtiyaç, ihlallerin şeffaf bir şekilde soruşturulabilmesi için gazeteciler, insan hakları örgütleri ve uluslararası kurumların bağımsız sahada gözlem yapması, belgeleme çalışması yapmasıdır.
Bu saldırılar kayıp ailelerinin eylemlerini etkiliyor mu?
Geçtiğimiz yıl boyunca barışçıl halk gösterilerinin sayısı azalmış olsa da aileler, Belucistan’ın dört bir yanında protestolar düzenlemeye devam ediyor. Bu azalma, hak ihlallerinin bittiği anlamına gelmiyor. Aksine tam da üzerimizdeki baskıyı net bir şekilde ortaya koyuyor. Kayıp yakınları, giderek daha fazla cezai suçlamalara, yasal kısıtlamalara ve sindirme politikalarına maruz kalıyor. Birçok aile, medyaya veya insan hakları örgütlerine yaklaşmamaları konusunda tehdit ediliyor. Ancak buna rağmen protestolar devam ederken, en hareketli bölge olan Makran’da her hafta gösteriler düzenleniyor. Belucistan’ın diğer bölgelerinde ise daha güçlü kabile yapıları ve yerel iktidar dinamikleri, zaman zaman halkın harekete geçmesini engelliyor. Ne yazık ki yıllardır süren barışçıl protestolara rağmen, ailelerin gerçeğin ortaya çıkarılması, sorumluların hesap vermesi ve sevdiklerinin sağ salim geri dönmesi yönündeki talepleri karşılanmıyor.
Peki Belucistan’da kaç tane kayıp vakası var? Ve kayıp vakaları en çok hangi yıllarda kaydedildi?
Net bir rakamı vermem ne yazık ki çok zor. Çünkü belgeleme sürecinde büyük engellerle karşılaşıyoruz. Birçok aile, kaybolma vakalarını kamuoyuna bildirmemeleri için tehdit ve baskı altında. Seslerini yükseltmelerinin, kayıp yakınlarını daha büyük bir tehlikeye atabileceğinden korkuyorlar. Ayrıca krizin ilk yıllarında kayıt tutan bir kurum yoktu. 2009 yılında kurulan VBMP, Belucistan’da 50 binden fazla kişinin zorla kaybedildiğini açıkladı. Ancak örgütün daha önceki belgeleme çalışmalarının büyük bir kısmı, dijital kayıt tutma uygulaması başlamadan önce toplanmıştı.
Yine 2016’dan bu yana kayıt tutan Belucistan İnsan Hakları Konseyi (HRCB), bu süre zarfında 9 binden fazla vakayı belgeledi. Öte yandan BYC, son üç yıldır sistematik olarak veri toplamış olup, şu anda Beluç Uzun Yürüyüşü (Baloch Long March) sırasında ailelerin paylaştığı birçok vaka da dahil olmak üzere yaklaşık 7 bin vakaya ilişkin kayıtları elinde bulunduruyor.
Belucistan toprakları da ayrıca devlet tarafından sömürülüyor, halk yoksulluğa sürükleniyor. Sömürge projelerine karşı eylemleriniz de sürüyor mu?
Topraklarımız ve doğal kaynaklarımız, “CPEC, madencilik ve ekonomik kalkınma” adı altındaki projeler için kullanılıyor. Halk bu duruma her karşı çıktığında baskı da artıyor. Belucistan halkı ekonomik kalkınmanın kendisine karşı değil. Eğitim, sağlık hizmetleri, altyapı, istihdam ve ekonomik fırsatlar istiyor. Bu sürecin de şeffaf, katılımcı ve yerel toplulukların haklarına saygılı bir şekilde gerçekleştirilmesini talep ediyor. Çünkü sürdürülebilir kalkınma hem ekonomik yatırım hem de insan haklarına saygı gerektirir. Gösteriler, halka açık toplantılar, basın açıklamaları ve sivil toplum kampanyaları yoluyla endişelerimizi dile getiriyoruz. Bununla birlikte, bu sivil alanın önemli ölçüde daraldığına da inanıyoruz. Devletin bu projelerine yönelik eleştirilerde bulunanlar sıklıkla sindirme, hukuki baskı ya da “yabancı çıkarlar adına hareket ettikleri” suçlamalarıyla karşılaşıyor. Sonuç olarak, barışçıl siyasi katılım imkânlarının giderek daralması nedeniyle pek çok kişi giderek daha fazla hayal kırıklığına uğruyor ve bu projelere karşı daha şiddet içeren yöntemleri tercih ediyor.
