Mültecinin sefaleti, Avrupa’nın başarısı

Dosya Haberleri —

27 Aralık 2020 Pazar - 23:00

  • 2020 yılı, Avrupa’ya doğru iltica hareketleri açısından bir dönüm noktasına dönüştü: Avrupa Birliği, mültecileri daha sınırları aşmadan “geri püskürtme” politikasını hukuki kılıfa soktu ve giderek daha sistemli hale getirdi. Moria’da yaşananlar, güncellenen sınır rejiminin görünürleştiği bir andan fazlası değildi. Fare ve böceklerin ısırmasına, açlığa ve susuzluğa mahkum edilen mültecilerin görüntüleri, Avrupa’nın “utancının” değil, caydırma politikasının başarısının görüntüleriydi.

OSMAN OĞUZ

Yunanistan’ın Midilli Adasındaki Moria Kampından gelen sefalet görüntüleri ve kampın yangın ardından birkaç metre öteye aynı sefalet ile yeniden kurulması, Avrupa Birliğinin güncellenen sınır rejiminin mültecilere yönelik zorbalığının görüntülerinden yalnızca biriydi: 2020 yılı, bu rejimin mültecilere acımasızca uygulamalarının ve düşmanlığının yeni boyutlar kazandığı bir yıl oldu. Bu uygulamalar, ne kendiliğinden gelişiyor ne de ani bir kabarmanın sonucu olarak meydana geliyordu; aksine AB’nin uzun erimli yasal düzenlemelerinin ve yeni iltica politikasının “başarısının” örnekleriydi.

2020’de bir ilk:
Muhammed’i sınırda kurşunladılar
Avrupa Birliğinde sağ popülizm giderek daha fazla inandırıcılık ve güç kazanmakla kalmıyor, ayrıca politik etkiye sahip oluyor. Bugün sınırlarda gördüğümüz uygulamalar, Avrupa sağının özellikle 2015’ten bu yana talep ettiklerinden başkası değil. Keza mesela Alman sağcı Frauke Petry’nin 2015’te defalarca gündeme getirdiği talep, Avrupa sınırlarında 2020’de ilk defa pratiğe yansıdı: Yunan güvenlik güçleri, ağır silahlarla sınırı geçmeye çalışan mültecilere ateş açtı ve “Forensic Architecture”, Bellingcat, Lighthouse Reports ve Der Spiegel ekiplerinin belgelerle kanıtladığı üzere Muhammed Gulzar’ı öldürdü. (1) Aynı gün, aynı sınır telleri önünde altı başka mülteci de 37 dakika süren ateş altında yaralandı. Çok sayıda tanık, Yunan sınır koruma polisinin doğrudan silahsız mültecileri hedef aldığını teyit edecekti.

Mültecileri kurtarma çalışmaları yapan Sea-Watch, Haziran ayında Akdeniz’in ortasında bu fotoğrafı kayda aldı: Bir mültecinin cansız bedeni, batan bota takılı kalmıştı. Örgüt, resmi kurumları bilgilendirdi; buna rağmen haftalarca hiç kimse cenazeyi almaya gelmedi.

GPS araması
Mülteciler, bu saldırılara rağmen denemelerini sürdürdü: Mart ayında Meriç nehri üzerinden Türkiye’den Yunanistan’a geçmeye çalışan mülteciler, kendilerinden önce de birçok kişinin anlattığını tekrar etti: Yunan askerleri, mültecileri yakalamasının ardından aynı nehir üzerinden Türkiye’ye geri gönderiyordu. Geri gönderme öncesinde ise mülteciler, telefon, kıyafet, önemli belgeler gibi üzerlerinde ne varsa el konulduğunu anlatıyordu. Yunan askerleri, özellikle mültecilerin Avrupa Birliği topraklarına ayak bastığını kanıtlayabilecek GPS içeren elektronik cihazları arıyor ve bunlara el koyuyordu: Keza yaptıklarının yasadışı olduğunu biliyor, yasaya değil egemen hukukunun onlara sunduğu “meşruiyete” dayanıyorlardı.
Bazı mülteciler, her şeye rağmen telefonlarını korumayı başardı; bazıları, telefonlarını iç çamaşırlarının arasına saklayacaktı. Telefon, hem uygun zamanda yaşananları kayıt altına alma hem de GPS verilerini saklama olanağı demekti. Onların iç çamaşırlarını kullanarak elde ettikleri bu başarı, 2020 yılında ilk defa bazı araştırma ekiplerinin Avrupa Birliğinin sınırlardaki hak ihlallerinin belgelenmesini sağladı.

