‘Kadın üniversitesi’ İslamcı elitlerin arzusu

Kadın Haberleri —

2 Kasım 2020 Pazartesi - 20:00

  • Nejla Kurul: ‘Kadın üniversitesi’, sermayenin yeni İslamcı elitlerinin arzularına karşılık gelebilir ancak Türkiye’de derinleşen kadına sorununu, kadına yönelik şiddeti çözmez. Eğitimli ama her koşulda biat eden kadın modeli belirlemesini doğruluyor.

Türk Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın 2019 yılında Japonya ziyaretinde duyurduğu ve Türkiye’ye döndüğünde Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Başkanı Yekta Saraç’a “çalışmanı buna göre yap” talimatını verdiği “kadın üniversitesi”, kadınların tepkisine rağmen 2021 Yılı Programı’na eklendi. Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile Ankara Üniversitesi Eğitim Fakültesi’nden ihraç edildikten sonra Demokrasi İçin Birlik çalışmalarında yer alan ve yeni dönem Halkların Demokratik Partisi (HDP) Parti Meclisi’nde (PM) görev alan Prof. Dr. Nejla Kurul, proje ile ilgili Mezopotamya Ajansı’ndan (MA) Eylem Akdağ’ın sorularını yanıtladı.
İstanbul Sözleşmesi’ni kimi cemaat ve tarikatların itirazlarıyla tartışmaya açan, yerine yerli-milli başka bir sözleşmeye ihtiyacı dillendiren AKP-MHP bloğunun samimiyeti konusunda haklı olarak kuşku duyduklarını belirten Necla Kurul, “YÖK’ün 2015 yılında üniversitelere gönderdiği ‘Yükseköğretim Kurumları Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Projesi’ tutum belgesi samimiyeti sınamanın somut bir kanıtıdır. Var olan bu proje kısa bir süre önce YÖK’ün internet sayfasından kaldırılmıştı, yani kadını güçlendirecek böyle bir uygulama YÖK eliyle sona erdirildi. ‘Projeye murat edilenin dışında anlamlar yüklendiğini’ savunan YÖK Başkanı Yekta Saraç, ‘Projenin, toplumsal değerlerimiz ve kabullerimizle mütenasip olmadığı ve toplumca kabul görmediği hususunun göz önünde bulundurulması gereği ortaya çıkmıştır’ demişti. Üniversitelerden de bir tepki yükselmediği için kadınları güçlendirme amacını taşıyan bu proje rafa kaldırılmıştır. İktidarın güçlendirmek istediği kadın özne, ataerki ile uzlaşan, ataerkinin tanıdığı bir öznedir. Dolayısıyla bu kadın özne, ataerkil düzeni esastan sorgulayamaz daha çok uzlaşır” diye konuştu.  

Cinsiyetçiliği körükler

Kurul, muhabirin “kadın üniversitesinin ileriki süreçte nasıl bir işlev görür” sorusuna ise şu yanıtı verdi: “Türkiye toplumundaki etkin, liberal, muhafazakâr, laik, demokrat, devrimci-sol çoklu kadın güçleri dâhil olmadığı sürece, yani kadınlar kendi koşullarını bu üniversitelerde oluşturmadığı sürece, kadın üniversitelerinin AKP-MHP iktidar bloğunun eliyle neye dönüşebileceğini tahmin edebiliriz. Kadını karma üniversite içinde güçlendirememiş, böyle bir niyeti de olmayan bir iktidar, kadın üniversitesi içinde ancak kadınların güçlerini soğurur, kadınların arzu akışlarını çitler, kodlar ve sınırlar. Hatta bununla da kalmaz, her üniversiteden biri kadınlar diğeri erkekler için olmak üzere iki üniversite çıkarmak suretiyle üniversite sayısı ikiye katlar ve cinsiyetçiliği körükler. Hatta kadın üniversitelerinin mevcut siyasal iktidar eliyle neye dönüşebileceği tahminini mevcut suskun, uslu, itiraz etmeyen ve sistematik biçimde üç maymunu oynamaya zorlanan karma üniversitelere bakarak da yapabiliriz.”

AKP-MHP kendini dondurmuş

Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu şeyin, evrensel ve öznel yönleriyle hakikatin peşinde olan, demokratik, özerk, laik karma üniversite olduğunun altını çizen Kurul, “Kadınlar, bu üniversiteler içinde erkek egemenliğini sorgulayabilir, geriletebilir, kadın-oluşları, farklanmaları destekleyen yeni alanlar açabilir. Yine üniversite içinde kadın çalışmaları bölümlerini güçlendirebilir, kadın toplulukları, inisiyatifleri, platformları, dernekleri kurulabilir, kadınların yeni öznellik üretimleri için yeni sahalar yaratılabilir, örneğin bu üniversiteler içinde Kürt bilim kadınları, Kürtçe ile Türkiye ve Kürt toplumunun bilgisini üretme ve topluma yayma etkinliklerini sürdürebilirler. Mevcut üniversiteleri çoklu güçlerin etkisine açabilme cesareti gösteren iktidarlar, bu cesareti ancak tabandan gelen seslere, söze dönüşmüş ifadelere daha çok kulak kabartarak, anlamaya çalışarak bulabilir. Ne var ki AKP ve MHP, iktidar özneler olarak kendilerini kodlamış ve dondurmuş haldedirler” diye konuştu. 
 
