Apê Şafi’nin öyküsü: Berxwedan Jiyane law

Dosya Haberleri —

Apê Şafi

Apê Şafi

Mahsum Korkmaz'ın (Agit) çocukluk arkadaşı olan, 4 evladı ile hapis yatan ve iki evladını yitiren Apê Şafi'ye konuk olduk.

  • Bazı aileler, Kürt Özgürlük Mücadelesi’nin kök hücreleridir. Henüz yitirilmemiş birçok değeri onurla taşırlar, kuşaktan kuşağa aktarırlar. Pek çok şeyi anlatmazlar, eziyeti, yoksulluğu, işkenceleri; anlatmak biraz gururlarına dokunur. Bu kapıyı açıp hikayelerine kulak verince, böyle sayısız aileden bir ülkenin doğduğunu öğrenirsiniz. İşte Apê Şafi ve ailesi onlardan biridir.
  • Apê Şafi, dört evladı ile birlikte tutsak olur. Evlatları İbrahim (27), Ali (38), Bejan (32) ve Şenay (36) ile birlikte hapis yatar. Kızı Berivan elleri kınalı dağlara gider, oğlu Mehmet de öyle. Yeğeni Reşat adliyede elleri kelepçeliyken korucular tarafından katledilir. Eşi Şadiye, Öcalan için açlık grevine giren ilk annelerdendir...   
  • "Agit heval (Mahsum Korkmaz) ile çocukluk arkadaşıydık. Çok çalışkan ve bilgiliydi. Agit hevalin babası tarla sürerken ben ve Agit heval nehirde yüzerdik. Bir keresinde Agit heval arabadan atladığında yaralanmıştı, bizim evde tedavi oluyordu. Ona acımıyor mu, derdim, o da ‘Berxwedan Jiyane’ derdi. Biz tabii bunun anlamını sonradan anladık..."

GÜLCAN DERELİ

Bazı aileler, Kürt Özgürlük Mücadelesi’nin kök hücreleridir. Bu mücadelenin dallanıp budaklanmasına ev sahipliği yaparlar. Kurmançdırlar. Henüz yitirilmemiş birçok değeri onurla taşırlar, kuşaktan kuşağa aktarırlar. Onlar Medlerden bu yana Kürtlüğün taşıyıcılarıdır. Özgür bir ülkenin sevdasını bağrında besleyenlerdir. Pek çok şeyi anlatmazlar, eziyeti, yoksulluğu, işkenceleri; anlatmak biraz gururlarına dokunur. Bu kapıyı açıp hikayelerine kulak verince, böyle sayısız aileden bir ülkenin doğduğunu öğrenirsiniz. Eziyeti içlerine, onuru sizlere anlatırlar. İşte Kürdistan böyle başı dik adı çok bilinmeyen ailelerden doğdu. Apê Şafi onlardan biridir. Asıl adı Şafi Hayme olsa da herkes onu Apê Şafi olarak bilir. 66 yaşındaki Apê Şafi, yedi çocuk babasıdır. Amed'in köylerindendir, Mahsum Korkmaz'ın (Agit) da çocukluk arkadaşıdır.

Zorunlu göç hikayesi

Amed'de evine misafir oldum. Göç hikayelerini, baba-anne-oğul-kız aile boyu hapisliklerini dinledim. Anlatılan bir ailenin olduğu kadar bir ülkenin de hikayesiydi. Apê Şafi'nin hikayesi, 80'ler ile 90'ların o karanlık gölgeleri arasında şekillenir. Kürdistan'da çok aşina olduğumuz ev baskınlarıyla başlar hikaye ve elbette hapislikle devam eder. Amed'in Silvan ilçesine bağlı Kemûk köyünde evleri sürekli asker baskınına uğrar. Doğduğu toprakları terk etmek zorunda kalır. Amed merkeze göç eder. Ancak burada da devletin kadrajında yer alır. Köyden hiçbir zaman çıkmak istemediğini ancak mecbur kaldığını söyleyen Apê Şafi, "Sürekli evimiz basılırdı, köyde sadece bana baskı yaparlardı. Bir gün yine evimi bastıklarında uykudaydım, eşim kapıya açmak için gitti, kardeşim Melle’nin eşiydi. 'Şafi evde mi' diye soruyor. 'Askerler köyü sardı' dedi. Evimiz yukardaydı, evden çıkıp kendimi aşağıya doğru bıraktım. Orda birkaç akrabamızın evi vardı. Bir eve girip saklandım, askerler gidince kurtuldum. Sürekli ihbarlar oluyordu, bir defasında kardeşim Melle’yi yakaladılar. Benim köyde olduğum ihbarları yapılmış. Korucu başı kardeşime, 'bize Şafi’yi öldürme talimatı verildi yerini söyle biz onu koruyalım' diyor. Kardeşim tabii yerimi söylemiyor, onlara güvenmiyor. Sonraki hafta yine köyü bastılar, o saklandığım evi basıp yaktılar. O evi, beni sakladığı için yaktılar, köylüler müdahale ediyor yangına, söndürüyorlar" diyor.

