- Fatma Tokmak yüzlerce hasta tutsaktan sadece biri. Bebeği henüz bir buçuk yaşındayken 1996 yılında yapılan bir ev baskınında bebeğiyle gözaltına alınır. Fatma ile mektuplaşıyorum. Ona yaşadıklarını soruyorum. 24 gün boyunca işkenceye maruz kalan Tokmak, şöyle vurguluyor: "Çocuğumun vücudunda sigara söndürüldü. Onun yaşadıkları beni çok etkiledi."
- İşkencenin peşini bırakmayan Eren Keskin, şöyle anlatıyor: "Bebeği Fatma'dan koparıldı. Fatma kendine üzülmüyordu, bebeğine üzülüyordu. Bebeğiyle günlerce çıplak bırakılmış işkence görmüştü. Çıplak bedenine çıplak bebeği bırakılıp elinde, sırtında sigara söndürülmüştü. Anneyi bu şekilde konuşmaya zorlamaya çalışmışlardı. Çok korkunçtu."
- Hasta tutsaklar kanayan bir yara olarak vicdanlarda duruyor. Hâlâ yüzlerce ağır hasta tutsak keyfi gerekçelerle tutuluyor. Onlardan biri olan Fatma Tokmak, "Cezaevine girmeden önce sağlık sorunum yoktu. Şimdi ağır derecede kalp hastasıyım, günde 38 tane ilaç alıyorum. Doktorlar ameliyat olmam gerektiğini söylüyorlar ama ameliyatı göze alamıyorlar" diyor.
GÜLCAN DERELİ
Fatma Tokmak, tıpkı Fataraş gibi kimliği ve hikayesi çalınanlardan... Sadece onun değil çocuğu Destina’nın da (Azat) hikayesi çalınır. Sadece çalınmaz, bu hayat hikayesine sigara yanığı da eşlik eder. Nerde bir sigara yakılsa orda Fatma'nın ve küçücük bebeği, daha bir buçuk yaşında olan Azat'ın canı yanar. Çünkü işkencede daha bebek olan Azat'ın vücudunda sigara söndürülür. O yüzden sigarayı her gördüğünde canı yanar, uf der... Fatma, yaşadığı şeyin sadece kendi hikayesi olmadığını iyi bilenlerden. O halkının hikayesini yaşıyor. Kimliği, adı, bebeği çalınıyor... Onu elbette geri almalı... Sigara yanığı yaman bir acıdır... Küçük bir bebeğin bedeninde bir halkın kimliği yara olur... Şimdi ne zaman sigara yakılsa vücudumda yanık izi hissederim... O iz onarılmalı, Fatma hikayesine, Destina hayaline kavuşmalı...
Bir Kürt kadını
Fatma Tokmak yüzlerce hasta tutsaktan sadece biri. 1974 yılında Şırnak Görümlü'de dünyaya gelen Fatma Tokmak, 20'li yaşlarında anne olur. Bebeği henüz bir buçuk yaşındayken Aralık 1996 yılında yapılan bir ev baskınında bebeğiyle gözaltına alınır. Fatma ile mektuplaşıyorum. Ona yaşadıklarını soruyorum. 24 gün boyunca işkenceye maruz kalan Tokmak, şöyle anlatıyor: "Yasa dışı bir biçimde 24 gün gözaltında kaldım ve sürekli işkence gördüm. Ancak benim gördüğüm işkenceden çok çocuğuma işkence yapılması beni çok etkiledi. Çocuğumun vücudunda sigara söndürüldü. Onun yaşadıkları beni çok etkiledi."
Bir anne bebeğiyle gözaltında
Fatma Tokmak'ın bebeğiyle gözaltına alınmasının ardından İnsan Hakları Derneği'nde (İHD) yöneticilik yapan Av. Eren Keskin'e ulaşılıyor. O günleri Keskin, şöyle anlatıyor: "Beni bir aile aradı, işte bir kadının küçük çocuğuyla birlikte gözaltına alındığını, ikisinin birlikte işkence gördüğünü söyledi. Hemen ismini aldım ve Terörle Mücadele Şubesi'ne gittim. Fakat Fatma gözaltındayken görüşemedim. Hemen her gün gittim, kendimi bu olayın takipçisiyiz diye hatırlattım. Sonra Fatma mahkemeye çıkarıldı ve tutuklandı. Adliyede görüştüğümüzde bebeğine işkence yapıldığını anlatıyor, ağlıyordu."
İşkence izleri iyileşsin diye bekliyorlar
O zamanlar gözaltı süreleri uzundur. Gözaltında işkencenim metotları vardır. Eğer işkence sonucu ölürsen gözaltına alınmamışsındır denilir. "Faili Meçhul"lar olarak anılan binler gibi... Eren Keskin, şöyle anlatıyor: "Birçok insan alındıkları tarihlerden daha geç gözaltına alınmış gösterilip gözaltı süreleri uzatılırdı. Bunu işkence izleri geçsin, yaraları iyileşsin diye yaparlardı. Hele ki yoğun işkence yaptıkları kişileri daha da uzun tutup yaraları, morlukları biraz iyileşsin diye bekletiyorlardı."
