Kürt Özgürlük Mücadelesi’nde eşini, iki oğlunu ve iki torununu kaybeden Bahar ananın hikayesini çocuklarından dinledik…

  • Önce Ekrem Kürdistan dağlarının yolunu tutar, ardından Zeynel Abidin… İki oğlu gerilla saflarına katılan Bahar ana, bir an olsun ah etmez. “Çocuklarım gitmişse başımı öne eğmemeliler” der.
  • Hizbulkontra, eşi Abdulkadir Bilge’yi katlettikten sonra devlet cenazeyi kaçırmaya çalışır. Bahar ana, “Ya bizi de öldüreceksiniz ya da cenazemi vermeyeceğim” deyip direnişe geçer.
  • Torunları şehit amca ve dayılarının adını alır. Mazlum, Piling Bagok, Abdulhalim ise Diyar Bagok’tur. İki kuzen Minbic’de  şehit düşer. Bahar ana, en çok Mazlum için ağlar…

 

FELEKXAN SERHAT

“Serok’un, tüm savaşçıların ve Kürdistan’ın annesiyim…” Bahar ana, bu sözlerle tanıtmıştı kendini. Öyleydi de. Nisêbin’den Amara’ya, Gemlik’ten Ankara’ya dili, kimliği ve toprağı için haykırdığında Kürdistan’ın annesiydi. Kobanê sınırında günlerce nöbet tuttuğunda sadece Diyar Bagok’un değil, tüm savaşçıların annesiydi.

Katledilen eşinin cenazesine el koymaya çalışan devlete başkaldırdığında, iki oğlu ve iki torununun şehadet haberini aldığında, cezaevlerinde çocuklarını ziyarete gittiğinde dimdik ayaktaydı.

10 Temmuz’da 87 yaşında hayata gözlerini yuman Bahar ananın hikayesini yazmak için çocukları ve torunlarıyla konuştuğumda, aynı iradeyi ve kararlılığı görüyorum. Bahar ana, son nefesini verinceye kadar çocuklarına, “Güçlü olun, dik durun” derdi.

Bahar ana (Bilge), 1939 yılında Dêrîk’in Tilbisim köyünde dünyaya gelir. Abdulkadir Bilge ile evlendikten sonra Sêdan köyüne yerleşir. 8 oğlu ve bir kızı olur. Dêrîk’te bir süre kaldıktan sonra Nisêbin’e göç ederler. Bahar ananın tam da burada başlar hikayesi… 1978-79 yıllarıdır. Kürt Özgürlük Mücadelesi, her yerde yayılıyor, köy köy, ev ev çalışmalar yürütülüyordu. Bilge ailesi de o yıllarda hareketi tanır ve mücadelenin bir parçası olur.  Özellikle 1990’dan itibaren mücadeleye daha güçlü katıldıkça devlet baskısı da artar.

Girê Şêra’nın şehitleri

1990 yılında yaşanan ve hafızalara kazınan bir olay hem Nisêbin’in hem de Bilge ailesinin kaderini değiştirir. 13 Mart günüydü. Mêrdîn’in Savur ilçesine bağlı Girê Şêra alanında 13 ARGK gerillası, devletin kurduğu pusu sonucu şehit düşer. Bu gerillalardan biri de Kamuran Dündar’dır (Zana). Şehadeti 7’den 70’e herkesi etkiler, halk şehidini anısına layık bir şekilde son yolculuğuna uğurlamaya karar verir. 15 Mart’ta Nisêbin’de tek bir esnaf kepenk açmaz, on bini aşkın kişi cenaze törenine katılır. İlk kitlesel cenaze töreniydi bu. Mezarlıktan dönen halk aynı çatışmada şehit düşen Ömer Kavak’ın (Necdet) da taziyesini kitlesel ziyaret etmek ister. Halk taziyenin kurulduğu köye gitmeye çalışırken devletin saldırısıyla karşılaşır. Kurşun yağmuruna tutulan halk, taşlar ve sopalarla karşılık verir. O günkü direniş önce Cizir’e ardından dalga dalga Kürdistan’a yayılır. Bahar ana da o direnişte yerini alır.

