12 yılda fermandan devrime, devrimden rönesansa Êzîdîler
- Fermandan sonra geçen 12 yıl, ki bu dönemin büyük bir bölümü Türk devleti, KDP ve Irak’ın kuşatma ve saldırılarıyla geçti, Êzîdîler için oldukça zor ve öğretici bir süreçti. Êzîdî toplumu artık bir değişim ve dönüşümü gerçekleştirebilecek tecrübe, örgütlenme araçları ve toplumsal bir programa sahip.
- Êzîdîler, kimlik ve inançlarını koruyarak bölge ve dünya halklarıyla ilişki kurmaya, iç çelişkileri aşarak Êzîdî birliğini geliştirmeye, siyaset ve diplomasi gücüyle Şengal’in statü sorununu çözmeye çalışıyor. Tüm bunları başarma temelinde ferman tarihini aşmak, yeni bir varlık tarihi yazmak istiyor.
MERWAN ZERDEŞT
Ortadoğu ve Kürdistan’ın en kadim topluluklarından biri olan Êzîdîlere yönelik 3 Ağustos 2014 yılında gerçekleşen fermanın 12. yıl dönümündeyiz. ’74 ferman’, Êzîdîlerin kolektif tarihsel hafızasına yerleşmiş bir söz olsa da, tarih boyunca Êzîdîlere dönük gerçekleşen katliam ve fermanlar ne tarihçiler ne de akademisyenler tarafından tam olarak çalışılmış ve netleştirilmiş değil, dolayısıyla 74 sayısını niceliksel bir toplamdan ziyade, tarih boyunca süreklilik gösteren fermanlar zincirinin simgesi olarak kavramak daha doğru olacaktır. Kaldı ki 74 ferman olarak tanımlanan bu tarihsel süreç, ağırlıkta İslamiyet sonrası dönemi içermektedir, oysa İslamiyet öncesinde de bölgedeki devlet güçlerinin Êzîdîlere dönük saldırıları vardı. Zira Önder Apo, Demokratik Uygarlık Manifestosu’nun beşinci kitabında, Êzîdîlerle uygarlık güçleri arasındaki çelişki ve çatışmaların Sümerlere kadar, hatta Sümer öncesi ilk dağ toplulukları ile çöl toplulukları arasındaki çelişkilere kadar uzandığını belirtir.
Şengal Dağı ve Êzîdîler
Êzîdîlerin Şengal Dağı’na tam olarak ne zaman yerleştikleri bilinmiyor, fakat somut bilgiler bu yerleşmenin 11. yüzyıla dayandığına işaret ediyor. 12. yüzyılda Laleş’e yerleşen Şêx Adi’nin bir süre Şengal’e de geldiği rivayet edilir. Fakat o dönemde Êzîdî nüfusu ağırlıkta Musul ve Şêxan bölgelerinde yoğunlaşmıştır. Şengal Dağı’ndaki ilk büyük nüfus yerleşimleri 13. yüzyıla dayandırılır. Bu dönemde Moğol orduları bölgeye yayılırken Êzîdîlere karşı kırım saldırıları gerçekleştirmiş, binlerce kişiyi katletmiştir. Özellikle 1254 yılında Musul Atabeyi Bedreddin Lulu’nun, Moğolların desteğiyle gerçekleştirdiği saldırılar kutsal Laleş’e kadar uzanmıştır. Bu saldırıların sonucunda Êzîdîler yönünü Şengal Dağı’na çevirmiştir. Şengal’in korunaklı yapısı, Êzîdî topluluğunun savunma ihtiyacını karşılamış ve Êzîdîler yüzyıllar boyunca Şengal Dağı’na dayalı bir varlık, yaşam ve savunma sistemi oluşturmuşlardır. Osmanlı İmparatorluğu döneminde de Şengal, Êzîdî direnişinin ana kalesi haline gelmiştir. Vergilendirme ve zorunlu askerlik gibi politikalara karşı Êzîdîler, Şengal Dağı'nı merkezi bir yerleşim ve savunma alanı olarak kullanmayı sürdürmüşlerdir.
Êzîdîlerin Şengal’den kopartılması
Hem Osmanlı döneminde hem de Irak’ın bağımsız bir devlet olarak tarih sahnesine çıktığı dönemden günümüze kadar Şengal askeri bir bölge, Êzîdîler de boyun eğdirilmesi gereken bir toplum olarak görülmüştür. Êzîdî toplumu ve Şengal yalnızca açık ferman dönemlerinde değil, tüm siyasal, kültürel ve ekonomik süreçlerde bu politikanın uygulama alanı olagelmiştir ki bu günümüze kadar da uzanır.
