Mızrak çuvala sığmıyor

2 Kasım 2022 Çarşamba - 21:30

 Halk Savunma Merkezi Karargah Komutanı Murat Karayılan

 Halk Savunma Merkezi Karargah Komutanı Murat Karayılan

  •  Halk Savunma Merkezi Karargah Komutanı Murat Karayılan, Türk devletinin, kimyasal silahlarla ilgili suçüstü yakalandığı için büyük bir telaş ve suçluluk psikolojiyle panik içinde inkar ettiğini, ancak artık mızrağın çuvala sığmadığını söyledi. 
  •  Karayılan, Türk tarafına tekrar çağrı yaptı: "Madem ordunuz temiz, böyle bir şey yok; o zaman bağımsız heyetler için imkan sunun, gelip inceleme yapsın ve her şey net açığa çıksın. Temizseniz böylece temizliğiniz ortaya konulmuş olur."

Türk hükümetinin bu kadar yoğun kimyasal kullanarak sonuç almaya çalışmasının seçimlerle ve iktidarını sürdürmekle ilişkisine dikkat çeken Halk Savunma Merkezi Karargah Komutanı Murat Karayılan, "Mutlaka kışa girmeden sonuç almayı hedefliyorlar" dedi. Hesaba katmadıklarının ise gerillanın zeki-yaratıcı taktiklerle boşa çıkaran tedbirleri ve büyük bir cesaretle gelişen muazzam direnişi olduğunu belirten Karayılan, bunun için başaramadıklarını ve başaramayacaklarını söyledi. 

Halk Savunma Merkezi Karargah Komutanı Murat Karayılan, ANF'den Deniz Kendal'ın sorularını yanıtladı. ANF'de dün yayınlanan söyleşinin bazı bölümleri şöyle: Türk ordusunun, Güney Kurdistan'da kullandığı yasaklanmış bomba ve kimyasal silahlara ilişkin kamuoyuna açıkladıkları bilgilerde en ufak bir abartı ve yanlışlık olmadığının altını çizen Karayılan, "Belirtilenlerin hepsi çok kesinleşmiş sonuçlardır. Herkes bu çerçevede verilen bilgilerin netliğinden emin olabilir" dedi. 

Aslında savaşın bu yönünü Şubat 2021'de Garê’ye dönük gerçekleşen saldırıyla beraber sürekli bir biçimde dile getirdiklerini anımsatan Karayılan, şöyle devam etti: "Ancak çok fazla yer bulmadı. Türk devleti, iki yıldan bu durumu hep sessizce geçiştirdi ve cevap vermedi. Bir tek geçen yıl bir ara Hulusi Akar, 'biz kimyasal silah kullanmıyoruz; sadece biber gazı kullanıyoruz' diye açıklama yaptı. Halbuki biber gazı da bir kimyasal maddedir ve savaş hukukuna göre savaşlarda, özellikle de kapalı alanlarda kullanılması suçtur. Türk devleti Kimyasal Silahlar Sözleşmesi’ni imzalamış ve bunu kullanmayacağını taahhüt etmiştir. Buna rağmen sadece biber gazı da değil, insan üzerinde çok farklı etkiler yaratan çok çeşitli öldürücü maddeler kullandılar, ancak hiçbir şekilde gündeme gelmesini istemiyorlardı. Bu nedenle de hiçbir tartışma yürütmüyorlardı.

Suçluluk psikolojisiyle ret

En son somut belgeler ortaya konulunca, aynı gün hiçbir araştırma-soruşturma yapmadan, ‘bu PKK propagandasıdır; dezenformasyondur’ diyerek reddettiler. ‘Ordumuz temizdir, envanterimizde bu silahlar yoktur’, vb. şeyler söylediler. Artık mızrak çuvala sığmadığı için büyük bir telaşla, suçluluk psikolojisiyle hemen reddettiler. Esas olarak suçüstü yakalanma tablosu ortaya konuldu. Onun için büyük bir panik ve tepkiyle reddettiler. 

