’Kürt oldukları için’ öldürülüyorlar

Ahmet KAHRAMAN yazdı —

22 Şubat 2021 Pazartesi - 22:40

  • Öldürerek, yurtlarını işgal ederek Kürtleri bitirmek mümkün değil. Çünkü, Kürtler eski dağınık örgütsüz Yahudi veya Ermeniler konumunda değil. 50 milyon kişilik nüfuslu Kürtlerin devleti yok, ama sahip oldukları ordularla, bölgesel bir güçtür.

Alman Nazileri, günün Türk-İslam Faşistlerinin dedeleri ittihatçılar, suç, kusur, kabahat işledikleri için değil, Ermeni olmayı suç ilan edip soykırım yaptılar. Ermeni olmak suçtu. Suçluları tutup ipe çektiler. Topluca tutuklayıp sürgüne çıkardılar. Tenhalarda kırdılar. Ortada kalan çocuklarından da, “aydınlık yarınların ilk nesli“ni yetiştirmeye çalıştılar.

Ardından, Pontus (Karadeniz) Rumları diyarına yöneldiler.

Bu olanların yürütücüsü orduydu. Orduda o zamanlar, Alman Mareşal, General ve subayları tarafından yönetiliyordu. O subaylardan bazıları, daha sonra Hitler’in Nazi partisinde üslendiler. “Özel timleri“ (SS ve SA) Gestapoyu kurup yönettiler. Türklerin Ermenilere yaptıklarının aynısıyla Yahudilere uyguladılar.

Türkler Ermeni ve Rumlar gelişmesine engel gördüğü için, ölümcül atağa geçmişti. Nazilere de, Yahudilerin varlığını Almanya ve Germen ırkının gelişimi (bekaa) önünde engel olarak görüyordu. Dolayısıyla düşman ve yok edilmeliydi.

Hitler’in, İttihatçı çete planına yaptığı tek katkı, Avrupa kıtasının neresinde Yahudi varsa, oraya kadar işgal ve kırımdı. Özetle, kırım ile göz yaşı çemberini kıtaya, giderek dünyaya yayıyordu.

Ve bu uygulama, dünyada kimse değil, yıllar sonra ilk defa, Türk-İslam Faşizminin lideri Recep Tayyip tarafından, gömülü olduğu insanlık utancı çukurundan çıkarılıp hortlak olarak, Kürdistan parçalarından dolaştırıldı.

“Türk“ Recep, bir halkı (yer yüzündeki tüm Kürtleri) kabahati, kusuru, suçu olduğu için değil, aidiyeti, ırkı, soyu sebebiyle toplu düşman ilan ediyordu. Miting meydanları boyunca, Kürtlerin “Türk bekaası“ (gelişim, dönüşüm ve yayılması) önünde engel olduğun bu haykırıyor. Hitlervari bu kampanya, “çok zeki Türk“ kesimlerini kan dökmeye bilemeydi.

(Nazi rejiminin “Kristal gece“sinin bir benzeri, 6-8 Ekim 2014 yılında yaşandı. 50 Kürt katledildi. Malları mülkleri yağmalandı. Fethiye’de bir Kürt’e zorla Atatürk heykeli öptürüldü.)

Hemen ardından, “apart“ emrini bekleyen kanlı el harekete geçti. Nerede Kürt varsa oraya kadar işgal, kırım, talan ve etnik arındırma ile tutuklama günleri başladı.

Sadece ve yalnızca Kürt yurdu ve Kürtler tarafından yönetiliyor “suçu“ yüzünden Efrîn, ardından Serêkaniyê, Girê Spî, Başûrê Kurdistan kuzey mıntıkaları işgal edilerek, Kürt bebeğin dili yasak kamayla kesiliyor, ağzındaki ekmek çalınıyor, yurdu gasp ediliyor, kısacası bir halkın kanı akıtılıyor, sağ kalanları sürülüyordu.