Ali, Bejan, Apê Şafi ve İbrahim

Dört evladıyla tutsak

Apê Şafi'nin tutsaklıkları ve gözaltıları pek çok Kürdün olduğu gibi çokçadır. En son olarak KCK operasyonları kapsamında 2011 yılında tutuklanır. Ama bu kez farklıdır. Çünkü bu kez tutuklandığında evlatları İbrahim (27) ve Ali (38) de hapistedir. Baba ve çocukları Diyarbakır D Tipi Cezaevi'nin hücrelerinde buluşur. Ardından Bejan (32) ve Şenay (36) da tutsak düşer.

Böylece baba dört çocuğuyla aynı hapishaneye düşer. Apê Şafi, o günleri şu sözlerle anlatıyor: "İbrahim ve Ali'in yanına gittim, tabii daha önce yaşadığımız şeyler olduğu için cezaevinde birbirimizi görünce çok şaşırmadık, bizde öyle duygusallık, heyecan vs. yoktu."

Apê Şafi'nin sözlerinden sonra çocukların duygularını merak ediyorum. Onlar neler hissetmişti peki? Soruma Bejan, şöyle cevap veriyor: "Bizim gibi binlerce aile vardı. Cezaevinde sadece baba-oğul biz değildik. Bizim gibi onlarca arkadaş vardı. Bizim moral kaynağımız arkadaşlarımızdı. Arkadaşlarımızı gördüğümüz zaman onlardan güç alıyorduk."

Annem cesaret verdi

Ancak bana çok çarpıcı gelen aileye sıradan geliyordu. Peki ya Bejan'ın hafızasına kazınan bir anısı var mıydı? Bejan aile üyelerinin de hatırlatmasıyla anlatıyor: "Babam, abim, kardeşim içerdeydi, bir ben kalmıştım dışarda, ben de tutuklandığımda adliye koridorunda annem ve kız kardeşimi görünce gözlerimden yaş geldi. Annem de, ben polislerin arasında götürülürken, 'Berxwedan Jiyane law, sakın ağlama başını dik tut, kaldır başını' dedi. Babam, abim, kardeşim içerdeydi, dışarda ekonomik olarak aileye destek olacak bir tek ben kalmıştım. Tutuklanınca bunları düşündüm ve duygusal olunca gözyaşlarımı tutamadım. Annemin o sözleri beni toparladı ve güç verdi."

Şadiye annenin gururu

Bejan Hayme sözlerini tamamladıktan sonra Şadiye anneye dönüyorum, gözlerimin içine bakıp gururla gülümsüyor ve şöyle diyor: "Ben de Serok için açlık grevine girdim. Gözaltına alındım, 10 gün işkence gördüm. Hepsini anlatsak kitaplara sığmaz." Öyleydi gerçekten, her biri ayrı bir hikayenin kapısını aralıyor. İbrahim, 2010 yılında tutsak düşer, ardından Ali, 2011 yılında, Bejan da Roboskî Katliamı'ndan hemen sonra 2012 yılında, son olarak da Şenay tutsak düşer. Anne yalnız kalır, dört çocuğu ve eşi tutsaktır ama buna rağmen onurundan taviz vermez, sızlanmaz, kendine acımaz, gururla hayata, mücadeleye tutunur. 

Şenay'ın para cezası

Kızı Şenay için verilen hapis cezası para cezasına çevrilir ve aile o imkansızlık içinde o parayı altın borç ederek denkleştirir. Şenay 3 aylık tutsaklığın ardından serbest bırakılır. Anne Şadiye, anlatıyor: "Kızıma Erdoğan’ın mitinginde AKP bayrakları sallıyorlar o da alıp elinden yere atıyor. Polisler gözaltına alıp bıraktılar, arkadaşı beraat etti, onun mahkemesi sürdü. Ona 10 ay hapis cezası verdiler. O dönemin parasıyla 6 bin TL para ödedik. Tüm çocuklarım cezaevindeydi, babaları cezaevindeydi. Paramız yoktu. Bilezik borçlanarak cezasını ödedik."