Temizsen imkan sun

Birçok değerli siyasetçi ve insan haklarından yana şahsiyetin bu konuda yaptığı çağrıyı yinelemek istiyorum: Madem ordunuz temiz, bu iddialar yalan ve böyle bir şey yok; o zaman bağımsız heyetlerin olay yerine gelmesi için imkan sunun, güvenlik garantisi verin; bu heyetler gelip inceleme yapsın ve her şey net açığa çıksın. Eğer temizseniz böylece temizliğiniz ortaya konulmuş olur.

Perex Katliamı örneği

Türk devleti, Kurdistan halkına karşı işlenen savaş suçları olunca inkar ediyor. En son Zaxo’ya bağlı Perex köyündeki katliam örneği var. Irak ordu yetkilileri gelip bu silahların Türk ordusu tarafından kullanıldığını belgeledi ama ona rağmen resmi olarak reddettiler; ‘bu PKK’nin propagandasıdır’ dediler. Biliyoruz ki; alttan da bazı Kürt elçilerini Irak devletine göndererek ailelere para vaat edip olayın üstünü örtmeye çalıştılar. Bunun gibi daha birçok olaydan, biz bunların nasıl yalan söylediklerini biliyoruz. Eğer yalan söylemiyorlarsa, bağımsız heyetleri engellemezler. Bu kadar açık ve nettir; heyetler gelsinler ve tespit yapsınlar. Bizim bu konuda her türlü kolaylığı sağlayacağımızı KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanlığımız açıkladı ve biz de tekrar ediyoruz; biz tüm imkanlarımızla heyetlerin güvenliği ve sağlıklı çalışabilmesi için gerekenleri yapmaya hazırız.

Seçimlerle de ilişkili

Rejimin bu uygulamalarının altında yatan birçok nedenden söz edilebilir. Kürt’e düşmanlık, soykırım siyaseti, Yeni Osmanlı hayalleri, Hareketimizi yok etme istemi, savaşta gerilla karşısında yaşadıkları başarısızlık, vb. birçok neden vardır. Türkiye’de yapılacak olan seçimlerle de ilişkisi çok yakındır. İç politika ve ekonomi başta olmak üzere birçok konuda dibi gören mevcut rejim, varlığını sürdürebilmesinin tek yolunu Türkiye’de şovenizm damarını şahlandırmakta görüyor, bunun için de savaşı tırmandırmayı ve Kürt Özgürlük Hareketi’nin ezilmesini hedefliyor. Bir savaş rejimi olarak bu hükümetin iktidarını devam ettirebilmesi için bir şekilde seçimleri kazanması gerekiyor. Bu kadar yoğun bir biçimde yasaklanmış silahları kullanmayı göze almalarının en önemli nedenlerinden birisi iktidarlarını devam ettirme hırsıdır. Tabii bunun iki boyutu var: 

* Birincisi soykırım siyasetidir. Türk devleti bunun başarılmasını önemli görüyor. 

* İkincisi de Erdoğan’ın iktidarını sürdürme hesabıdır. Erdoğan devletin bir kesimini bu amacı için kullanıyor ama devletin o kesimi de Erdoğan’ı Kürt direnişini bastırmada ve soykırımı etkili kılmada kullanıyor.

Açık ki AKP-MHP’nin savaş rejimi, uluslararası güçlerin bu yaklaşımından ve Kurdistan halkının uluslararası arenada sahipsiz olduğunu düşündüğünden cesaret alarak bu tarzda hoyratça uluslararası yasaları çiğnemektedir.

Kışa girmeden önce

Türk devleti geçmişte de kimyasal kullanıyordu ama geçmişte kullandığıyla şimdiki arasında fark vardır. Türk devleti son iki  yılda ve özellikle de Nisan'dan beri çok sistematik bir biçimde her gün onlarca kez bu yasaklanmış silahları kullanıyor. Bugün direnişi kırmak için kimyasal silahları temel bir yöntem olarak planlamış. Temel olarak, bu silahı kullanarak soykırımı gerçekleştirmek ve sonuca gitmek istiyorlar. Bu silahların kullanılması bir kerede ortaya çıkmış bir şey değil; önceden planlanmış, savaş stratejisi ona dayalı olarak geliştirilmiş bir kullanma durumundan bahsediyoruz. Buna rağmen sonuç alamadığını gören Hulusi Akar ve Tayyip Erdoğan daha fazla kullanarak mutlaka kışa girmeden sonuç almayı hedefliyorlar. Bu nedenle de özellikle son iki ayda daha yoğun bir biçimde kullanıyorlar. Hesaba katmadıkları ise gerillanın zeki-yaratıcı taktiklerle düşmanı boşa çıkaran tedbirleri ve büyük bir cesaretle gelişen muazzam direnişidir. Bunun için başaramıyorlar.   HABER MERKEZİ

