- Brüksel’de 20 yıldır mültecilere Flamanca öğreten Pieter Jan Peumans, gençlerin yalnızca dil bariyerleriyle değil, sosyal dışlanma, bürokratik engeller ve güvencesizlikle de mücadele ettiğini belirtiyor.
- Peumans, “Sığınmacı gençler sadece birer dosya numarasından değil, her biri hayalleri ve kırgınlıkları olan bireyler. Bir eğitimcinin görevi ise sınıftaki zil sesiyle sona ermiyor” diyor.
FİLİZ ZEYREK
Küresel savaşlar, yoksulluk ve siyasi krizler nedeniyle ülkelerini terk etmek zorunda kalan milyonlarca çocuk ve genç için Avrupa’ya ulaşmak, yeni bir hayat umudunun başlangıcı oluyor. Ancak güvenli bir ülkeye ulaşmak, eğitim hakkına erişime dönük sorunları ortadan kaldırmıyor. Dil bariyerleri, sosyal dışlanma ve bürokratik belirsizlikler, mülteci gençlerin eğitim süreçlerini olumsuz yönde etkiliyor. Brüksel’de 20 yıldır mülteci gençler ve yetişkinlere Belçika’nın üç resmi dilinden biri olan Flamanca’yı öğreten eğitimci Pieter Jan Peumans ile konuştuk.
Hayatındaki dönüm noktası
Dilbilim mezunu olan ve 20 yıldır eğitmenlik yapan Peumans aynı zamanda mülteci hakları savunucusu. Peumans’ın kariyeri 2015 yılındaki ülkeye gerçekleşen büyük göç dalgasıyla önemli bir değişim geçiriyor. Kariyerinin bir döneminde ekonomi-finans gazeteciliği yapan Peumans, bilgisayar başında çalışmaktan yorulduğunu hissederek yönünü sahaya çeviriyor. Brüksel’deki Maximiliaan Parkı’nda kurulan çadır kentte yaşanan kriz sırasında sahada çalışmaya başlayan Peumans, devlet kurumlarının yetersiz kaldığı o zorlu günlerde mülteciler için mücadele ediyor. Brüksel dışındaki bir sanayi bölgesinde, eski bir depodan bozma 400 kişilik geçici bir merkezde yöneticilik yaptığı günleri hatırlatan Peumans, o dönemi hayatının dönüm noktası olarak tanımlıyor: “Samusocial bünyesinde, parkta yüzlerce kişiyle birlikte sözleşmeli bir çalışan olarak görev yaptım. Bu deneyim profesyonel hayatımdaki misyonumu belirledi. Özellikle refakatsiz çocuklarla bir arada çalışmak bende derin izler bıraktı. Bu süreçte sığınmacı gençlerin sadece birer ‘istatistik’ olmadığını, her birinin hayalleri ve kırgınlıkları olan bireyler olduğunu çok daha iyi fark ettim.”
Gençler önce güvende hissetmeli
Yaklaşık 10 yıldır Ligo bünyesinde dezavantajlı mülteci gençlerin entegrasyonu için çalışan Peumans, geliştirdikleri “Taalkot” projesinin Belçika eğitim sistemi içinde benzersiz bir yapıya sahip olduğunu anlatıyor. Proje, 16-20 yaş arası, mesleki eğitim alan ancak dil yetersizliği nedeniyle dersleri takip edemeyen gençlere özel bir fırsat sunuyor. Peumans, mülteci gençlerin yetişkin sınıflarında genellikle başarılı olamadığını, çünkü kendilerini özgürce ifade edebilecekleri ve ortak dertlerini paylaşabilecekleri bir akran grubuna ihtiyaç duyduklarını vurguluyor. Bu pedagojik yaklaşımda, eğitimin gençlerin yaşam süreçlerine göre esnetilmesinin hayati bir önem taşıdığına dikkat çeken Peumans, bir gence dil öğretmeden önce onun kendisini güvende hissetmesini sağlamanın gerektiğini ifade ediyor.