Şadiye, Mehmet, Oktay ve Apê Şafi

Mehmet'in haberi

Şadiye anne, 1999 yılında Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'a yönelik gerçekleştirilen Uluslararası Komplo'ya karşı açlık grevine giren annelerden biridir. Bu sırada çocuklarından Mehmet (Devrim) de komploya karşı gerillaya katılır. 2001 yılında Med TV'de yaşamını yitirdiği haberi geçer. Apê Şafi, o anı şöyle anlatıyor: "Arama durumumdan kaynaklı İstanbul’a gitmiştim, bir arkadaşımın evindeydim. Med Tv izliyorduk, Bingöl Yedisu’da 23 gerillanın yaşamını yitirdiği haberi geçiyordu. İçinde oğlumun ismi de vardı. Amed'den çok kişi arayıp ‘televizyonu izledin mi’ diye sordu. İstanbul’da Asrın Hukuk Bürosu'na gittik. Bekir Kaya ordaydı, durumu anlattık. Cenazeyi alıp almadığımı sordular. Halk gidip almış, ben almadım. Memleketten arayanlar 'gidip cenazeyi alalım' dedi, ben ‘almayın’ dedim onlara, avukatlar neden öyle dediğime anlam vermediler, cenazeyi almaya karşı olduğumu düşündüler. Neden böyle söylediğimi sordular. Onlar birlikte aç kaldı, birlikte yattılar, birlikte yaşamlarını yitirdiler, birlikte aynı toprakta olsunlar dedim, bazıları Başur’dan, bazıları Rojhilat'tan; ben gidip kendi oğlumu aralarından alsam onları sahipsiz bırakmışım gibi hissederdim."

Mehmet'in üç kez şehadet haberi verilir. Hatta her seferinde ‘bu senin çocuğun’ denilerek farklı gerillaların cenazesi teslim edilir. Oğlu yaşamını yitirdi diye torunun ismini Devrim (Mehmet'in kod ismi) koyuyor, sonra Devrim'in yaşadığı anlaşılıyor. Bu durum üç kez tekrarlanıyor. Oysa Apê Şafi'nin oğlu Mehmet yaşıyordur, 18 yıl dağlarda kaldıktan sonra yaralı yakalanır, 2015 yılında tutuklanır.

Berivan ve Fatoş Karayıl

Berivan elleri kınalı...

Ailenin diğer üyesi Berivan da babası ve abileri tutsakken 2008 yılında yönünü dağlara çevirir. Berivan ve amcasının torunu Şilan (Hedar) ellerine kına yakarak birlikte gerillaya katılır. Apê Şafi, anlatıyor: "Berivan 1988 doğumluydu. Nusaybin'de Özyönetim Direnişleri sırasında 2016 yılında şehit düştü. Berivan'ın cenazesi bir ay güneşin altında yerde kaldı. Oradan morga götürdüler, 2 ay da morgda kaldı. Cenazeyi bize teslim etmediler. Kimsesizler mezarlığına defnettiler. 2 yıllık mücadelemiz sonunda cenazemizi aldık. Getirip Yeniköy Mezarlığı'na defnettik."

Keşke daha fazlasını yapsam

Apê Şafi, bu kayıplar, işkence, tutuklama, evlat acısıyla sınanmasına rağmen bir pişmanlık veya serzeniş hissetmiyor. 

Apê Şafi, şöyle vurguluyor: "Biz köyde yaşıyorduk. Durumumuz iyiydi, arazilerimiz vardı, su motorumuz vardı. Devlet evimizi basınca duvardaki prizleri bile silah dipçikleri ile kırdılar. Damda antenlerimizi kesip tekmeleyip eziyorlardı. Ekonomimiz iyiydi, hayvan da besliyorduk. Peynirimizi, bulgurumuzu, yiyeceklerimizi odanın ortasında birbirine karıştırır, bizi yiyeceksiz bırakırlardı. Askıdaki kıyafetlerimize satırlarla vurarak parçalarlardı. Köyümüz tepelik bir yerdeydi. Uzaktan asker gelince görürdük, ben askerler gelince evden çıkardım. Askerler gittiğinde ise eve gelir bakardım, köylüler toplanırdı beddua ederlerdi devlete. Ben gelip moral verirdim onlara. Agit arkadaş ile tanıştığımız günden bu yana çok şükür tek bir adım geriye atmadık. Mücadele için bu halkın onuru ve şerefi için ne üzerime düştüyse yerine getirdim ve getirmeye devam edeceğim. Belki yaptıklarım azdır, bunlardan pişman değilim. Keşke daha fazla yapabilsem, mücadele edebilsem."