1960’lı yılların başında BAAS Partisi’nin yükselişe geçmesiyle birlikte, Êzîdîler üzerindeki dini baskının üzerine bir de Arap milliyetçiliğinin baskısı eklenmiştir. Saddam Hüseyin döneminde, hem inanç hem etnik temelli baskılar derinleşmiş, Êzîdîlerin kutsal Şengal Dağı’ndan kopartılıp ovada zorla iskân edilmelerine kadar ilerleyen bir beyaz soykırım süreci yaşanmıştır. 1975 yılı, Êzîdî köylerine dönük yıkım politikasının ve zorunlu iskanın devreye konulduğu yıl oldu.
Êzîdî tarihinin en büyük toplumsal, kültürel ve ekonomik kırılmalarından biri bu süreçte yaşandı. Yalnızca Şengal Dağı’nda 200’den fazla Êzîdî köyü Irak ordusu eliyle boşaltıldı, evler buldozerlerle yıkıldı. Êzîdîler köye dönüp tekrar inşa etmesin diye yüzlerce çeşme ve su kaynağı zift dökülerek, taşlarla doldurularak kurutuldu. Kurutulan yalnızca Êzîdîlerin su kaynakları değildi, aynı zamanda Êzîdî toplumunun yaşamını sağlayan tüm kültürel, ekonomik örgüler, öz savunma stratejisiydi. Aynı biçimde Şêxan bölgesinde bulunan 182 Êzîdî köyünden 147 tanesi de bu süreçte boşaltıldı, 64 köye Araplar yerleştirildi.
Dağdan koparılarak ovaya hapsedildiler
Dağdan kopartılan Êzîdîler, ovada “Mujaamma’at” adı verilen yerlere zorla yerleştirildiler. Êzîdîler böylelikle kontrolü zor olan dağdan kopartılarak kontrolü kolay, her türlü saldırıya açık ve hiçbir altyapısı olmayan toplu yerleşim yerlerine (aslında toplama kamplarına) yerleştirildiler. Bu uygulamayla, Êzîdîlerin komünal yaşam ve öz savunma ağları dağıtıldı. BAAS rejimi bu yerleri “modernleştirme projesi” adı altında inşa etmişti fakat gerçekte bu toplu yerleşim alanları tam bir askeri kontrol noktası görevi görüyordu ki bu durum günümüzde de sürmekte.
Öz savunma sistemi dağıtıldı
1935 direnişinde olduğu gibi, Êzîdîler zorunlu askerlik yasalarına karşı tarih boyunca direnmişlerdi fakat 1975’te ovaya yerleştirildikten sonra zorla askere alınma yoğunca yaşandı. Binlerce Êzîdî genci, Irak-İran savaşına yine Irak-Kuveyt savaşına zorla götürüldü. Bunların bir kısmı yaşamını yitirdi, bir kısmı tutuklanarak yıllarca İran zindanlarında kaldı. Sonuç olarak Êzîdîler dağdan kopartılarak öz savunma sistemi tümden dağıtılmış, ovada Irak ordusunun askerlerine dönüştürülmüşlerdi.
BAAS rejimi sonrası KDP
BAAS rejimi ve sonrasında KDP’nin Şengal’de uyguladığı politikaların derinlikli değerlendirilmesi gerekir. Çünkü bu politikalar Êzîdî toplumunun başta öz-savunma, ekonomi ve kültür olmak üzere tüm toplumsal dokusunu paramparça ederek Êzîdîleri 2014 fermanında kurbanlık koyun gibi DAİŞ çetelerinin avucuna bıraktı.
2003 yılında ABD öncülüğünde uluslararası güçlerin müdahalesiyle Saddam Hüseyin rejiminin çökmesinden sonra Şengal’in idari ve siyasi statüsü netleştirilmedi, birçok bölge gibi Şengal de Irak Anayasası’nın 140. maddesi kapsamına alındı. Yani statüsü sonradan referandumla belirlenecek bölgeler arasında tanımlandı. 2003 yılından 2014 fermanına kadar KDP, temel askeri ve siyasi güç olarak Şengal’de konumlandı ve Êzîdîleri de denetimine aldı.
Ancak KDP hiçbir zaman Êzîdîlere toplumsal, tarihsel ve kültürel bağlamda yaklaşmadı. Êzîdîlerin inançlarını ve kimliklerini yani varlıklarını savunup geliştirebilecekleri bir alanı hiçbir zaman sunmadı. Tam tersine Êzîdî kültür ve inancını zayıflatıcı ekonomik, siyasi ve kültürel bir yaşamı Êzîdîlere dayattı. Aslında KDP, tarih boyunca Êzîdîlere saldıran dinci, milliyetçi ve iktidarcı zihniyetin bir tür devamcısı oldu.
