PYD Genel Meclis Üyesi Talat Yunis ile Kürtlerin yeni Suriye’nin inşasında nasıl bir rol üstlenmesi gerektiğini ve anayasa hazırlık sürecinde karşı karşıya oldukları riskleri konuştuk

  • Hazırlanacak anayasa, Kürtlerin, Arapların, Süryanilerin, Dürzilerin, Alevilerin ve Suriye’de yaşayan bütün halklar ile inanç topluluklarının kendisini içinde görebildiği ortak bir toplumsal sözleşme olmalıdır. Bu niteliği taşımayan bir anayasa, ülkenin bütününü temsil edemez ve kalıcı bir çözüm de üretemez.
  • Bu meclisin en önemli görevlerinden biri, Suriye’nin yeni anayasasını hazırlayacak komitenin oluşturulması ve anayasa taslağının hazırlanmasıdır. Bu nedenle Kürtlerin gerçek anlamda temsil edilmediği bir süreç, anayasal haklarının ve bugüne kadar elde ettikleri kazanımların güvence altına alınmasını doğrudan etkileyecektir.
  • 29 Ocak Anlaşması'nın ardından varılan mutabakat doğrultusunda çalışmalar sürüyor. Ancak birçok başlıkta hedeflenen noktaya henüz ulaşılmış değil. Bunun en önemli nedenlerinden biri, Şam yönetiminin bazı maddelerin uygulanmasını bilinçli biçimde ağırdan alması ve çeşitli engeller çıkarmasıdır.

 

ERKAN GÜLBAHÇE

Suriye’de Geçici Şam Yönetimi tarafından oluşturulan “yeni” Halk Meclisi, Kürtlerin temsiliyeti ve ülkenin geleceği açısından yeni tartışmaları da beraberinde getirdi. Meclisin 210 üyesi göstermelik bir seçimle “belirlendi”, geri kalan 70 üye ise Ahmed Şara tarafından atandı. Geçen hafta ertelenen ilk toplantısını Şam Parlamentosu 12 Temmuz’da gerçekleştirdi. Biz de PYD Genel Meclis Üyesi Talat Yunis ile Kürtlerin yeni Suriye’nin inşasında nasıl bir rol üstlenmesi gerektiğini, anayasa hazırlık sürecinde karşı karşıya oldukları riskleri ve bundan sonraki yol haritasını konuştuk.

foto:AFP

Suriye’de oluşturulan yeni Halk Meclisi’ni Kürtler açısından nasıl değerlendiriyorsunuz?

Suriye halkları uzun yıllar süren mücadeleler ve ağır bedeller sonucunda BAAS rejimini iktidardan uzaklaştırdı. Bu mücadelenin temel hedefi, ülkede yaşayan bütün halkların ve inançların eşit biçimde temsil edildiği, herkesin kendisini özgürce ifade edebildiği demokratik bir Suriye’nin kurulmasıydı. Ne var ki bugün HTŞ öncülüğündeki Geçici Şam Yönetimi’nin izlediği siyaset ve ortaya koyduğu uygulamalar bu beklentiyi karşılamaktan uzaktır. Daha ilk günden itibaren devlet kurumları toplumun ortak iradesi yerine, kendi siyasi anlayışı doğrultusunda şekillendirilmeye başlandı. Halk Meclisi’nin oluşturulma biçimi de bunun son örneğidir. Meclis, halkın özgür iradesiyle seçilmiş temsilcilerden değil, Şam yönetiminin belirlediği isimlerden oluşturuldu. Temsilciler seçimle değil, atamayla belirlendi. Bu nedenle ortaya çıkan tablo, Suriye’nin toplumsal çeşitliliğini ve halkın gerçek iradesini yansıtmamaktadır. Kürt halkı açısından da durum farklı değildir.

Şam yönetimi bu meclis aracılığıyla nasıl bir Suriye modeli inşa etmek istiyor? Bu model içinde Rojava’ya nasıl bir yer biçiliyor?

Bugüne kadar atılan adımlara baktığımızda, Şam yönetiminin hedefinin demokratik ve adem-i merkeziyetçi bir Suriye kurmak olmadığını görüyoruz. Tam tersine, ulusalcı, tekçi ve merkeziyetçi bir devlet yapısını yeniden inşa etmeye çalışıyor. Bu yaklaşımın en önemli hedeflerinden biri de Kuzey ve Doğu Suriye’de yıllardır bütün halkların, inançların ve kimliklerin ortak katılımıyla oluşturulan demokratik yönetim modelini etkisiz hale getirmektir. Bugüne kadar elde edilen siyasi ve idari kazanımlar sistemli biçimde zayıflatılmak isteniyor. Bu nedenle yalnızca Halk Meclisi’nin değil, Suriye’nin geleceğini belirleyecek siyasal sürecin de dışında bırakılmaya çalışılıyor.