Mültecileri tekneye bindirip
açık denizde bıraktılar
Report Mainz, Lighthouse Reports ve Der Spiegel’den gazeteciler, Haziran ayında Yunan sahil güvenliğinin Türkiye ile Yunanistan arasındaki açık denizlerde mülteci botlarını durdurduğunu, mültecileri önce kendi teknelerine alıp “kurtarma adalarına” bırakacağını söylediğini ama sonunda plastik platformlara bindirip açık denizin ortasında kaderine terk ettiğini belgeledi. New York Times gazetesi, Ağustos ayında, aynı uygulamaya Avrupa Birliği sınırlarına giriş yapmış ve Yunan kamplarını içeriden görmüş mültecilerin bile maruz kaldığını kanıtlayacaktı. İrlanda İnsan Hakları Merkezi araştırmacısı ve New York Times’ın haberine de katkı sunanlardan olan Niamh Keady-Tabbal, bu uygulamanın tamamen yeni olduğunu belirtip ekleyecekti: “Yunan makamları, deniz kurtarma çalışmaları için kullanılan ekipmanları sığınmacıları geri püskürtmek ve hatta yeniden denize bırakmak için kullanıyor ve bunu şimdiye kadar görülmedik açık bir acımasızlıkla yapıyor.”

Hırvatistan’da mültecilerin soyulduğu, tacize ve tecavüze uğradığı 2020’de belgelenen kamplar, 2015 yılında böyle görüntülenmişti.

Frontex de dahil

Ekim ayında Report Mainz etrafında oluşan araştırma ekibi, mülteci kurtarma ekiplerinin yıllardır tekrar edip durduğu gerçeği bir kez daha belgeleyecekti: Sadece Yunan sahil güvenliği değil Avrupa Sınır Koruma Ajansı (Frontex) da bu yasadışı geri püskürtme faaliyetlerine katılıyordu ve botlarla Avrupa’ya ulaşmaya çalışan insanların gerekirse şiddet ve kurşunlarla caydırılmasını destekliyordu. Frontex başkanının bir mektubu da Alman polislerinin de bu yıl içinde böyle “operasyonların” en az birine katıldığını açığa çıkarıyordu.

Hırvat polisinden
hırsızlık, taciz ve tecavüz
Der Spiegel, Lighthouse Reports ve sivil toplum kuruluşu “No Name Kitchen” ile birlikte yardım örgütlerinin, doktorların ve hatta Birleşmiş Milletler’in yıllardır maruz kalanların raporları dolayısıyla kaygılarını dile getirdikleri bir başka konuda da 2020 yılında belgeler yayınlanacaktı: Hırvat polisi, Balkan rotası üzerinden Kuzey Avrupa ülkelerine ulaşmaya çalışan mültecilere insanlık suçu içeren zorbalıklar uyguluyordu. Mültecilerin üzerlerinde ne varsa güvenlik güçleri tarafından yasadışı biçimde el konuyordu; bu el koyma işleminin kayıt altına alınmaması, yaşananın bir hırsızlık vakası olduğunu ortaya koyuyordu. Mülteciler, çırılçıplak soyuluyor ve kızgın demirle dövülüyor ve damgalanıyordu. Bazı mülteciler, cinsel taciz veya hatta tecavüze maruz kalmıştı. Sonunda da hemen hemen hepsi, Bosna sınırlarına geri gönderiliyordu. 
Peki Hırvat polisinin bu uygulamaları, “demokrasinin bekçisi” Avrupa Birliğinden nasıl bir karşılık görüyor? Hırvatistan, tam da bu uygulamalar için Avrupa Birliğinden milyonlarca Euro destek alıyor: Mültecileri şiddetin her türlüsüyle geri püskürtmesi karşılığında. Ülke, kısa süre içinde Şengen bölgesine de alınacak gibi görünüyor. Ekim 2019’da Avrupa Birliği Komisyonu bu başvuruyu pozitif değerlendirmiş, yalnızca ülkenin “sınır yönetimine biraz daha dikkat etmesi gerektiği” notunu düşmüştü.