Ve “insaniyet adına“ diye diye Nazileri yargılayıp hakkında, “insanlık suçlusu“ hükmü veren, ırkçılığı insanlığa karşı evrensel suç ilan eden “medenilik ve adaletini sevdiğim“ dünya, kısa gün çıkarı için, Türk tipi Nazi uygulamalarını seyretmekle de kalmıyor, onu koruyup esirgiyordu.

Ama Nazi, sonuçta Nazi’ydi. Sürekli kötülük için ataktaydı.

O, bu aralar, Kürtler tarafından Şengal’den kovulan İslamcı terör yuvalarından IŞİD’in intikamını almaya hazırlanıyor. IŞİD’i, Şengal’e geri getirmek için akbabalar misali Şengal üstünde dolanıyor. Tıpkı Efrîn, Serêkaniyê, Girê Spî’de yaşandığı gibi cinayetler işlemek, insanları yerleri, yurtlarından söküp atmak, hırsızlık ve talan yapmak için, Amerika kapılarında yardım dilencisidir. İran ve Rusya’nın isteklerini karşılama pazarlığında...

Amerika’nın yeni yönetimini kandırabilirler mi bilmiyorum. Ama özel çıkar paketleri sunmanın dışında, General Abdi Kobanê hakkında hazırladıkları kurgu filmi “gerçek“ diyerek Trump’a seyrettirip onu kandırmayı başarmışlardı.

Ve Recep Tayyip, o entrikacı aklıyla şimdi, Biden avında. Ağzında demokrasi söylemiyle, kapısında bekliyor. Ulaşabilirse, ne diyeceğini geçenler, bir televizyon konuşmasında açıkladı. Recep Tayyip, Atlantik ötesinde de kargaları güldürerek, yalanını şöyle hedefe atıyordu:

“Amerikan Kongresine yönelik menfur eylemde başı çekenlerin, bölücü örgütün Suriye kolu YPG/PYD ile bağlantıları ortaya çıkmıştır. Bu saldırıyla terörün, insanlıkla beraber demokrasinin de düşmanı olduğu bir kez daha anlaşılmıştır.“

İspat, delil önemli değil, Recep Tayyip için. Herkesi hitap ettiği Türk halkı yerine koyup atıyor. Garê dağından zaferle dönmeyince, iki sene sonra için, halkına ayın zaptını müjdeledi.

Oysa, Garê zaferi yılların hayaliydi. Roboskî katliamının kanlısı Hulusi onu öyle inandırmıştı ki, zaferi avucunda kadar yakın sanıyordu. Çarşamba günü, zaferi halkına haykırmak için sahne, mikrofon ve kameralar da hazırdı.

Ve Recebin anlatışıyla bu zafer için beş ay hazırlanmışlardı. Amerikalıların bir zamanlar, Afganistan’ın kayalık Bora-Tora dağlarındaki El Kaidecileri, en başta da liderleri Bin Ladini vurmak için geliştirdiği kazan bombalarıyla, gittiler Garê‘ye. Oraları kalıcı olarak işgal edecek, esirlerini de alıp geleceklerdi.

Oysa akıllarının almadığı bir gerçek vardı. Kazan bombalarının yağdığı yerde, kopan basınçta sağ çıkan olmazdı. Onun için, zafer hezimet oldu. Esirler, torbalar içinde paramparça geldi.

Başa dönersek, öldürerek, yurtlarını işgal ederek Kürtleri bitirmek mümkün değil. Çünkü, Kürtler eski dağınık örgütsüz Yahudi veya Ermeniler konumunda değil. 50 milyon kişilik nüfuslu Kürtlerin devleti yok, ama sahip oldukları ordularla, bölgesel bir güçtür.

Ama Nazilerin koşu menzili ve ömrü bellidir. Türk-İslam Nazizmi de sonlarına koşuyor. Vadesi bitti. Bu bir gerçek...

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.