Bebeğimi benden aldılar
İşkencelerin ve tutuklamanın ardından Fatma hapishaneye, bebeği ise Çocuk Esirgeme Kurumu'na gönderilir. Hâlâ yaşadıklarının izini taşıyan Fatma Tokmak, şöyle diyor: "O işkenceler yaşamım boyunca beni etkilemeye devam etti. En kötüsü ben tutuklandığımda bebeğimi benden aldılar ve Çocuk Esirgeme Kurumu'na verdiler. Bu benim için işkenceden de ağır bir işkenceydi. Eren Keskin benim çocuğumu geri alabilmek için çok uğraştı."
Bebeğe işkence
Bu işkencenin peşini bırakmayan Eren Keskin, şöyle anlatıyor: "Bebeği Fatma'dan koparıldı. Fatma kendine üzülmüyordu, bebeğine üzülüyordu. Bebeğiyle günlerce çıplak bırakılmış işkence görmüştü. Çıplak bedenine çıplak bebeği bırakılıp elinde, sırtında sigara söndürülmüştü. Anneyi bu şekilde konuşmaya zorlamaya çalışmışlardı. Çok korkunçtu."
Seni annene götüreceğim
Eren Keskin, ne yapar eder ve bebeği annesine götürmek üzere Çocuk Esirgeme Kurumu'ndan alır. O anları Eren Keskin'den dinliyoruz: "Savcı, 'sen teröristsin, bu devlet çocuğa daha iyi bakar' filan diye laflar söylemiş. O zaman Bakırköy Cezaevi'nin orada bir merkez vardı. Bebek oraya götürülmüştü. Savcılığa başvurdum ve sonunda Azat'ı teslim almak üzere kuruma gittim. Kurumdakiler hiç adını bile söylemiyor dediler. Çocuk tamamen kendisini dünyaya kapatmıştı, hiç konuşmuyordu. Ben gidip işte Azat ben annenin arkadaşıyım, seni almaya geldim dediğimde bana bir bakışı vardı, hiç unutmam. Küçücük bir kedi gibi hemen kucağıma sıçradı. Sarıldı bana böyle nasıl sıkıyor, bir an önce gidelim diye. Onu aldım taksiyle oradan Gebze Cezaevi'ne götürdüm. Uzun bir yol. Fatma tabi hiç beklemiyordu. Ondan sonra Gebze Cezaevi'ne her gittiğimde, hep o görüntü aklıma gelir. İkisinin böyle birbirlerine sarılmaları, ağlamaları, gardiyanlar bile bu sahneye ağlıyordu."
Kavuşma anını unutmuyorum
O süreçte bir buçuk yaşlarında olan Destina (Azat) Tokmak, "İşkenceleri hatırlamak çok zor ama unutmadığım bir an var. O da annemle kavuşma anım. Vücudumda bir sürü işkence izi var. Ve yaralarım çok derinde" diyor. O anı Fatma Tokmak ise şöyle anlatıyor: "Ve sonunda ben Gebze Cezaevi’ndeyken Eren Keskin çocuğumu yanıma getirdi. Ben hâlâ çocuğuma kavuştuğuma inanamıyordum."
Okuma-yazması yok
Kürt olan Fatma hiç Türkçe bilmiyordur. Okuma-yazması yoktur. Türkçe bilmediği için ayrıca işkence görmüş, okuma-yazması olmadığı için de hazır bir metne parmak bastırılarak tutuklanmıştır. Fatma Tokmak, o günleri şöyle anlatıyor: "Gözaltına alındığımda okuma-yazma bilmediğim gibi Türkçe de bilmiyordum ve işlemediğim bir suç nedeniyle misafir olarak gittiğim bir evde gözaltına alındım. Bunu anlatmaya çalışsam da kimseye dinletemedim, zaten ağır işkence görmüştüm, çocuğuma yapılan işkence beni mahvetmişti ve bana Türkçe bir ifade imzalatmak istediler. İmzalayamadığım için parmak bastım o ifadeye. Orada ne yazdığını bilmiyordum. Hiçbir şey anlamıyordum. Ama benim için çok da önemli değildi. Benim için o an sadece çocuğun önemliydi, ne yaptığımı bilmez bir durumda parmak bastım."
