- Ahmet Türk: Ben Kürdistan'da geniş toprağı olan bir ailenin çocuğuyum. Kimliğim yok, dilim yok, halkım yok sayılıyor. İşte 'Kürt sorunu benim, Kürt sorunu buradadır' diyorum.
İkinci Yüzyılda Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü Konferansı'nın ikinci gününde konuşan Ahmet Türk, sürecin kalıcı bir barışa dönüşmesi için Kürtler ve Kürt siyaseti olarak sabırla bekleyeceklerini belirterek, şunun altını çizdi: "Bu süreci bozan Kürtleri olmayacak."
İstanbul’da düzenlenen "İkinci Yüzyılda Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü Konferansı” ikinci gününde devam etti.
Akın Birdal'ın moderatörlüğünü yaptığı "Toplumdan Devlete Demokratikleşme İmkanları" başlığı altında şu isimler konuştu:
* Şükrü Aslan (Cumhuriyetin Tekçi Siyaset ile Baskılanan Çoğul Sosyolojik Dokusu)
* Ruşen Seydaoğlu (Demokrasinin, Barışın ve Özgürlüklerin İnşasında Kadınların Kurucu Rolü)
* Mehmet Bekaroğlu (Milliyetçilik, Vatanseverlik, Yurttaşlık?)
* Özgür Erol (Cumhuriyet, Kürtler ve Demokratik Hukuksal Dönüşüm İmkânı)
Prof. Şebnem Korur Fincancı'nın moderatörlüğündeki "Demokrasinin ve Barışın Toplumsallaşması" başlığı altında şu isimler konuştu:
* Ahmet Faruk Ünsal (Toplumsal Barışın İnşasında 2013–2015 ve 2024 Deneyimleri)
* Yüksel Genç (Barışın Toplumsal Zemini: Güvensizleştirme Politikalarını Aşmak ve Demokrasiyi Birlikte İnşa Etmek)
* Cemal Salman (İdealden Gerçekliğe İkinci Yüzyılında Cumhuriyet ve Aleviler)
* Vahap Coşkun (Demokratikleşme ve Toplumsal Mutabakat)
Çilem Küçükkeleş'in modere ettiği "Aynı Göğün Altında: Dayanışma, Örgütlenme ve Katılımcı Demokrasi" başlığı altında ise şu isimler konuştu:
* Ahmet Türk (Demokratik Siyaset ve Toplumun Gücü: Yerelden Demokratik Cumhuriyete)
* Arif Ali Cangı (Doğayla da Barış: Ekolojik Demokratik Cumhuriyet)
* Zülfiyet Yılmaz (Yerelden Merkeze Demokratik Katılımın İmkanları ve Hukuk Sınırları)
* Bahadır Özgür Ortak (Emek ve Ekoloji: Yeni Bir Örgütlenmeye Doğru...)
* Cuma Çiçek (Bir Gelecek için Eko-Bölgeler: Ademi Merkeziyet ve Kesişimsel Siyaset)
So olarak Kuban Kural, "Kimin Cumhuriyeti, Nasıl Bir Gelecek?" panelini yönetti ve şu isimlere söz verildi:
* Neslihan Acar (İşçiler Yurttaşlıktan Nasıl Kovuldu?)
* Yıldız Tar (Yüzyıllık Yalnızlık: Cumhuryetin LGBTİ+ Realitesi ile İmtihanı ve Yeni Yüzyılda Çözüm Arayışları)
* Diba Keskin (Nasıl Bir Gelecekte Demokratik Cumhuriyet Dindar Kadına Ne Vaat Ediyor?)
* Ayşe Gül Altınay (Dünyadaş Dayanışma ile Barışı Örmek)
* Mehmet Uğur Korkmaz (Cumhur Cumhuriyet Gençlere Bırakır mı?)
İki gün süren konferansın sonunda "Yeni Yüzyıla Demokratik Çağrı" metni paylaşıldı.
Bozan Kürtler olmayacak
Mêrdîn Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanlığı görevinden alınarak yerine kayyum atanan Ahmet Türk, “Demokratik Siyaset ve Toplumun Gücü: Yerelden Demokratik Cumhuriyete” başlıklı konuşmasında, SHP'den sonra başlayan siyasi süreci hatırlattı. Ahmet Türk, şunları söyledi: "27 Şubat'tan beri Sayın Öcalan'ın açıklamasından sonra bugüne kadar üst düzeyde birçok görüşmeler yapılmasına rağmen maalesef yol haritası nedir? Neler yapılmak isteniyor? Bizden beklenti nedir? Kendileri bu konuda ne düşünüyor? Henüz bunu bilmiş, öğrenmiş değiliz. Bu gerçek ortada. Elbette ki bu sürecin kalıcı barışa dönüşmesi için biz Kürtler olarak, Kürt hareketi olarak, Kürt siyaseti olarak sabırla bekleyeceğiz, bu süreci bozan Kürtler olmayacak, sabırla izleyeceğiz. Elbette toplumda bir güvensizliğin geliştiğini de görüyoruz.
Birlikte aşabiliriz
Umut ediyorum ki bu süreç başarıya ulaşır ve toplumsal barışın önündeki engeller ortadan kalkar. Bu sürecin iyi işlemesi ya da başarılı olması için değerli Türkiye demokratlarına, devrimcilerine, sosyalistlerine ihtiyacımız var. Biz birlikte bunu aşabiliriz. İnanıyorum ki bu konferanstan sonra da böyle bir momenti yakalarız ve birlikte siyasetin adım atması, hükümetin adım atması konusunda önemli baskı unsuru olarak ortaya çıkarız ve etkili oluruz.
