Lanetliler...

Ahmet KAHRAMAN yazdı —

23 Temmuz 2022 Cumartesi - 08:00

  • NATO’dan eli boş çıkmıştı. Ama dansözlük sanatı ile idare ettiği rakip kapı Rusya ve İran vardı önünde. Başarı umuduyla, Astana’nın Tahran ayağına koştu. Ama, Türk medyasının ağzıyla, “şok şok şok vaziyetleri” yaşadı.

Hepiniz, doğayı anlatan çekimlerde görmüş, bir başkasını öldürüp yiyerek hayatını sürdüren etçileri seyretmişsinizdir. Aslan öldürdüğü antilop veya ceylanın geride kalan yavrusunu; panter maymun yavrusunu koruyor. 

Yeryüzünün evrensel vicdanı, yüz yıldan beri -her kim ve nereden çıktılarsa- “bunları” seyrediyor. Bu çağda, insanım diyeni tiksindirerek, işledikleri cinayet sayısıyla övünüyorlar. Mafya yönetiminden sorumlu bakan, öldüre öldüre geride kaç düşman kaldığının hesabını veriyor, yamyamlaşmış kalabalıklara. Bitti derken, tekrar başa sarıyor.

 Halkları, kucaktaki bebeğinden yatalak ihtiyarlarına kadar, bütün olarak hedef alıp kıra kıra soylarını tüketerek, malları, mülklerine çökenler, bir süre sonra soyulacak kimse kalmayınca birbirini boğazladılar, soydular. Günümüzün elitleri olan dinciler, din öğretmek üzere topladıkları, çocukların tecavüzcüleri olarak orta yerde dikildiler, hey insana has olan utanç!..

Dünya güçleri, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra, insan oğlu vicdanını yaralayan bu ve benzeri çetelere karşı, önlem almak üzere, Cenevre’de bir araya geldiler. “Savaş” görüntülü alanlarda tanıklık edilen eşkiyalık, haydutluklar konusunda, bir dizi önlemi sözleşmeye bağladılar. Savaşın da hukukunu yarattılar.

Dünün “xırniklisi”, günün efendi siyasileri, bekçi durdukları kasaları soyarak, elde ettikleri paralarla, “Cartier”marka gözlüklü katil mertebesine ulaştılar.

“Bunlar” haydut yasaları uygulayıcılarıydı. İnsanlık arayışı amacıyla sokağa çıkan Kürt kadınları ve gençlerini katlettiler. Çocukları, eğlencelik olarak nişangaha oturttular. 17 bin beşyüz tane “faili meçhul cinayet” işlendiler. Cudi eteklerindeki köyleri, havadan bombalayarak, çoğu çocuk 38 kişiyi topluca katlettiler. Sonra, ‘PKK uçakları yaptı’ dediler. 

Her gün gözleri önünde ve karakollarının önünden geçerek, üstelik verdikleri siparişleri de kabul ederek, ticaret için sınıra giden 34 Roboskîliyi havadan vurarak paramparça ettiler. Katledilenlerin çoğunluğu, 18 yaşından küçük, yasalara göre çocuktu. Katliamın hesabını soran yakınları cezalardan geçirildi. Katil Genelkurmay Başkanlığına sonra Savunma Bakanlığına terfi ettirildi. 

En son 10 şehri kuşatıp soyduktan sonra, yıkıma tabii tuttu. IŞİD yöntemiyle insanlar kesildi, 177 kişi diri diri yakıldı.

Bütün bunlar olurken, dünya egemenleri, haydutları onaylayan sessizlikteydi. Kürtler ise ‘teröristti’.

Ama, haydut nihayetinde hayduttu. Kötülükte sınır tanımıyordu haydut. Onunla flört başa belaydı. Bela sonunda, Güney Kürdistan’ı işgal ederken, Rojava’yı işgalden sonra buğdayını, zeytinini çalıp dükkanlarını soyarken, ona gülümseyenlerin de kapısına dayanıyordu. Ve öyle oldu. Gücüne göre gördüğü üyelerinden sonra NATO bütünlüğüne şantaj, dolandırıcılık taklaları ve tehdit numaralarıyla yanaşınca, uyandılar.

 NATO toplantısındaki “racon”una, “hadi ordan” tavrıyla cevap verdiler. Şantajcı, orada eli boş kalmakla kalmadı, ayak üstü aşağılandı. Kameralar karşısında “sen güzelsin” denilerek alaya alındı.  

NATO’dan eli boş çıkmıştı. Ama dansözlük sanatı ile idare ettiği rakip kapı Rusya ve İran vardı önünde. Onları “Astana süreci” adıyla araçsallaştırarak, bir süreden beri Kürdistan’ın parçalarını, özellikle de Rojava’yı ele geçirme entrikaları çemberini çeviriyordu. Başarı umuduyla, Astana’nın Tahran ayağına koştu. Ama, Türk medyasının ağzıyla, “şok şok şok vaziyetleri” yaşadı.

Rojava’nın işgal ve talanı konusunda, önce İran tarafından azarlandı. Sonra, Ruslarca ters yüz edildi. Üstelik, “Oradan çık ve Esad ile görüş” denilerek...

Oysa Esad, onurlu bir adamdı. Ülkesinin katili ile öpüşecek adam değildi.

 O nedenle, Kürtlerin anlatım şekliyle, kan dökme, ortalığı inan mezbahanesine çevirme iznini koparma, destek alma heyecanıyla gittiği “Astana süreci” toplantısından, “olan aklını da şaşırarak” çıktı.

Rojava, Amerika ve Avrupa’dan sonra, Rusya ile İran tarafından da, ona yasaklanmıştı. Yeni cinayetlere izin yoktu.  Haydutluk ruhu dardaydı.

Çünkü, Rojava artık bir dünya meselesiydi. Haydutçuk,“Kendini şaşırmasın da” ne yapsındı, yani.  

Roboskî katili, ortalığa yayılan hüzün üzerine, dünyaya meydan okurcasına, “Ben, kimseye hesap vermeyen bir emperyalistim” deme gösterisi tertibinden, Güney Kürdistan’da, işgalleri altında bulunan topraklarda piknik yapan turist ailelere bombalar yağdırdı; 9 ölü, 30’a yakın yaralı...

Ne yapsın haydutçuklar, bildikleri tek dil öldürmekti. Onun gereğini yapmışlardı. Sonra dünyadan yağan lanetleri görünce şaşırdılar. Kürt cinayetine dair özgürlükleri kısıtlanıyordu. keyiflerinin tadı kaçmıştı.

 Derhal Şırnak’ın Kuşkonmaz köyü bombardımanında yaptıkları gibi suçtan kurtulma güdüsüyle (bakın hissiyle demiyorum, güdü diyorum. His veya duygu her neyse o olgu insanlara hastır, katillere değil) son cinayeti PKK’ye yıkmaya çalıştılar. Ancak, yalanları tutmadı. Bağdat, sokağıyla da ayaktadı. Türk kurumları kuşatıldı. Türk’ün baş kutsalı bayrak, yerde çiğnendi, sonra yakıldı.

Kürtlerin söylemiyle, dünyada “katile lanet gelsin” sesleri yankılanıyordu. Demek ki hiçbir haydut veya haydutluk daimi değildir. Diyalektik böyle diyor...

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2022 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.