Adli Tıp yine suça ortak
Bu sırada Av. Eren Keskin, hak ihlallerini belgelemek için çaba içerisine girer. Önce bebeğe yapılan işkenceler İnsan Hakları Vakfı tarafından raporlaştırılır. Ardından Fatma için girişimlerde bulunur. Ancak Adli Tıp Kurumu işkencenin üstünü örtecek kılıfı bulur. Eren Keskin, şöyle anlatıyor: "Adli Tıp her zamanki rolünü oynadı, işkencenin üstünü örten şöyle bir rapor verdi: Evet, elindeki ve sırtındaki izler sigara söndürme ile doğru orantılıdır. Ancak bu izlerin ne zaman yapıldığı tespit edilememiştir. Yani gözaltındayken mi, önce mi, sonra mı? Burada takipsizlik verildi. Yani bu devletin yargısı, bir çocuğa yapılan işkenceye rapora rağmen takipsizlik verdi. Buradaki hukukta hiçbir sonuç elde edemedik. Sonra Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ni kazandık, o ayrı."
Fatma Türkçe bilmiyordu
Fatma'nın ciddi hak ihlaline maruz kaldığını belirten Eren Keskin, "Fatma hiç Türkçe bilmiyordu. Ve hiç bilmediği bir dilde bir sayfalık bir ifadeye parmak bastırılarak tutuklandı. Zaten Fatma kendini bırakmıştı, sadece çocuğunu düşünüyordu. Sonra biz üç yıl uğraştık. Fatma anadilinde ifade versin diye. Mahkemeler kabul etmiyordu. Sonunda Kürt Enstitüsü'nden bir tercüman kabul ettirdik. Tercüman eşliğinde Fatma ifadesini verdi, olayla hiç ilgisinin olmadığını açıkladı. Ama buna rağmen, Fatma ile ilgili dosyada somut bir delil olmamasına rağmen o dönemde Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) yargılamaları kapsamında Fatma müebbet hapse mahkum edildi."
İşlemediği suçtan cezaevinde
Mehmet Emin Özkan, Abdulkadir Kuday, Mazlum İçli ve daha niceleri gibi Fatma Tokmak da Kürt olmanın bedelini ödüyordu. İşlemediği bir suçtan, haberi dahi olmayan olaylardan dolayı cezaevindeydi. Söz Fatma Tokmak'ta: "İşlemediğim bir suçtan dolayı cezaevindeyim. Hatta ben tutukluyken hasta olduğum gerekçesiyle Adli Tıp raporuyla tahliye edildim. Bu süre içerisinde defalarca yurt dışına gitmem söylendi, ama ben o kadar inanıyordum ki ceza alsam bile Yargıtay'ın bu cezayı bozacağına inanıyordum. Ama maalesef ki beklediğim gibi olmadı. 5 yıl çocuğumla dışarıda yaşadım. Bir yurtta yaşlılara yardımcı oldum, çalıştım, bir ev tuttum çocuğumla birlikte huzurlu bir hayat yaşadım. Ama bir gün yolda yolum çevrildi ve cezamın kesinleştiği gerekçesiyle tekrar tutuklandım."
Ameliyatı göze alamıyorlar
Birçok tutsak gibi hiçbir sağlık sorunu yokken, hapishanelerdeki işkence sistemi nedeniyle Fatma Tokmak'ın sağlığı da etkilenir. Sağlık sorunlarını şöyle vurguluyor Fatma Tokmak: "Cezaevine girmeden önce önemli bir sağlık sorunum yoktu. Ama cezaevinde birçok hastalığım oldu. Öncelikle ağır derecede kalp hastasıyım, hipertansiyon hastasıyım, denge sorunum var, astım ve koah hastasıyım, günde toplam 38 tane ilaç alıyorum. Doktorlar ameliyat olmam gerektiğini söylüyorlar ama ameliyatı göze alamıyorlar. Çünkü cezaevinde olan birinin böylesine büyük bir ameliyat geçirdikten sonra kalacağı koşullar çok uygun değil. Bu nedenle de her an ölüm riskli olarak yaşamaya devam ediyorum. Defalarca Adli Tıp Kurumu'na başvuru yaptık cezamın ertelenmesi için ancak maalesef ki Adli Tıp her seferinde cezaevinde kalabilir raporu verdi ve bu nedenle de tahliye edilmedim. Ancak şunu biliyorum ki ben tek değilim, benim durumumda birçok hasta mahpus var."
Ölüm riski taşıyor
Fatma Tokmak'ın yaşadıklarının çok ağır olduğunun altını çizen Keskin, şunları söylüyor: "Bütün yaşadıkları çok ağır geldi. Fatma kalp hastası oldu. Adli Tıp cezaevinde kalamaz raporu verdi. O süreçte serbest bırakıldı. 5 yıl dışarıda kaldı. Ona yurt dışına git dedim. Diyordu ki: 'Benim bir suçum yok ki, sonuçta anlayacaklar, ben beraat edeceğim. 'Ben de ona hep şunu anlatmaya çalışıyorum: Senin suçun olmasa da bu devletin yargısına güven olmaz. Sana ceza verebilirler. Bu arada ceza da aldı. Buna rağmen gitmedi. Durumu ağırlaştı. Şu anda ameliyat etmeye bile korkuyorlar. Ve Fatma ölüm riski taşıyor."