Biz ise büyük bedeller ödeyerek kurduğumuz bu yönetim modelini korumakta kararlıyız. Hedefimiz, herkesin diliyle, kimliğiyle ve inancıyla eşit yurttaş olarak yaşayabildiği demokratik, çoğulcu ve adem-i merkeziyetçi bir Suriye’nin inşasıdır. Kalıcı çözümün yolu da bütün halkların eşit iradeyle temsil edildiği kapsayıcı bir siyasal sistemden geçmektedir. Bugüne kadar izlenen politikalar ise ne yazık ki bu hedefle örtüşmemektedir.

Rojava siyasi yapısı neden yeni Halk Meclisi’nde resmi olarak yer almadı?

Bölgemiz bünyesindeki siyasi partiler bu konuda ortak bir tutum benimsedi. Bizim itirazımız mecliste yer almaya değil, meclisin oluşturulma biçimine ve temsil anlayışına yönelikti. Daha en başından itibaren Şam yönetimine, yeni meclisin Suriye’de yaşayan bütün halkları nüfusları oranında temsil etmesi gerektiğini ilettik. Meclis üyelerinin atamayla değil, her halkın kendi iradesiyle belirlemesini; Kürtleri temsil edecek isimlerin de Kürt halkının ve Kürt siyasi güçlerinin ortak iradesiyle seçilmesini istedik. Kürt halkının nüfusu dikkate alındığında mecliste en az 40 Kürt temsilcinin yer alması gerektiğini ifade ettik. Buna rağmen yalnızca sembolik sayıda sandalye ayrıldı. Cizîrê, Kobanê, Efrîn, Halep ve Şam gibi Kürt nüfusunun yoğun olduğu bölgelerin gerçek temsiliyeti dikkate alınmadı. Ayrıca Kürtleri temsil edecek isimlerin Kürt halkının iradesi tarafından belirlenmesi yönündeki talebimiz de kabul edilmedi. Bu nedenle Özerk Yönetim ve bünyesindeki siyasi partiler ortak bir kararla meclise katılmadı. Çünkü halkın iradesini yansıtmayan ve temsili sembolik düzeyde bırakan bir yapıya meşruiyet kazandırmayı doğru bulmadık. Bu tutumumuz siyasi çözüm arayışına karşı olduğumuz anlamına gelmiyor. Tam tersine, biz kalıcı çözümün bütün halkların eşit temsil edildiği, demokratik meşruiyete sahip kurumlar üzerinden mümkün olduğuna inanıyoruz. Şam yönetimi gerçekten kapsayıcı ve demokratik bir siyasal süreç oluşturduğu takdirde elbette bunun parçası oluruz. Ancak halkın iradesini yansıtmayan bir mekanizmanın içinde yer almayı doğru bulmadık.

ENKS’nin yeni Halk Meclisi’ne üye göndermesini nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu isimler Kürt halkının ortak iradesini temsil ediyor mu? Bu durum Kürt ulusal birliğini nasıl etkiler?

Bizim açımızdan mesele, mecliste yer alan kişilerin hangi siyasi yapıya mensup olduklarından çok, kimi temsil ettikleridir. Kürt halkı adına meclise gönderilen isimlerin, yıllardır büyük bedeller ödenerek oluşturulan ortak siyasal iradeyi ve halkın kazanımlarını temsil ettiğini düşünmüyoruz. Qamişlo’da gerçekleştirilen Kürt Birlik ve Ortak Tutum Konferansı’nda bütün Kürt taraflarının Şam yönetimiyle ortak bir heyet üzerinden müzakere yürütmesi ve ortak siyasi tutum sergilemesi konusunda mutabakata varılmıştı. ENKS’nin buna rağmen tek taraflı biçimde meclise katılmayı tercih etmesi, bize göre bu ortak mutabakatın ruhuyla bağdaşmamaktadır.

