Mahkemeden önce tutuklama

11 Temmuz 2021 Pazar - 19:55

  • Kürtçe hutbe okudukları gerekçesiyle tutuklanan 9 imamın avukatı Hüseyin Boğatekin, mahkemenin ifade işlemine başlamadan tutuklama kararı verdiğini bilgisayardan gördüklerini söyledi. 

MEHMET ASLAN - MA/İSTANBUL

İstanbul’da Demokratik İslam Kongresi (DİK) ve Din Alimleri Derneği (DİAY-DER) üyelerine yönelik 3 Temmuz’da yapılan operasyon kapsamında gözaltına alınan aralarında DİAY-DER Başkanı Ekrem Baran’ın da olduğu 28 kişiden 9’u çıkarıldığı mahkeme tarafından tutuklandı. Tutuklanan din alimleri şunlar: Ali Fuat Hatip, Aydın Ayhan, Enver Karabey, Mehmet İnan, Mehmet Emin Aslan, Nezir Erdemci, Ekrem Baran, Hafik Tunç ve Sefa Mehmetoğlu. Dernek faaliyetleri suç sayılarak tutuklanan imamlara, “Diyanetin hutbesini neden okumadınız?” ve “Neden Kürtçe ibadet yapıyorsunuz?” gibi soruların sorulması dikkat çekti. 

Namaz fotoğrafı delil!

7 gün boyunca gözaltında tutulan ve adli kontrol şartıyla serbest bırakılan İbrahim Yalın, evlerinin kapısının kırıldığını, gözaltı işlemi esnasında psikolojik şiddet uygulandığını aktardı. Ayrıca karakolda gözaltında bulundukları sırada birçok kişinin hastalıklarından dolayı hastaneye kaldırıldığını, 82 yaşındaki Halil Bulut’un defalarca fenalaştığını söyledi. Bu durumun kabul edilemez olduğunu kaydeden Yalın, camide ve mescitte namaz kıldırırken çekilen fotoğraflarının önüne suçlama konusu olarak konulduğunu söyledi. 

Yalın, ifade işlemleri sırasında çapraz sorguya alındıklarını, dayatmalarda bulunulduğunu belirterek, “Onlar namaz kıldırmamı ısrarla kriminalize etmeye çalışıyorlardı. Örgütte para gönderdiğimi ve bunu kabul etmemi dayattılar. Halbuki böyle bir durum söz konusu değil. Derneğimiz kirası, suyu ve elektriği için topladığımız yardım sırasında çektirdikleri fotoğrafları önümüze koyup suç saymaya çalıştılar” dedi.

Kürtçe olunca suç!

Başakşehir'in Güvercintepe Mahallesi'nde bulunan Hz. Ömer Mescidi'nde Cuma namazları kıldıklarını paylaşan Yalın, şöyle devam etti: “Tek suçumuz budur. Ayrıca birçok hocamız Kürtçe vaaz verdiği için suçlandı. Kürtçe vaaz vermek suç ise Türkiye’nin yarısı da suçludur. Bu yargılama bize karşı değil, Allah’a karşı yapılmalıydı. Gidip, ‘Allah, sen niye Kürtçe diye bir dil yarattın’ desinler. Bizi değil Allah’ı dava etsinler. Güçleri yetiyorsa onu mahkemeye çeksinler. Çünkü bu dili Allah verdi. Başka kimse vermedi. Anadilimiz Kürtçedir, bugün ülkenin her yerinde özgürce İngilizce konuşulup öğretiliyor. Ancak Kürtçe denilince suç sayılıyor."

Hutbe de suç sayıldı

Adli kontrolle serbest bırakılan bir diğer din alimi Fahrettin Ülgün de “Derneği niçin kurdunuz, PKK ve KCK’ye bağlı mısınız, toplanan paralar nereye gidiyordu?” şeklinde onlarca sorunun kendilerine sorulduğunu belirterek, “Aylık olarak kurduğumuz kumbaradan bize gelen bin liradır. Bununla da kira, su ve elektriğimizi ödemeye çalışıyoruz. Yetiyor mu, yetmiyor ama bu parayı dağa gönderdiğimizi söylüyorlar. Kiraya yetmeyen bir parayı dağa nasıl göndereceğiz? Yine yardıma muhtaç bir kadına yaptığımız yardım da suç unsuru sayıldı. ‘Siz o kadının oğlunun terörist olduğunu bilmiyor musunuz?’ deyip suç saydılar. Halbuki o kadının bir oğlu dışarıda bir oğlu ise askerde. Şimdi iki oğlu da Allah korusun yaşamını yitirirse ‘terörist annesi’, ‘şehit annesi’ mi olacak? Öte yandan yaptığımız telefon görüşmeleri, okuduğumuz Kürtçe hutbeler de suç sayıldı” diye konuştu.