Çocuğumun travması...
Fatma Tokmak'ın bebeğiyle birlikte yaşadığı işkence, onun hayatının dönüm noktası olur. Söz Fatma Tokmak'ta: "Çocuğum yaşadığı işkenceden dolayı çok etkilendi ve hayatı boyunca yaşayacağı travmalara maruz kaldı. Belli bir yaşa kadar polis gördüğünde tuvaletini altına yapıyordu. Belli bir yaşa kadar benim yanıma gelebiliyordu cezaevinde ancak belli bir yaştan sonra onu sadece görüş günlerinde görmeye başladım. Çocuğuma yapılan işkence hayatımın en büyük travması oldu. Bunun dışında siyasi nedenlerle cezaevinde olduğumu biliyorum."
Vicdanlar duymalı
Hasta tutsaklar kanayan bir yara olarak vicdanlarda duruyor. Hâlâ yüzlerce ağır hasta tutsak keyfi gerekçelerle tutuluyor. Onlardan biri olan Fatma Tokmak, sadece kendisi için değil tüm hasta tutsaklar için vicdanlara sesleniyor: "Cezaevinde çok sayıda hasta mahpus var. Öyle ki hasta mahpusların zaten tedavi olanakları son derece kısıtlı, hastaneye gidiş-gelişleri ayrı bir travma. Sizi kapalı araçlarla, elleriniz kelepçeli 7-8 saat bekletiyorlar. Hastanede kelepçeli bir şekilde sıcak ya da soğukta sürekli dolaşıyorsunuz. Diğer hasta mahpusların tedavilerinin sonlanmasını bekliyorsunuz yani birçok hasta mahpus tedavi olmak bile istemiyor bu nedenle. Maalesef ki Adli Tıp sadece siyasal iradenin istediği raporları veriyor. Oysa ben de dahil birçok hasta mahpus şu anda cezaevinde kalamaz durumda."
Tek bir karara bakıyor
Fatma Tokmak'ın hastalığı nedeniyle tahliye edilmesi için başvuruda bulunduklarını belirten Av. Eren Keskin, "Zaten ağır hasta tutsak listesinde. Cezanın ertelenmesi için de başvurduk. Adli Tıp'a da başvurduk. İnsan Hakları Vakfı'nın zaten cezaevinde kalamaz raporu var. Tahliyesini istedik. Buna rağmen tahliye edilmiyor. Çünkü bu son derece politik. Hasta mahpuslar için tek bir merkezin raporu kabul ediliyor. O da Adli Tıp. Biz diyoruz ki bağımsız bir merkezden alınmış bir raporumuz var. Çünkü Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin bağımsız hekim raporları da delil olarak kabul edilmeli diye kararları var. Ama maalesef ki Türk yargısı bağımsız hekim raporlarını kabul etmiyor. Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı'nın ekibiyle hazırladığı bir rapor var. Bu rapor da dikkate alınmıyor ve Fatma şu anda çok kötü koşullarda tutuluyor. Zaman zaman kan değişimi gerekiyor Fatma için, hastaneye gitmek istemiyor artık. Çünkü hastaneye gidiş gelişler de bir işkence. Hasta mahpusların bir de öyle sorunları var. Birçoğu o nedenle tedavi olmuyor."
Yarın: Destina (Azat) ve sigara yarası...
***
Fataraş kimdir?
Yazar Mehmet Bayrak, "Kuşatmayı Yaran Kürt Kadını (Kürt Amazon Fataraş’tan Gerillaya)" kitabında Fataraş’ın hikayesini anlatır. Kitap üzerine yaptığım söyleşide Bayrak, Fataraş'ı şöyle özetler: "İçtoroslar bölgesinden, benim de mensubu bulunduğum Sinemilli aşiretinden çıkan Fataraş, bugün de efsanevi bir kahraman olarak yaşamaktadır. Bugün bile, İçtoroslar’daki Engizek dağında onun adıyla anılan yerleşke, tarla ve çeşme bulunmaktadır. Bireysel bazda Osmanlı kadınını Batı literatüründe en çok temsil eden Kürt kadını Fataraş yani 'Kara Fatma'dır. Bu Kızılbaş Kürt kadını 'Kürt prensesi, Kürt cengaveri, Kürt kahramanı ve Kürt amazonu' gibi sıfatlarla anılır. Ancak, İttihat ve Terakki döneminde her nasılsa birden 'Türk Kara Fatma'ya dönüşür... Bu, bir çeşit 'kimlik karartma' oyunudur.