Bu tercih yalnızca Kürtlerin ortak hareket etme zeminini zayıflatmadı. Aynı zamanda Şam yönetiminin uluslararası kamuoyuna “Kürtler de bu sürecin içinde yer alıyor” mesajını vermesine de imkan sağladı. Oysa ortaya çıkan tablo, Kürt halkının ortak siyasi iradesini yansıtmamaktadır. Bugün Süveyda’da Dürziler, kıyı bölgelerinde Aleviler, Kürtler ve diğer birçok toplumsal kesim ciddi güvenlik sorunları ve hak ihlalleriyle karşı karşıya bulunuyor. Böyle bir dönemde mecliste yer alan isimlerin bu sorunlar karşısında güçlü ve bağımsız bir tutum ortaya koyamaması, kimi temsil ettikleri konusunda doğal olarak soru işaretleri yaratmaktadır.

foto:AFP

Kürt siyasi güçleri neden yeni Halk Meclisi konusunda ortak ve ulusal bir tutum geliştiremedi? İç siyasi ayrılıklar hâlâ Kürt birliğinin önündeki en büyük engellerden biri mi?

Qamişlo’da gerçekleştirilen Kürt Birlik ve Ortak Tutum Konferansı’nın ardından PYNK ve konferansa katılan diğer Kürt siyasi partileri, alınan kararların uygulanması konusunda ortak hareket etti. Yapılan açıklamalar ortak hazırlandı, Şam yönetiminin attığı adımlara karşı ortak tavır sergilendi ve Kürtlerin ortak ulusal iradesinin korunması temel ilke olarak benimsendi. Ancak ENKS bu sürecin dışında kalmayı tercih etti. Konferansta ortaya çıkan ortak iradeye katılmadığı gibi, Halk Meclisi konusunda da Kürt siyasi güçleriyle ortak bir değerlendirme yapmadan kendi siyasi çizgisi doğrultusunda hareket etti. Bu da ortak ulusal tutumun zayıflamasına neden oldu.

Buna rağmen biz Kürt ulusal birliği hedefinden vazgeçmiş değiliz. Tam tersine, bütün Kürt siyasi güçlerinin ortak bir zeminde buluşması, Qamişlo Konferansı kararlarının hayata geçirilmesi ve Şam karşısında ortak bir müzakere iradesinin oluşturulması için çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bizim hedefimiz yalnızca dönemsel bir birlik değil, Kürt ulusal birliğinin kalıcı, kurumsal ve ortak bir siyasi iradeye dönüşmesidir. Çünkü inanıyoruz ki Kürtler ancak ortak hareket ettiklerinde haklarını daha güçlü savunabilir ve geleceğe ilişkin karar süreçlerinde daha etkili rol oynayabilirler.

Yeni Halk Meclisi’nin ileride hazırlanacak anayasa ve yasaların temelini oluşturacağı belirtiliyor. Kürtler bu süreçte gerçek anlamda temsil edilmezse bunun gelecekte nasıl sonuçları olur?

Bu meclisin en önemli görevlerinden biri, Suriye’nin yeni anayasasını hazırlayacak komitenin oluşturulması ve anayasa taslağının hazırlanmasıdır. Bu nedenle Kürtlerin gerçek anlamda temsil edilmediği bir süreç, anayasal haklarının ve bugüne kadar elde ettikleri kazanımların güvence altına alınmasını doğrudan etkileyecektir. Ancak bu yalnızca Kürtlerin meselesi değildir. Hazırlanacak anayasa, Kürtlerin, Arapların, Süryanilerin, Dürzilerin, Alevilerin ve Suriye’de yaşayan bütün halklar ile inanç topluluklarının kendisini içinde görebildiği ortak bir toplumsal sözleşme olmalıdır. Bu niteliği taşımayan bir anayasa, ülkenin bütününü temsil edemez ve kalıcı bir çözüm de üretemez. Biz demokratik, çoğulcu ve adem-i merkeziyetçi bir anayasanın hazırlanmasını savunuyoruz. Kürt halkının haklarıyla birlikte bütün toplumsal kesimlerin meşru talepleri anayasal güvence altına alınmalıdır. Ancak bu şekilde Suriye’de kalıcı barışın ve demokratik istikrarın temelleri atılabilir. Bugün Şam yönetiminin anayasa hazırlık sürecini kendi siyasi yaklaşımı doğrultusunda şekillendirmeye çalıştığını görüyoruz. Biz ise yeni anayasanın bütün halkların ortak iradesini yansıtması gerektiğini savunuyoruz. Demokratik ilkeleri esas almayan, Kürt halkının ve diğer toplumsal kesimlerin haklarını güvence altına almayan bir anayasayı kabul etmemiz mümkün değildir. Bu konuda siyasi ve demokratik mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz.

foto:AFP

29 Ocak Anlaşması’nın üzerinden aylar geçti. Buna rağmen birçok maddenin hâlâ uygulanmadığı görülüyor. Özellikle yerel yönetim, yargı, ana dilde eğitim, güvenlik, sivil kurumlar ve doğal kaynakların yönetimi gibi başlıklarda hangi sorunlar devam ediyor? Bu konularda Şam yönetimiyle yürütülen görüşmeler hangi aşamada?