Şilan

Reşat adliyede katledilir

Apê Şafi, ailenin hikayesini anlatırken her seferinde insanın kalbine oturan bir başka hikaye anlatıyor: “Köyde bize karşıt bir aile vardı, korucu bir aileydi. Sürekli bizi şikayet ederlerdi. Biz cezaevindeyken abimin oğlu Reşat’ı şikayet ediyorlar. Polisler alıyor, ifadelerinin ardından mahkemeye çıkarmak için adliyeye getiriyor. 2011 yıllında elleri kelepçeli bir şekilde polis gözetiminde korucular tarafından adliyede vurdular. Kızım Berivan’la gerillaya katılan Reşat'ın kızı Şilan, babasının katledildiğini Kobanê direnişindeyken öğrendi. Babasını ölümünü duyunca ‘Kobanê özgürleşince gelip babamın intikamını alacam’ diyor. Sonra öğrendik ki Şilan da Kobanê’de şehit düşüyor.”

Berivan, İbrahim, Mehmet, Ali ve Bejan

Ülkeye adanmış hayatlar

Amed hapishanesinde sürgünler başlıyor. Ali Bayburt'a Bejan Edirne'ye sürgün ediliyor. Apê Şafi ile oğlu İbrahim Amed'de kalıyor. İbrahim 3 kez tutsak düşüyor. İlkinde bir yıl, ikincisinde 2 yıl kadar kalıyor, son tutsaklık süreci de yaklaşık 9 yıl sürüyor. Ali 6 yıl tutsak kalıyor. Bejan'ın ise yaklaşık 8 yılı tutsaklıkla geçiyor. İlk 93 yılında tutsak düşen Apê Şafi'nin ise yaklaşık 16 yılı hapishanelerde geçiyor. Önce İbrahim tahliye oluyor, ardından Apê Şafi, Ali ve son olarak Bejan bırakılıyor. Berivan dağlarda kuş olup uçuyor... Apê Şafi, en büyük çocuğu Oktay'ı da 17 Mart 2025’de 45 yaşında şeker hastalığından kaybediyor. Oktay'ın kardeşlerinin acısı ve hasretinden hasta düştüğünü öğreniyorum. Devrim ise Antalya'da tutsak. Apê Şafi ve Şadiye anne ise tüm mütevazılığı ile  kendilerini ülkelerine, topraklarına, halkına ve Önderine borçlu hissediyor.

* * *

Mahsum Korkmaz (Agit) 

'Agit hevalle nehirde yüzerdik'

Apê Şafi, Kürt Özgürlük Hareketi'nin öncü kadrolarından Mahsum Korkmaz (Agit) ile çocukluk arkadaşıdır. Apê Şafi, anılarını şöyle anlatıyor: "Agit heval ile biz çocukken arkadaştık. Çok çalışkan ve bilgiliydi. Biz hep beraberdik. Hatta onunla akrabalığımız da var. Agit hevalin babası tamirciydi. Rahmetli Şehmuz amcanın Silvan’da dükkanı vardı, Agit heval ve kardeşi onun yanında çalışırlardı. Evlerimiz birbirine yakındı, birlikte okula giderdik. Agit heval ve babası tarlayı sürmeye gelirlerdi. Biz de akraba olduğumuz için sürekli onlarla birlikteydik. Nehrin kıyısındaydı yerimiz. Şu anki Malabadi’den geçen nehrin kıyısındaydı. Agit hevalin babası tarla sürerken ben ve Agit heval nehirde yüzerdik. Yüksek kayalıklara çıkar, olta atar balık tutardık. Bazen suda boğuşurduk, suda üşüyünce sıcak kuma uzanırdık, uzun süre böyle güzel zamanlarımız oldu. Bazen de traktörü Agit heval sürerdi. Agit benden bir yaş büyüktü. Çok güçlüydü. Tabii şimdi fotoğraflarda ve canlı olarak görmek arasında fark var. Çok yakışıklı güzel bir gençti, konuşmasından insanlar cesaret alırdı. Ondaki cesaret herkeste yoktu. Bir keresinde Agit heval arabadan atladığında yaralanmıştı, bizim evde tedavi oluyordu. Köyde evler topraktandı, yarasına tentürdiyot sürdüklerinde ona acımıyor mu, derdim, o da ‘Berxwedan Jiyane’ (Direnmek yaşamaktır) derdi. Biz tabii bunun anlamını bilmiyorduk. Bir zaman geçtikten sonra, aklımız başımıza geldikten sonra Agit hevalin ne demek istediğini anladık. Yani direnirsen yaşarsın, direnmesen bitersin.”

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.