Şafii mezhebi bile suç

Tutuklanan DİK ve DİAY-DER üyelerinin avukatı Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) üyesi Hüseyin Boğatekin ise özellikle Kürtçenin suçlama konusu yapıldığına işaret etti. Bağatekin, “Müvekkillerimize, Kürtçedeki bazı kelime ve kavramları kullandığı için suçlandı. Bu kelimelerin örgüt jargonu olduğu yönünde suçlamalar vardı. Dışarıda akademik Kürtçe olarak geçen birçok sosyolojik kavrama da denk gelen kavramların kullanılması örgütsel terminoloji olarak gösterilip suç sayıldı. Ayrıca Şafii mezhebi ve ritüellerinin yaşanması da suç unsuru olarak önümüze konuldu” dedi.

Diyanet’e biat etmemek 

Müvekkillerine, “Neden Diyanet’in hutbesini okumadınız, neden Diyanet’in yorumlarının dışına çıkınız, neden kendinize ait yorum ve ritüelleriniz var?” şeklinde sorular sorularak suçlamalar üretildiğini kaydeden Boğatekin, şunları söyledi: “Din ve inanç özgürlüğünün bu kadar açık bir şekilde ihlal edildiği son yıllarda görülen başka bir olay yok. Ayrıca biz müvekkillerimiz için hakim sorgusu beklerken, gazetelere ve internet sitelerine Diyanet Başkanı’nın konuşmalarının geçmesi de tutuklamalarda ekili oldu. Özellikle burada soruşturmada yer alan müvekkillerimizi, hedef olan bir açıklaması oldu. ‘İslam dinine karşı faaliyetler yürütülüyor’ gibi bir iddiada bulundu. Bu soruşturmanın kararı zaten verilmişti.”

Karar önceden beliydi

Boğatekin, Sulh Ceza Hakimliği sorgusu beklerken diğer avukatlarla birlikte şahit olduğu durumu paylaştı: “Şu rezaleti de belirtmek isterim. Biz tutuklama sorgusuna girdiğimizde zaten bilgisayar ekranında tutuklama kararı yazılmıştı. Bunu saklamayı unuttular. Avukatlar olarak bunu gördük. Sorgu başlamaksızın zaten karar verilmişti. Bu durum 4’uncu Sulh Ceza Hakimliği'nde yaşandı. Karar önceden beliydi. Biz bu durumu asla kabul etmeyeceğiz. Müvekkillerimiz hepsinin yaşları 70 ve üstüydü. En kısa zamanda özgürlüklerine kavuşmak için gereken her türlü hukuki girişimde bulunacağız.”

 

Serbest bırakın

KHK’li Platformları Birliği, Kürtçe hutbe okudukları gerekçesiyle tutuklanan 9 din aliminin serbest bırakılması için çağrı yaptı.

Din ve vicdan özgürlüğünün, anayasal güvence altına alınmasına rağmen uygulamada tekliğin kendini en ağır bir şekilde hissettirdiğine vurgu yapılan açıklamada, “Ülkemizde Cuma günleri cami minberlerinden okunan hutbe Arapça metnin yanında sadece Türkçe dili kullanılmaktadır. Özellikle ülkemizin doğu bölgesinde sadece anadilini konuşup anlayabilen yurttaşlar, anadilinde hutbe dinleyememektedir. Ayrıca insanların başka dili biliyor olmaları anadilinde hutbe dinlemek istemelerinin önünde engel teşkil etmemesi gerekir” denildi.

İnsanların kendi dilinde ibadet ve hutbe okumasını engellemenin kabul edilemez olduğu belirtilen açıklamada, “Diyanet İşleri Başkanlığı belli bir mezhebe, belli bir dile hizmet eden değil; tüm halkın dini ihtiyaçlarını karşılayacak, bölgenin kültürel yapısını ve hassasiyetlerini bilen din görevlilerini toplumun hizmetine sunmak durumundadır. Ayrıca tüm ülkede tek tip hutbe okutmak, görevlisine güvenmeyen bir kurum görüntüsü oluşturmaktadır. Bundan vazgeçilmelidir” ifadelerine yer verildi. 

Açıklamada, Kürtçe hutbe okuduğu için tutuklanan imamların hakkını korumanın Diyanet’in asli görevi olduğuna dikkat çekilerek, tutuklanan din alimlerinin derhal serbest bırakılması çağrısı yapıldı. Kürtçe dilinde hutbe ihtiyacının derhal karşılanması gerektiğine işaret edilen açıklamada, bunun bir lütuf değil hem dini hem de yasal bir zorunluluk olduğu hatırlatıldı.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.