Ekrem Bilge (Diyar Bagok)

Önce Ekrem gitti, sonra Zeynel Abidin

Girê Şêra şehadetleri ve ardından başlayan serhildandan etkilenen Bahar ananın oğlu Ekrem Bilge (Diyar Bagok), üç ay sonra Kürdistan dağlarının yolunu tutar. On ay sonra ise diğer oğlu Zeynel Abidin Bilge (Piling) aynı yolda yürümeye, yoldaşlarına omuz vermeye karar verir. İki oğlu art arta gerilla saflarına katılan Bahar ana, bir an olsun ah etmez. Bahar ananın oğlu Ramazan Bilge, o günleri anlatıyor: “Ekrem, katılım yapmadan önce Zeynel Abidin Mahallesi’nde bulunan mezarlıkta şehitlerin mezarı başında eğitim görüyordular. Annem o yıllarda bile ‘çocuklarım gitmişse başımı öne eğmemeliler’ derdi. Aile üzerindeki baskı da arttı. En küçük kardeşimiz Sadettin dışında herkes gözaltına alındı, tutuklandı veya ilçeden uzaklaşmak zorunda kaldı.”

Bahar ve Hüseyin Bilge

30 yıl cezaevi yolu gözledi

İki oğlu Kürdistan dağlarına veren Bahar ana, umutla yollarını gözlerken bir diğer oğlu Hüseyin’e tam 30 yıl boyunca farklı kentlerdeki cezaevlerinde güç vereceğinden habersizdir. Yıl 1992. Hüseyin Bilge, Çetinkaya Mağazası olayının faillerinden biri olduğu iddia edilerek haksız yere yıllarca esir alınır. Bahar ana, oğlu için İstanbul’dan Yozgat’a, Elazığ’dan Tekirdağ’a kadar binlerce kilometre yol gider. 2021’te özgürlüğüne kavuşan Hüseyin Bilge, o yılları şöyle anlatıyor: “Bayrampaşa, Yozgat, Sincan, Kırıkkale, Siverek, Riha, Elâzığ ve Tekirdağ’da 30 yıl zindanda tutuldum. Evet, biz içerideydik ama asıl zindanda olan onlardı. Bu yollarda aileler eziyetler çekti. Aslında iki kez hapsediliyorduk, ailelerimiz ve sevdiklerimizden en uzak olan yerlere sürgün ediliyorduk. Birbirimize ulaşmamız engelleniyordu. Ben onun kadar cesaretli değildim. Hep tahliye olmamı hayal ederdi. Bu hayaline kavuştu, çıktım onunla bir buçuk yıl kaldım. En azından ben şanslıydım, çoğu arkadaşımız annelerini göremiyor bile.”

Abdulkadir ve Bahar Bilge

İncir mevsiminde katlettiler Hacı Abdulkadir’i

1990’lı yıllar devlet baskısının yanında Hizbulkontra’nın kol gezdiği yıllardır. O dönem Nisêbin’de aktif olan Hizbullah, Bilge ailesini hedef alır. 1994 yazıydı, incir zamanıydı. Bahar ananın eşi Abdulkadir Bilge, işten eve döndüğünde mahalledeki bakkalın çok sevdiği incirleri sattığını görür. Hacı Abdulkadir, incirleri satın aldığı sırada arkadan gelen iki kontra elamanının silahlı saldırısında şehit düşer. Mahalleden bir genç Bahar ananın evine koşarak hawar eder… Devlet, cenazeyi kaçırıp gömmek ister. Ancak Bahar ana, eşinin cenazesini evine getirir. Üç gelini ve kızıyla cenazenin başında durarak, devlete vermeyi reddeder. Askerler saldırınca, taşlarla direnişe geçerler. “Ya bizi de öldüreceksiniz ya da cenazemi vermeyeceğim. Zaten öldürdünüz, cenazeyi nereye götüreceksiniz? Otopsi yapacaksanız burada yapın” der. Bu direnişten korkan askerler mahalleye takviye güç ister ancak Bahar ana geri adım atmaz. Sonunda yol arkadaşını kendi elleriyle hak ettiği biçimde son yolculuğuna uğurlar. Bahar ananın o an yanında sadece en küçük oğlu Sadettin vardır. Diğer oğulları ya dağda ya zindanda ya da can güvenliğinden dolayı farklı yerlerdedir.