17 yaşında ilk defa yazmak
Okula gitmenin en temel hak olduğunu vurgulayan Peumans, unutamadığı anlardan birini şu sözlerle aktarıyor: “17 yaşında olup hayatında ilk kez alfabenin harflerini kağıda döken bir gencin yanındayken hissettiğim sarsıcı gerçeklik tarifsizdi. Bu, küresel adaletsizliğin en somut kanıtı. ‘Ya bunlar kendi çocuklarım olsaydı’ sorusu her gün bir ebeveyn olarak kalbimi sızlatıyor. Okuma-yazma bu dünyada en büyük ‘hayatta kalma hilesidir.’ Bu temel beceri gençlerin tüm kimliğini ve özgüvenini yeniden inşa eder.”
Sistem yapıcıların sorumluluğu
Belçika ve Avrupa genelinde sağa kayışın, sığınmacı hakları üzerindeki olumsuz etkilerinin olduğuna da değinen Peumans, eğitim kaynaklarının her yıl azaltıldığını, gençlerin ise bazen sistem içinde kurumsal aksaklıkların mağduru olduğunu ifade ediyor. Durumun tamamen siyah-beyaz olmadığını, öğretmenlerin ve destekçilerin çoğunun öğrenciler için en iyisini istediğini belirten Peumans, “Gençler, kurdukları tüm sosyal bağlar hiçe sayılarak dilini dahi bilmedikleri bölgelere sevk ediliyor. Bu kurumsal yer değişiklikleri nedeniyle gençlerin gelecekleri büyük sekteye uğruyor. İdari kararlar çoğu zaman pedagojik gerekliliklerin önüne geçiyor” diyor.
Hata yapma hakları yok!
Sığınmacı gençler ile Belçikalı gençler arasında çok net ve yakıcı bir çifte standart olduğunu ifade eden Peumans, bu durumun sebep olduğu adalet krizini ise şu sözlerle özetliyor: “Yerel bir gencin hata yapma, deneme-yanılma ve hatta bazen düşüncesizce davranma hakkı toplum tarafından bir ‘büyüme sancısı’ olarak görülüp hoş karşılanırken, mülteci gençlerin böyle bir lüksü yok. Mülteci bir genç en ufak bir fevri hatada barınma yerini, staj hakkını veya sosyal yardımlarını kaybetme riskiyle karşı karşıya. Burada asıl mesele, kasıtlı bir dışlamadan ziyade aksayan bir sistemin zararlı etkileri. Bu noktada bir kültür şoku yaşanıyor. Amacımız gençleri batı toplumunda dirençli kılmak ve onlara demokratik toplumun işleyişi ile hak ve ödevler konusunda bir içgörü kazandırmak. Çünkü hakların karşısında ödevler vardır ve bundan ödün veremeyiz. Sınıfta dil bilgisi öğretmenin yanı sıra gençleri bu sisteme karşı donanımlı hale getirmeye çalışıyoruz. Bu süreçte de bir yetişkin ve ‘ebeveynsel’ rol modelleri olarak hareket ediyoruz.”
Görevimiz zil sesiyle bitmiyor
Peumans bir eğitimcinin görevinin sınıftaki zil sesiyle sona ermediğini vurguluyor. Bu süreçte destek aldıklarını da söyleyen Peumans, okullarda, sağlık sektöründe, barınma merkezlerinde ve sivil toplumda geniş bir destek ağının bulunduğunu ifade ediyor. Öğrencilerin refahı ve sorun yaşamamaları için yükümlülüklerini yerine getirdiklerini aktaran Peumans, bu konuda dikkatli ve destekleyici bir rol üstlendiklerini ifade ediyor. Peumans şöyle devam ediyor: “Eğitim materyallerini, gençlerin güncel ihtiyaçlarına uygun şekilde her yıl yeniden geliştiriyoruz. Bu esneklik sığınmacı eğitiminde anahtar bir rol oynuyor. Bu sınıflar, mülteci gençlerin toplumsal hayatta ‘ben de varım’ diyebilecekleri, seslerini duyurabilecekleri ve en önemlisi kaybettikleri umutlarını yeniden inşa edebilecekleri birer güç kazanma alanıdır. Bu sınıflarda atılan her imza, kurulan her doğru cümle, sisteme karşı verilen en anlamlı varoluş mücadelesidir.” BRÜKSEL