DAİŞ çetelerinin avucuna bıraktı
2003 yılında BAAS rejimi düştükten sonra, Önder Apo’nun Êzîdîlere dönük çağrı ve uyarıları yoğunlaştı. Önder Apo oluşan askeri ve siyasi boşlukları seziyor, dinci-milliyetçi yapıların Êzîdîler için büyük tehlike oluşturduğunu görüyordu. Êzîdîlere sürekli olarak öz savunmalarını ve yönetimlerini güçlendirme, Êzîdî ittifakını güçlendirme çağrısı yapıyordu. Hem 2007 yılında Tilezêr ve Sîba’da gerçekleşen katliam öncesinde hem de 2014 fermanından önce Önder Apo olası tehdit ve tehlikelere çok açık bir biçimde işaret etmişti. Fakat KDP, hem Özgürlük Hareketi’nin Êzîdî toplumunu örgütleme girişimlerinin önünde engel oldu hem de Şengal’de yürüttüğü siyaset ile Êzîdî toplumu arasındaki parçalılığı, Êzîdî toplumu ile Arap toplumu arasındaki çelişkileri derinleştirdi.
Kırım politikasının son aşaması
Ağustos 2014’te gerçekleşen son Êzîdî fermanının bu kadar ağır bir soykırıma, büyük bir demografik parçalanmaya yol açmasının temel nedenlerinden biri Saddam Hüseyin döneminde (1974-1975) Êzîdîlerin dağdan kopartılarak ovada saldırılara açık hale getirilmesiyken, diğer temel neden ise KDP’nin Êzîdîlere dönük yürüttüğü politikaydı. Ferman günü KDP’nin binlerce pêşmergesini tek bir talimatla Şengal’den çekmesi günübirlik bir ihanet veya kaçış durumu değil, KDP’nin Êzîdî toplumuna dönük uyguladığı kırım politikasının son aşamasıydı.
Gerillanın Şengal’e gelişi
Bu büyük ferman ve ihanete karşı, tarihsel müdahaleyi PKK gerillaları yaptı. PKK gerillaları, fermandan önce büyük komutan Dilşêr Herekol öncülüğünde KDP’nin engellemelerine rağmen Şengal’e geçti. Soykırım saldırılarının Êzîdî toplumunun tüm varlığını hedeflediği görüldüğünde, 5 Ağustos tarihinde Halk Savunma Merkezi Komutanı Murat Karayılan, gerillanın Şengal’e müdahale edeceğini tüm dünyaya ilan etti. Özgürlük gerillasının bu müdahelesiyle Şengal’deki Êzîdî toplumu tümden yok olmaktan kurtulabildi.
Son varlık kalesi
2014 fermanı, Êzîdî toplumu için her açıdan oldukça sarsıcı, ağır ve etkileri halen devam eden sonuçlara yol açtı. Toplu katliamlar, binlerce Êzîdî kadın ve çocuğun kaçırılması, dile gelmesi veya yazılması bile çok zor olan ferman öyküleri, yüz binlerce Êzîdînin göç yollarına düşüşü... Her biri Êzîdî varlığına inen ağır birer kılıç darbesiydi. Êzîdî toplumunun büyük bir bölümü de dahil, herkes artık Êzîdîlerin varlıklarını sürdüremeyeceklerini düşünüyordu.
Tarihsel olarak zaten coğrafyaları parçalanmış, farklı bölgelere dağıtılmış Êzîdî toplumunun belki de son “stargeh”i Şengal Dağı’ydı. Êzîdîler tarih boyunca nerede fermana uğramışlarsa bir daha oraya dönememişlerdi, gele gele ve kala kala Şengal Dağı’na dayanmışlardı. İşte bu “son varlık kalesi” de DAİŞ tarafından saldırıya uğramış, Şengal merkez işgal edilmiş, geriye kalan Êzîdî toplumu bir grup gerillayla Şengal Dağı’nın zirvelerine tutunmuştu... Her şey Êzîdî toplumu ve varlığına karşı işliyordu.