Zeynel Abidin Bilge (Piling)

Piling, ilk şehit oğuldur

Eşi Hacı Abdulkadir’i toprağa veren Bahar ana, iki yıl sonra ilk evlat acısını yaşar. Piling (Zeynel Abidin), 1996’da Çelê’de şehitler kervanına katılır. Ailesi her ne kadar Diyar Bagok’un 2002’de yazdığı bir mektupla şehadet haberini öğrense de Bahar ana Piling’in şehit düştüğünü çoktan hissetmiştir. Kız kardeşi, Piling’in evden son çıkışını şöyle hatırlıyor: “Sabahtı, kahvaltı yapacaktık. Ev telefonu çaldı, Zeynel açtı ve karşısındaki kişiye, ‘Kahvaltı yapıp geleceğim, beni bekleyin’ dedi. Gitti. Annem geldi onu sordu. Akşama kadar bekledik gelmedi. Sonra gittiğini anladık. Bir daha gelmedi.”

Mazlum Bilge (Piling Bagok)

Mazlum, Piling oldu

2000’li yıllarda Bahar ananın torunları da mücadeleye katılır. Dedelerinin katlediliş hikayesi ile amca ve dayılarının Kürdistan dağlarındaki mücadelesini dinleyerek büyüyen, nenelerini hemen her eylemde gören torunlar, bir gün büyüyüp o kutsal yolu yürümeye karar verir. Gerilla saflarına ilk katılan torun, Mazlum Bilge’dir (Piling Bagok). Mazlum, şehit düşen amcası Zeynel Abidin’in kod adını alır, adı artık “Piling” olur.

Mazlum, Bahar ananın en sevdiği torunudur. Nereye gitse kendisiyle götürür. Şehit Mazlum’un babası Mahmut Bilge, “Ben Mazlum’un babasıyım ama nenesinin yanında büyüdü. O’na ‘İnnê’ derdi. Oğullarından çok Mazlum’u seviyordu. Bir gün oğlumla sohbet ettiğimizde ‘Baba biliyor musun, nenemi artık çok iyi anlıyorum’ dedi. Belki de en çok o iyi anlıyordu nenesini” diyor. Bahar ana, Mazlum’un katılmasından etkilenir ama tıpkı çocuklarıyla olduğu gibi onunla da gurur duyar.

Kobanê’nin Diyar’ı

Çoğumuz Bahar anayı, 2014’te Kobanê sınırında günlerce nöbet tutmasından hatırlıyoruz. Devletin saldırılarına aldırış etmeden sınırın öte tarafında hem oğlu Diyar Bagok hem de tüm savaşçılar için nöbet tutardı. İşte Bahar anayı, “Serok’un, tüm savaşçıların ve Kürdistan’ın annesi” yapan o yaz, Rojava’da insanlık tarihinin en büyük savaşlarından biri yaşanıyordu. Kürt halkı için tam 24 yıl mücadele eden Diyar Bagok da 8 Ekim günü DAİŞ’e karşı verdiği mücadele şehit düşer.

Ekrem Bilge (Diyar Bagok)

Son telefon konuşması

Kız kardeşi, Diyar Bagok’la son telefon konuşmalarını anlatıyor: “Nisêbin’den araçlarla destek için sınıra gitmiştik. Devlet halka saldırdı. Benim bulunduğum otobüs aldığı darbe sonucu alev aldı. Yanmaktan kıl payı kurtulduk. Ekim 7’yi 8’e bağlayan gece saat 01:00 sularında Diyar aradı. ‘Sınıra geldiğini duydum otobüsün yanmış. Nöbet artık çözüm olmuyor’ dedi. Cevap veremedim sadece dinledim. ‘Sen benim kardeşimsin belki bana bir şey söylersin diye aradım’ diye devam etti. O an veda ettiğini anladım. Boğazım düğümlendi, konuşamadım. ‘Hoşça kal’ dedi sonra. Ayın 8’inde şehit düştü biz 12’sinde öğrendik. Cenazesini yaklaşık yedi ay sonra Miştenûr kapısından alıp getirdik. Kitlesel karşıladık. Suruç, Urfa ve Kızıltepe’de üç kez otopsi yaparak, bize eziyet etmek istediler. Ancak O’nu hak ettiği gibi defnettik.”

