Kültür endüstrisi ile savaşmanın adı Rojava Devrimi

Forum Haberleri —

7 Mayıs 2021 Cuma - 23:00

  • Kültür endüstrisi, iktidarların toplumu istedikleri doğrultuda yönlendirmesinde temel araçlardan birisidir. Oysa Rojava Devrimi’nde iktidarın yerine, öz yönetim anlayışıyla kurulan bir toplumsal yapı vardır.

ANDOK RONAHÎ

İsmi yabancı ve uzun olabilir. Okuyan pek çok kişinin Rojava Devrimi derken ‘kültür endüstrisi’ ve ‘ulus devlet’ kavramları aklına hiç gelmez. Bu yazının temel amacı bilinmeyen veya göz ardı edilen yanlarıyla Rojava Devrimi’ne farklı bir açıdan bakmaktır. Söz konusu geniş bir konu olduğundan yazıda ana noktalara değinmekle yetineceğiz.

Rojava Devrimi’nin uluslararası sahada ön plana çıkan boyutu, genel anlamda Halk Savunma Birlikleri ve Kadın Savunma Birlikleri (YPG ve YPJ) savaşçılarının Irak Şam İslam Devleti’ne (DAİŞ) karşı yürüttükleri mücadele olmuştur. Kapitalist sistemin ürünlerinden biri olan DAİŞ’e karşı mücadelenin yanı sıra Rojava ve Kuzey Suriye’de kapitalist sisteme karşı pek çok boyutta mücadele yürütülmektedir. Siyasi, sosyal, ekonomik ve kültürel pek çok boyutta Abdullah Öcalan’ın çerçevesini koyduğu ‘Demokratik Modernite Kuramı’ kapsamında yeni bir toplum mücadelesi verilmektedir. Bu yazıda daha çok bu mücadelenin kültürel boyutu tartışılacaktır.

Yüzyılı aşkın bir süreçtir Ortadoğu’da ulus-devlet veya devlet eliyle uluslar oluşturulurken kültür dünyaları büyük bir kırım ve çarpıtmaya maruz kalmıştır. Kürtler, Süryaniler, Çeçenler başta olmak üzere bölgedeki pek çok halk kültürel asimilasyonla yüz yüze kalmış ve yok olmanın eşiğine gelmişlerdir. Ulus-devlet inşası ve onun politikalarıyla gelişen milliyetçilikle asimilasyon ve kültürel yok olmaya bir çözüm getirilmeye çalışılsa da sorun gün geçtikçe derinleşmiştir. Rojava Devrimi, ulus-devlet anlayışından farklı olarak, etnik ve dini toplulukların birliği perspektifiyle siyasal anlamda önemli adımlar atarken, toplumsal farklılıkları zenginliğinin teminatı olduğu anlayışıyla da yerel kültürlerin yeniden canlanmasına zemin hazırlayarak bir kültür rönesansının temelini atmıştır. Rojava Devrimi’ne baktığımızda, milliyetçiliğin, kültürel varlığa ve devamlılığa verilen yanıt olmaktsansa kültürel yok oluşu hızlandıran, kültürel devamlılığı sekteye uğratan veya deforme eden bir virüse benzediğini görebiliriz. Demokratik Modernite’nin ulusu ele alma biçimi olan Demokratik Ulus kavramı, bu virüsü ortadan kaldırma ve kültürleri hem kendileri yeniden keşfetme hem de kendileriyle bir arada yaşayan kültürlerle yeniden buluşma fırsatı sunmuştur.

Rojava Devrimi’nin salt askeri bir devrim olmadığını ve bu devrimin sadece askeri zaferlerle bu aşamaya gelemeyeceğini Rojava’yı gören herkes farkedecektir. Rojava Devrimi’nin Ortadoğu’ya etkisi, yerelliğin canlanması ve bunun siyasi alana da yansıması şeklinde olacaktır. Ulus-devletle güçlenen ama çözüm getirmekte başarısız olan milliyetçilik ile şimdiye kadar kendi kimlikleri ile yaşamanın korkusu arasında kalanlar, Rojava Devrimi ile birlikte kendi kültürlerinin tarihi ile bugününü özgürce birleştirebilmektedirler. Bu Rojava Devrimi’nin yüz yıllardır bölge ve dünyada ulus-devlet sistemlerinin etkilerine karşı mücadelesinin temel ayaklarındandır.

Kültürel alandaki diğer bir mücadele sahası ve etkisi, Michael Hardt ve Antonio Negri’nin ‘İmparatorluk’ diye tanımladıkları çağın temel sorunlarında biri olan Frankfurt Okulu’nun İkinci Dünya Savaşı sürecinde ‘kültür endüstrisi’ diye tanımladıkları kapitalizmin kültür politikalarıdır. Kavram olarak toplumun iç dinamikleri tarafından üretilen değerler bütünü olarak tanımlanan ‘kültür’, günümüzde topluma yabancılaşmaktadır. Bin yıllardır iç dinamiklerin ürünü olan değerlerin yaratımı dış dinamiklere bırakılmıştır. Toplumun kendi kültürünü ‘başkaları’ndan ihraç etmesi toplum kırımın en önemli kanıtlarındandır. Rojava Devrimi ile kapitalist kültür politikalarına karşı bir farkındalık yaratılmaya çalışılmakta, toplum, özerkliği kültür alanında da yaşamsallaştırmaktadır.

Kültür endüstrisine yönelik eleştirilerde, ‘toplumun tüketim yoluyla denetimde tutulması’ ön plana çıkmaktadır. Doğrudur. Tüm dünyada olduğu gibi Rojava ve Kuzey Suriye toplumu da bu ‘tüketim odaklı denetimden’ ciddi anlamda etkilenmiştir. Ancak siyasallaşan, bilinçlenen toplum bu denetimden adım adım kurtulmaktadır. Kendisi için düşünemeyen, kendi geleceğini göremeyen, kendi çıkarlarını bilemeyen, kendisi için özgür bir gelecek öngöremeyen, hep başkası için düşünmeye mahkum edilmiş bir toplumun bireysel tüketim ve bireysel kurtuluştan başka bir şey düşünmeyeceği aşikardır. Rojava’da Demokratik Ulus anlayışıyla örgütlenmiş toplum kendiliğinin farkına varma sürecine girmiştir. Kültür endüstrisi, iktidarların toplumu istedikleri doğrultuda yönlendirmesinde temel araçlardan birisidir. Oysa Rojava Devrimi’nde iktidarın yerine, öz yönetim anlayışıyla kurulan bir toplumsal yapı vardır ve bu yapıda bireyi toplumun bir öğesi olarak yönetime ortak etme esastır. Kültür endüstrisini esas alan iktidarcı sistemler, toplumu yönetimden uzaklaştırırken, Rojava Devrimi kendisi hakkında karar verme yetkisini topluma bırakırken hiyerarşik denetim mekanizması yerine herkesin kendinden ve birbirinden sorumlu olduğu yatay denetim mekanizmasını geliştirmektedir.

Rojava Devrimi görülmeyen veya göz ardı edilen pek çok yönüyle gelişmeye devam ediyor. Bu gelişim kusursuz işleyen bir süreç değildir; aksine eksiklik ve yanlışlıkları da içerisinde barındırmaktadır. Ancak yeni bir ‘yaşam mücadelesi’ pratik adımlarıyla devam ediyor ve Rojava Devrimi’nin Ortadoğu’da yaşanan en temel sorunlara bir çözüm olarak büyüdüğünü rahatlıkla söyleyebiliriz.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.