Şengal’e dönüş ve yeniden yaşam
Önder Apo, fermandan hemen sonra Êzîdî toplumuna dönük tarihsel çağrılarda bulundu, onlara “Şengal’e geri dönerek örgütlenme, özsavunma ve öz yönetimlerini oluşturma temelinde varlıklarını koruma ve geliştirme” perspektifi verdi. İşte, gerillanın fermana müdahalesi nasıl ki kökten bir soykırımın önünü almışsa, Önder Apo’nun bu çağrıları da Êzîdî toplumu için yeni bir varoluş sisteminin inşasının önünü açtı. Êzîdî toplumu, varoluşuna dönük saldırılara yeni bir varoluş programıyla cevap verdi. Bu temelde Êzîdî toplumunun büyük bölümü KDP’nin engellemelerine ve uluslararası güçlerin politikalarına rağmen Şengal’e yeniden döndü. Demokratik kurumlarını oluşturdu ve 12 yıldır Şengal’e yönelik her türlü askeri, siyasi ve ekonomik saldırıya karşı, özel savaş politikalarına karşı durarak varlığını korudu ve geliştirdi.
12 yıllık tecrübe ve gelişim
Önder Apo’nun Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı en fazla da Êzîdîleri etkiledi. Nitekim Önder Apo sürecin başlangıcının hemen akabinde Êzîdî toplumuna özel bir mesaj göndererek “Artık Êzîdîler için fermanlar dönemi kapanmıştır, Rönesans dönemi başlamıştır” dedi. Êzîdî toplumu şimdi hem 12 yıllık tecrübe ve gelişimine dayanarak hem de Önder Apo’nun başlattığı süreçten güç alarak Şengal’in statüsünü netleştirmek, Êzîdî toplumunun varlığını garanti altına almak ve yeni bir gelecek perspektifi oluşturmak istiyor. Bunun için de özellikle son iki yıldır çok önemli konferanslar gerçekleştirerek hem Êzîdî toplumunun kendini yönetme arzusunu stratejik bir programa kavuşturmayı amaçlıyor hem de bunu başta Irak olmak üzere bölgesel ve uluslararası güçlere kabul ettirmeye çalışıyor.
Geleceğini güvence altına almak istiyor
Bu açıdan 15 Temmuz’da Abdullah Öcalan Sosyal Bilimler Akademisi tarafından Şengal’de gerçekleştirilen “Jenosid ve Demokratik Entegrasyon Konferansı” oldukça önemliydi. Êzîdî toplumu, fermanın 12. yılında hem kendilerine yaşatılan soykırımın hesabını soruyor hem de Şengal’in ve Êzîdî toplumunun geleceğini güvence altına alacak stratejik programlar geliştiriyordu. 12 yıl önce DAİŞ işgalinde olan Şengal ve soykırım kılıcı altındaki Êzîdî toplumu, bugün Jineolojî ve sosyal bilim çalışmaları ile hem geçmişini hem bugününü hem de geleceğini anlamaya ve anlatmaya çalışıyor.
Zor ve öğretici bir süreçti
Êzîdîler geçen 12 yıl içerisinde askeri, siyasi, kültürel ve toplumsal kurumlaşmalarını belli düzeyde gerçekleştirdiler. Aslında adı tam konulmamış ve bizler açısından da tam anlaşılmamış bir “Şengal Devrimi” yaşandı. Bu 12 yıllık süreç, Fermandan devrime, devrimden rönesansa uzanan çok kısa ama çok yoğun bir zaman dilimi. Aynı zamanda bize Êzîdîleri artık yalnızca fermanla anmamamız gerektiğini gösteren, Êzîdî varlığının fermandan ötede olduğunu ispatlayan bir süreç.
Statü sorunu çözülebilmeli
Fermandan sonra geçen 12 yıl, ki bu dönemin büyük bir bölümü de Türk devleti, KDP ve Irak’ın yoğun kuşatma ve saldırılarıyla geçti, Êzîdîler için oldukça zor ve öğretici bir süreçti. Êzîdî toplumu artık rönesans düzeyinde bir değişim ve dönüşümü gerçekleştirebilecek bilgi, birikim, tecrübe, örgütlenme araçları ve toplumsal bir programa sahip. Tarihte en fazla ötekileştirilen toplulukların başında gelen Êzîdîler, şimdi dünyayı, yaşamı ve varlıklarını yeniden anlamlandırmaya, kimlik ve inançlarını koruyarak bölge ve dünya halklarıyla ilişki kurmaya, iç çelişkileri aşarak Êzîdî birliğini geliştirmeye, siyaset ve diplomasi gücüyle Şengal’in statü sorununu çözmeye çalışıyor. Tüm bunları başarma temelinde ferman tarihini aşmak, yeni bir varlık tarihi yazmak istiyor.