Korkutarak susturma çabası

Türk Tabipleri Birliği Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı’nın tutuklanmasına işaret eden Karayılan, şöyle devam etti: "AKP-MHP rejimi telaşla bu durumu reddettiği gibi, aynı zamanda ‘böyle bir iddia var; belirti de var; araştırmak gerekir’ diyen herkesi de tehdit ederek bastırmak istiyor. Bu konuda sözde muhalefetin de desteği söz konusudur. Bir akademisyen, bir bilim kadını ve konunun ehli olan bir uzman olan, yaşamı boyunca insan haklarından yana tavır koymasıyla bilinen Şebnem Korur Fincancı Hoca’yı en üst düzeyde o kadar suçladılar, yargı kurumlarına talimat vererek tutukladılar. Böylece herkesi korkutmak ve herkese gözdağı vermek istiyorlar. Foyalarının meydana çıkmasından korkuyorlar. İki yıldır bu silahı yoğun bir biçimde kullanıyorlar. Tabii ki bu suç durumu Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla planlanan ve gerçekleşen bir şeydir. Kurdistan Özgürlük Gerillası’na karşı bir savaş tarzı olarak kendisi buna karar vermiştir. İşte bu suç durumunun resmi olarak açığa çıkmasından korkuyorlar. 

Aynı biçimde kimyasal gazların kullanılması konusunda haber yapan, yazı yazan, kamuoyunu bilgilendiren özgür basın emekçilerine de saldırılar geliştirdiler. Özgür basın çalışanlarının gözaltına alınırken uğradıkları muamele ve şiddet Kürt halkına bir hakaret olduğu gibi herkese gözdağı vermek içindi. 

AKP-MHP rejimi, ne Şebnem Hoca’ya ne de özgür basın çalışanlarına yaptıkları bu uygulamalarla sonuç alamayacaktır. Herkesi tehdit ederek, susturarak, özellikle onlar için hayati bir konu olan seçime giderken, işledikleri suçların üstünü örtebileceklerini düşünüyorlar. Nafile. Onların bu tutumları, gerçeklerinin açığa çıkmasına daha fazla hizmet edecektir.

Halkın tepkisi artmalı

Halk Savunma Merkezi Karargah Komutanlığının açıklamasından sonra halkın gösterdiği tepki, değişik düzeyde eylemlerini takdirle karşıladıklarını, katılan herkesi saygıyla selamladıklarını kaydeden Karayılan, "Bizim yaptığımız eleştirilerin karşılığı olacak bir düzeyin henüz ortaya çıktığını belirtemeyiz. Özellikle de Avrupa’daki yurtseverlerin ciddi çabaları görülmekte. Yine Kurdistan’da da belli adımlar atılmış bulunuyor. Umuyoruz halkımızın tepkileri bundan sonra giderek daha da artacaktır. Sadece gerillanın değil, tüm yurtsever kesimlerin ve demokrasiden yana olan bütün güçlerin devreye girmesi, görevlerine sahip çıkması gereken bir süreçten geçiyoruz.

Ailelerinden özür diledi

Karayılan, Türk ordusunun kimyasal saldırısında şehit düşen Baz Mordem (Mehmet Can Evren) ve Helbest Koçerîn'in (Kevser Ete) şehadetlerinden hemen önceki görüntülerini paylaştıkları için anneleri ve ailelerinden, tüm yurtseverlerden özür diledi. Karayılan, "Sahada yaşanan gerçekliğin çarpıcı bir biçimde görülmesi için yayınlamak zorunda kaldığımıza, ailelerimizin ve halkımızın anlam vereceğini düşünüyorum. Vicdanları çatlatan, acılar içinde kıvranan yoldaşlarımızın ahını kuşkusuz yerde bırakmayacağız. Onların davasını başarıya taşımakla sözümüze sahip çıkmayı esas alacağız" dedi.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2023 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.