Mücadelenizi duyurmak adına kamuoyuna bir çağrınız ve mesajınız var mı?
Öncelikle, mücadelemizi takip eden ve sesimizi dünyaya duyurmamıza yardımcı olan Kürt halkına ve Kürt gazetecilere teşekkür etmek istiyorum. Beluç halkı, uzun zamandır Kürt tarihi, edebiyatı ve direnişine hayranlık duyuyor. Kürt yazarlar, düşünürler ve özellikle Kürt kadınlar, Belucistan’daki pek çok gence ilham kaynağı oldu. İster tarihsel ister kültürel ister duygusal açıdan olsun, Kürt halkıyla güçlü bir dayanışma duygusu hissediyoruz.
Kürt halkı, dünyanın dört bir yanındaki ezilen topluluklara ilham verdi. Talebimiz Beluçlar da dahil olmak üzere adalet arayan diğer halkların yanında yer almak için uluslararası alanda duyulan sesinizi daha gür çıkarmanız. Çünkü Beluç halkının mücadelesi, onur, insan hakları ve bir halkın kendi kaderini tayin hakkı için verilen bir mücadeledir. Kürt gazetecilerin, yazarların, sanatçıların ve sivil toplumun Beluçların hikâyelerini anlatmaya devam etmesini umuyoruz.
***
Kayıp öğrencilerin sesi
Dr. Sabiha Baloch, Belucistan’ın Khuzdar (Huzdar) şehrinden. İlk okulu Zawa köyünde okuduktan sonra eğitimi için küçük yaşta ailesinden ayrılmak zorunda kalır. Hayali bilim insanı olmaktır. Prof. Abdul Razaq Zehri'nin bilim akademisine kaydolur. Hayalini gerçekleştirmek için küçük adımlar attığı yıllardır. Ancak Prof. Zehri’nin 11 Temmuz 2013’te devlet güçlerince katledilmesi, Dr. Sabiha için dönüm noktası olur. “Onun öldürülmesi, toplumumu algılama şeklimi değiştirdi. Bu adaletsizliklerin rastgele olaylar değil, daha geniş bir siyasi sistemin parçası olduğunu fark ettim” diyor.
Adaletsizliklere karşı aktif mücadeleye 2014 yılında Belucistan Tıp Fakültesi’ni kazanır kazanmaz başlar. Eğitim hakkı veya bir sorunla karşılaştıklarında hemen diğer öğrencileri organize eder. Bu dönemde Belucistanlı öğrenciler ile gençlerin zorla kaybedildiği gerçeğiyle yüzleşir. Ve artık kayıp vakalarını belgelemek ve buna karşı protesto hareketini geliştirmek için çalışmaya başlar.
Dr. Sabiha Baloch, o süreci gazetemize anlatıyor: “Bir yandan hastanelerde çalışıyor bir yandan da öğrenci hakları için kampanyalar düzenliyordum. Öğrenciler zorla kaybedildiğinde, tıp fakülteleri kapanma tehlikesiyle karşı karşıya kaldığında ve eğitim hakları tehdit altına girdiğinde, kendimi giderek daha fazla öğrencilerin adına kamuoyuna seslenirken buldum. Bu durum, beni yavaş yavaş daha geniş kapsamlı bir insan hakları aktivizmine yönlendirdi.”
Devlet ise bu süreçte Dr. Sabiha’yı susturmak için bir akrabasını kaçırır ancak o yine susmaz ve mücadelesi sonucu akrabası 6 ay sonra serbest bırakılır. Dr. Sabiha, 2023’te öğrenci siyasetindeki görevi bittikten sonra, BYC’de çalışmalara başlar. Balach Mola Bakhsh’ın aynı yıl katledilmesinin ardından tarihi Beluç Uzun Yürüyüşü’nü organize eder. 2024’te ise Gwadar Raaji Muchi (Gwadar Beluç Ulusal Kongresi) mitingi de dahil olmak üzere birçok halk hareketini düzenler. Şu anda BYC Merkezi Organizatörü görevini yürüten Dr. Sabiha, kayıp ailelerinin ve Beluç halkının sesini dünyaya duyurmak için çalışıyor.