Son kurşununu kendine sakla

Böylece Bahar ananın, iki oğlu da halkı için canını feda etmiş olur. Piling ve Diyar… Bahar ana, şehit düşmeden önce kendisiyle iletişim kurma imkanı bulan Diyar Bagok’a şunları söyler: “Savaşçısın, bir gün bir savaşta dara düştüğünde düşman yaklaştığında son kurşununu kendine sakla. Kurşunun yoksa, bombanı sakla. Eğer o da yoksa kendini uçurumdan at. Olur da o fırsatı bulamayıp düşmanın eline geçersen etlerini penseyle çekip koparsalar bile ihanet etmeyeceksin. Arkadaşlarının adını vermeyeceksin, bir yerde birinin ekmeğini yediysen o insanlara da ihanet etmeyeceksin. Böyle dik durursan, şerefin ve namusunla yaşayacaksın.” Bu sözleri duyunca mutlu olan Diyar Bagok ise, “Helal olsun anne. Ben de bana bunları söylemeni istiyordum” yanıtını verir.

Bir süre sonra Bahar ananın diğer torunu Abdulhalim Demir de 2015 yılında yüzünü Rojava’ya döner. “Halkımıza yapılan bu zulüm ve Önder Apo’nun üzerinde yürütülen komploya karşı direnişe katıldım. Ailemin gözü arkada kalmasın. Onlar için, halkım için ve Kürdistan için katıldım” der ve şehit düşen dayısı Diyar Bagok’un kodunu alır…

Şehit Mazlum ve Şehit Diyar Bagok (Abdulhalim Demir)

İki kuzen, iki yoldaş, iki savaşçı

Rojava’nın parça parça DAİŞ’ten özgürleştirildiği zamanlardır. Minbîc Askeri Meclisi Üyesi ve Şems El-Şemal Taburu Komutanı Ebû Leyla öncülüğünde 1 Haziran 2016’da “Minbîc’i Özgürleştirme Hamlesi” başlar. Bahar ananın torunları Mazlum ve Diyar Bagok da hamledeki yerlerini alır. İki kuzen aynı hamlede omuz omuza DAİŞ karanlığına karşı savaşır. Diyar Bagok 17 Haziran’da, Mazlum ise 28 Haziran’da şehit düşer. Torunlarının şehadet haberini alan Bahar ana, Şehit Diyar Bagok’un annesine, “Güçlü ol, sen şehit annesisin” sözleriyle güç verir. Ancak Bahar ana, eşi ve iki oğlunun şehadetinden sonra iki torununu da kaybedince sağlığı eskisi gibi olmaz.

En çok Mazlum’u severdi

Özellikle sırtında taşıdığı, koynunda uyuttuğu ve bin bir emekle büyüttüğü Mazlum’un şehadeti Bahar anaya çok ağır gelir. O süreci, Şehit Mazlum’un babası Mahmut Bilge’den dinliyoruz: “Annem evimizin yuvasıydı, onu çok severdik. Bu evin tüm acı ve zorluluğunu o çekti. Acısı bizimkinden büyüktü. Babamı, çocuklarını ve torunlarını kaybetti. Güçlü ve irade sahibiydi. Çok bilgiliydi ben oğluydum hafızam onun çeyreği kadar değildir. Mazlum’un büyüdüğünü gördüm, sonra gittiğini… Annemin en kıymetli torunuydu. Kardeşlerimden çok onun şehadetine üzüldü. Ondan sonra çöktü. Kardeşlerimin şehadetinde ağlamadı ama Mazlum’a çok ağladı.”