Kürt sorunu benim
Yüksek Seçim Kurulu, üç dönem de adaylığımın önünde bir engel olmadığını ifade etti. Üç dönem Mardin Büyükşehir Belediye Eş Başkanlığına aday oldum, kayyum atandı. Bu ayrı. 'Şimdi Kürtler ne istiyor' diyorlar. Ben kendimden örnek vermek istiyorum. Ben Kürdistan'da geniş toprağı olan bir ailenin çocuğuyum. Kimliğim yok, dilim yok, halkım yok sayılıyor. İşte 'Kürt sorunu benim, Kürt sorunu buradadır' diyorum.
Demokratik siyaset ısrarı
Biz yaşamımız boyunca bölücü olmadık. Birleştirici olmaya çalıştık. Hep toplumsal barışın ve halkların kardeşliğini savunduk. Bugün de aynı şey savunuyoruz. Bütün zulüm politikalarına rağmen bunu savunuyoruz. 12 Eylülleri, 1986’ları yaşadık... 1994’lerde dokunulmazlığımızın kaldırılıp cezaevine atıldığımız arkadaşların dönemini yaşadık. Ama demokratik siyasetten vazgeçmedik. Sorunların demokratik siyasetle çözüleceğine inandık. Bu inancımızı kaybetmek istemiyoruz. Ve buradan bu sürecin içinde olan, bu süreci yürüten bütün aktörlere seslenmek istiyoruz: Kürt halkına yazık, Türk halkına yazık. Birleştirici olun, halkları kucaklayın ve geleceği güvence altına alacak projelerle ortaya çıkın."
Barış Yasası ihtiyaçtır
“Cumhuriyet, Kürtler ve Demokratik Hukuksal Dönüşüm İmkânı” başlığında sunum yapan İmralı Heyeti üyelerinden Av. Özgür Erol, Rêber Apo'nun cumhuriyete dönük değerlendirmeleriyle konuşmasına başladı. Rêber Apo'nun cumhuriyetin kuruluş sürecini “birinci entegrasyon dönemi” olarak değerlendirdiğine dikkat çeken Erol, cumhuriyetin bu dönemde otoriter davrandığını belirtti. Erol, “Cumhuriyeti, ikinci entegrasyon sürecinde de demokratik cumhuriyete dönük belirgin bir ivme kazanmamıştır. İçinde bulunduğumuz süreç, Kürtlerin cumhuriyeti entegrasyona süreci üçüncü entegrasyon süreci olarak adlandırılabilir” dedi. Erol, bu süreçte Kürtlerin yanı sıra tüm haksızlığa uğrayan kesimlerin entegrasyonun önemli olduğuna vurgu yaptı. 27 Şubat Çağrısı’nın “cumhuriyetin demokrasiyi göze alma çağrısı” olduğunu vurgulayan Erol, “Bu sistemsizliğe, anayasaya karşı anayasa halinin ortadan kaldırılmasına karşı çağrıydı” dedi.
Çözümün üç büyük etkisi
Kürt sorununun çözümünün üç büyük etkisinin olacağına işaret eden Erol, şunları söyledi: “Kürtler açısından düşünürsek; ulusal ve bölgesel siyasetin büyük penceresini açar. Türkiye açısıdan; cumhuriyet tarihinde demokrasinin önünü kesen en büyük kilidi açar. Üçüncüsü; hem Türkiye hem Ortadoğu açısından Kürt dinamiğini kriminalizasyondan çıkarılarak, demokratize olmasını sağlar. Her üç boyutta da belirleyici olan Kürt Hareketi oluyor. Bu onyılları bulan deneyimlerden ve Kürt dinamizminden geçiyor. Bazıları diyor ki bu süreçten Kürtler de yararlanacak. Yararlanacak tabii. Herkes kazanıyor, Kürt niye kazanmayacak?”
Kürtlerin hem hukuk dışı bırakıldığını hem de sosyoloji dışı bırakıldığına işaret eden Erol, cumhuriyet tarihi boyunca kolektif bir cezalandırmanın söz konusu olduğunu söyledi. Kürtlerin kolektif olarak cezalandırıldığını vurgulayan Erol, “Bu gerçekliğe maruz kalmış toplumun kolektif varlığını tanımlar demokratik entegrasyon süreci. Demokratik topluma alan tanımakla ilgilidir” dedi.
Kürt isyanının yasadışılıktan çıkarılması için Barış Yasası’na ihtiyaç olduğunu kaydeden Erol, “Bu yasa isyan etmiş Kürtlüğün siyaset yapma ve örgütlenme hakkı tanır” diye belirtti. Erol, bu yasanın isyan eden tarafa da “silahlı mücadele yerine demokratik hukuk kurallarıyla siyaset yürütme” sorumluluğu yüklediğini söyledi. Erol, yasadan beklenen özelliklere de değinerek, şunları kaydetti:
* Bu sürecin devamlılığını ve sürecin muhataplarını kapsayacak kurumsallaşma olmalı,
* Yasa sonrası bu yasadan yararlanacak olanlara siyaset ve örgütlenme hakkını barındırması gerekir. İSTANBUL