İslamcı elitlerin arzusu

‘Kadın üniversitesi’, sermayenin yeni İslamcı elitlerinin arzularına karşılık gelebilir ancak Türkiye’de derinleşen kadına sorununu, kadına yönelik şiddeti çözmez” diyen Kurul, ‘eğitimli ama her koşulda biat eden bir kadın modeli yaratmaya çalışıyorlar’ belirlemesini doğruladığını kaydetti. Devamla ise şu belirlemeyi yaptı: “Bu süreçte eril tahakkümün meşrulaştırılması, cinsiyetlerin biyolojik doğaya indirgenmesi ile olur. Aslında bu doğanın kendisi bizzat ‘doğallaştırılmış toplumsal inşadır.’ İnsan bedeninin cinsiyetlendirilmesi aslında toplumsal dokunun ve ilişkilerin cinsiyetlendirilmesidir. Bu oluş, bedenin sembolik cinsiyetlendirilmesi ile olur. Bedenin eylemi sembolik cinsel anlamlar aracılığı ile toplumsal temsillerle bağlantılanır ve ilişkilenir. Bedenin temsilleri ile toplumsalın temsilleri birbirine bağlanır; hep birlikte ilişkilenerek cinsiyetlenmiş anlamları ortaya çıkartırlar. Cinsler arası ayrım, insan tercihlerinin dışında ‘gerçek şeylerin düzeni’ olarak görünür, her şeyin içinde normal olarak var olur, öznelerin habitusları olur; kabuller, düşünceler ve eylemler olarak bir sistem oluşturur. Cinsiyet farkları sistemi bu şekilde bir eril tahakküm yaratır. Bu tahakküm cinsiyete dayalı bir işbölümü olarak yaşar ve ‘her cinsin eylemini, konumunu, zamanını ve araçlarını düzenler.’ Cinsiyet, bu anlamda toplumsal alanın yapısıdır.”
 

  • 18 yıl neoliberal-İslamcı-Türkçü bir iktidarın etkisiyle yaşadık. Kadını güçlendiren eğitimi, tek cinsiyetli üniversitelerde aramak zorunda değiliz. Asıl mesele, kadınları yaşatacak, yaşama umut dolu gözlerle bakmasını sağlayacak çalışmalar incelemek.


Önceliğimiz kadınları yaşatmak olmalı

Türkiye’nin 18 yıl neoliberal-İslamcı-Türkçü bir iktidarın etkisiyle yaşadığına dikkat çeken Prof. Dr. Kurul, “Kadını güçlendiren eğitimi, tek cinsiyetli üniversitelerde aramak zorunda değiliz, bu acil bir sorun da değil. Asıl meselemiz, kadınları yaşatacak, yaşama umut dolu gözlerle bakmasını sağlayacak çalışmalar incelemek” dedi.
Kadının erkekle eşit olmadığını, kadının fıtratının farklı olduğunu bildiren demeçlerin, önemli konumlardaki erkek politik öznelerin kadınların nasıl davranması, nasıl yaşaması gerektiğine dair beyanlarının, artan biçimde kamusal mekânların cinsiyete göre bölünmesine yönelik pratiklerin adeta ‘efendi’ erkeğin, ‘köle’ kadın üzerindeki arzularını ortaya koyduğunu vurgulayan Kurul, “Önceliğimiz kadınları yaşatmak olmalı. Kadınların acil sorunu bu. Kanımca 2021 ve izleyen bütçe süreçlerinde kadınların, kadın örgütlerinin hem eğitim hem de istihdam politikalarında ‘varız’ demeleri ve bütçe kararlarını Saray’a bırakmak değil, bütçe hakkını savunmak ve kullanmak için çaba göstermesi gerekiyor” şeklinde konuştu.

Soruna bakış açınız değişmedikçe...

Dolayısıyla ‘kadın üniversitesi’nin Türkiye’de bir karşılığı olmadığının altını çizen Kurul, şunları kaydetti: “Japonya Dünya Ekonomik Forumu’nun açıkladığı 2018 Dünya Cinsiyet Uçurumu Raporu’na dahil olan 149 ülke içinde Japonya 110’uncu sırada yer alıyor, 2020 yılında 153 ülke arasında 121’inci sıraya gerilemiş. Raporda, her iki yıl için Türkiye 130’uncu sırada. 80 ‘kadın üniversitesi’ de açsanız, soruna bakış açınız değişmedikçe kadını güçlendiremiyorsunuz. Kadının güçlendirilmesi için daha esastan düşünmek zorundayız.”
HABER MERKEZİ

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.