29 Ocak Anlaşması’nın ardından varılan mutabakat doğrultusunda çalışmalar sürüyor. Ancak birçok başlıkta hedeflenen noktaya henüz ulaşılmış değil. Bunun en önemli nedenlerinden biri, Şam yönetiminin bazı maddelerin uygulanmasını bilinçli biçimde ağırdan alması ve mutabakatın hayata geçirilmesi konusunda çeşitli engeller çıkarmasıdır. Buna rağmen güvenlik ve askeri alanda önemli ilerlemeler sağlandı. Süreç hedeflenen noktaya doğru ilerliyor. Asayiş güçlerinin Suriye’nin genel güvenlik sistemi içerisinde yer almaya başlaması da bunun önemli göstergelerinden biridir. Henüz tam uzlaşma sağlanamayan en önemli konulardan biri ise YPJ’nin statüsüdür. Müzakerelerde en fazla üzerinde durduğumuz başlık budur. YPJ’nin Suriye ordusu içerisinde kendi yapısını koruyarak yer alması konusunda ısrarcıyız ve görüşmeler bu çerçevede devam ediyor. Eğitim alanında da önemli gelişmeler yaşandı. Özerk Yönetim tarafından verilen diplomaların resmi olarak tanınması yönünde önemli bir karar alındı. Ayrıca Şam müfredatı esas alınmakla birlikte eğitimin Kürtçe verilmesi konusunda da önemli ilerlemeler sağlandı. Sağlık alanında belirli adımlar atılmış olmasına rağmen kamu yönetimi ve belediyelerin işleyişi konusunda henüz somut bir ilerleme kaydedilmiş değildir. Yargı alanında ise çözülmesi gereken ciddi sorunlar devam ediyor. Özerk Yönetim döneminde görev yapan hakim ve savcıların resmi statüsü hâlâ netleştirilmedi. Bu kişilerin görevlerine devam edebilmesi konusunda görüşmeler sürüyor. Bu süreçte halkımızın desteği de son derece önemlidir. Halkımız özellikle YPJ’nin statüsü, ana dilde eğitim, ekonomik kaynakların adil paylaşımı, yargı sistemi ve anlaşmanın uygulanması konusunda süreci yakından takip ediyor. Bu kararlı toplumsal destek, bizim en büyük gücümüzdür.

Yeni Halk Meclisi ve yeni anayasa Kürtlerin gerçek katılımı olmadan şekillenirse, bunun Kürtlerin geleceği açısından nasıl sonuçlar doğuracağını düşünüyorsunuz?

Bizim açımızdan temel mesele çok açıktır. Kürt halkının yeni Suriye’nin inşasında gerçek anlamda söz sahibi olması ve haklarının anayasal güvence altına alınması gerekiyor. Bunun yalnızca Kürtler için değil, Suriye’nin geleceği açısından da vazgeçilmez olduğuna inanıyoruz. Çünkü bütün halkların ve inançların kendisini içinde görebildiği bir anayasa ancak kalıcı barışın ve demokratik istikrarın temeli olabilir. Bundan sonraki en önemli görevimiz Kürt ulusal birliğini daha da güçlendirmektir. Halkımızın en güçlü talebi birliktir. Bu nedenle ortak ulusal iradeyi korumak ve geliştirmek, bundan sonraki sürecin de en önemli sorumluluğudur. Güçlü bir ulusal birlik, hem müzakere masasında hem de Suriye’nin geleceğini belirleyecek siyasal süreçlerde Kürtlerin daha etkili temsil edilmesini sağlayacaktır. Aynı zamanda mücadelemizi yalnızca Kürt siyasi güçleriyle sınırlı görmüyoruz. Suriye’de yaşayan bütün demokratik güçler, halklar ve inanç topluluklarıyla ilişkilerimizi geliştirmeli, ortak demokratik ittifakları güçlendirmeliyiz. Yeni Suriye’nin herkesin diliyle, kimliğiyle ve inancıyla eşit yurttaş olarak yaşayabildiği demokratik ve adem-i merkeziyetçi bir yapıya kavuşması ancak böyle mümkün olabilir.

Biz mücadelemizi de bu anlayışla sürdürüyoruz. 29 Ocak Anlaşması ardından, Kürt halkının meşru haklarının anayasal güvenceye kavuşması ve bütün halkların eşit temsil edildiği demokratik bir Suriye’nin inşası için siyasi ve demokratik mücadelemize kararlılıkla devam edeceğiz.