Bir gün çocuklarım gelir diye

Yüreği beş şehidin kederiyle dolan Bahar ana, bu kez geride kalan çocuklarıyla göç yollarına düşer. Nisêbîn’deki öz yönetim direnişi ardından Qoser (Kızıltepe) ilçesine yerleşmek zorunda kalan Bahar ana için bu göç sıradan bir göç değildir. Yıllarca aynı evde oğullarının bir gün döneceği günü beklemişti. “İki oğlum dağda, bir gün geldiklerinde ‘annem bu evde yaşıyor’ diyecekler. Burada olmalıyım. Ya çıktığımda oğullarım gelse evi bulamazlarsa?” derdi. Nisêbîn’i çok severdi. Evlerinin yıkılmasıyla artık umut dolu bekleyişini Qoser’de sürdürür. Bahar ana, son nefesini de burada verir… Geride kalan çocukları, torunları ve Kürdistan halkı ona, layık olduğu gibi veda eder. Ancak Avrupa’ya göç etmek zorunda kalan oğulları Ramazan, Hüseyin ve Sadettin, taziyesine gidip annelerine veda edemez.

Sadettin Bilge

Sürgünde üç kardeş

Sürgündeki üç kardeşle konuştuğumda bir annenin ardından söylenebilecek en güzel sözleri söylüyorlardı. Anılarını, sevinçlerini, özlemlerini dile getirirken kimi zaman boğazları düğümleniyor, kimi zaman gözleri doluyor, kimi zaman gülümsüyorlardı…

Bahar ana ile en çok birlikte kalan evin en küçük çocuğu Sadettin Bilge, annesi için duygularını şöyle dile getiriyor: “11 yaşındayken babam katledildi. Evimizi kuşatmışlardı. İçeri girdiğimde babam salonda uzanıyordu. Hayal meyal hatırlıyorum. Annem beni büyüttü. Hem annemdi hem de babam. Üç yıldır ondan ayrıydım. Onu bir daha göremeyeceğimi biliyordum, hazır olduğumu sanıyordum ama meğerse değilmişim. Davasına sadıktı, bizi de öyle yetiştirdi. Hatırlıyorum 1995’te Nisêbîn’de iki asker öldürülmüştü. O zamanlar çocuktum. Askerler mahalleyi ablukaya almıştı, evleri basıyordu. Annem bizi uyandırdı. Bana dedi ki, ‘Sen küçüksün olur da bizi de götürseler ağzından tek kelime çıkmayacak. Çıkarsa seni kendi ellerimle öldürürüm.’ Bu kez askerlerin korkusu çıktı yüreğimde annemin korkusu sardı. Diyordum acaba konuşur muyum? O derece bağlıydı davasına.”

Ramazan Bilge

Biz değil, O güç verirdi bize

“Tutuklandığım yıllarda bir benim görüşlerime gelirdi bir de Hüseyin’in. Geldiğinde biz ona moral ve güç vereceğimize o veriyordu” diyor Ramazan Bilge. Bahar ana ile birçok eyleme birlikte giden Ramazan Bilge, devam ediyor: “Amara’ya iki kez birlikte gitmiştik. Polisin bir saldırısında bayılmıştım. Gözümü açtığımda annem baş ucumdaydı. Son isteği Hüseyin’in cezaevinden çıkmasıydı, bu dileği gerçek oldu. O kadar acı çekmesine ve ilerleyen yaşına rağmen kimsenin ona hizmet etmesine izin vermiyordu. Vefat etmeden bir iki gün önce konuştuk. ‘Hakkınızı helal edin, dua edin ele avuca düşmemeyim’ diyordu. Öyle de oldu. Böyle bir annem olduğu için başım dik ve gururluyum.”

Hüseyin Bilge

O’na layık olacağız

Hüseyin Bilge ise Bahar ana için söyleyeceği her sözün eksik kalacağını söylüyor ve ekliyor: “Kendi emeğiyle var oldu. Dilini, kültürünü ve halkını çok severdi. Torunları ne zaman Türkçe konuşsa zoruna giderdi. Ülkeden çıkmak zorunda kaldığımda ilk ona sordum. Bu kadar bedelden sonra bir daha tutuklanmamdan korktu. Bana sarıldı, öptü ‘Sana iyi bakamadım oğlum’ dedi. O bize değil, biz ona muhtaçtık. Öyle bir anneydi. Ve Bahar ananın oğlu olduğum için çok gururluyum. Ne yapsam da emeklerinin karşılığını veremem. Tek görevimiz hem ona hem de şehitlerimize layık olmaktır. Annemize layık olmalıyız. Bu da bizim için büyük bir yük, bu yükü bize bırakıp gitti…”