Nedensiz olamaz mı?

Kültür/Sanat Haberleri —

28 Kasım 2022 Pazartesi - 19:45

Anayurt Oteli - Plajdaki Ayna - Yabancı

Anayurt Oteli - Plajdaki Ayna - Yabancı

  • Mersault, Zebercet ve Plajdaki Ayna’nın anlatıcısı, belli bir dönemi kasıp kavuran varoluşçu rüzgarın savurduğu yapraklardı. İnsanlığa, bazı eylemlerin neden ve sonuçlarını kestirmek şöyle dursun, bunlarla zerrece ilgilenmeyecek ‘tuhaf’ birilerinin olduğunu kanıtlamak istediler.

BİLGE AKSU

20. yüzyıl ortalarında edebiyat ve felsefeyi sarmalayan varoluşçu akımın hem temsilcileri hem eserleri defalarca kez konuşuldu. İkinci Dünya Savaşı ve sonrasında batı medeniyetinin yaşadığı büyük yıkımın da etkisiyle, düşünsel alanlarda iyice belirginleşen bireysellik, yalnızlık ve buna bağlı kimlik bunalımları, edebiyatın peşine düştüğü izlekleri de değiştirdi. O dönemden üç farklı eserde gördüğüm bazı benzerlikleri ele almaya çalışacağım.

Varoluşçu akımın en popüler olduğu dönemde, Fransa’da yaşayan Sartre ve Camus’nun eserleri ortalığı kasıp kavurmaktaydı. Bu iki yazarın adeta manifesto niteliği taşıyan bazı yapıtları, günümüzde dahi başvurulan kaynaklar arasında. Fakat edebi özelliklerini yan yana koyduğumuzda, bu iki isimden öne çıkan genellikle Albert Camus olmuştur. Camus’nun özellikle Yabancı’sında gördüğümüz anlatım tarzı ve kurguladığı Mersault karakteri, kendisinden sonra birçok yazara da ilham kaynağıdır.

Mersault karakteri

Mersault’nun en büyük çatışması ne başka bir insan, ne bir mekan ne de kendi iç dünyasından ibaretti. Daha hikayenin başında, dün ya da önceki gün ölen annesi ve bu ölüm haberi hakkındaki duygusuz cümlelerinden hareketle, bu karakterin ‘sıkıntılı’ biri olduğu anlaşılıyordu. Bu noktada Mersault, annesinin ölümüne iyi ya da kötü bir tepki vermediği gibi, bunun sebebine dair aydınlatıcı bir açıklama da yapmıyordu. Haliyle, bir annenin ölümüne üzülünmesi gerektiğini düşünen biz sıradan insanlar bu tepkiyi anlamakta zorlanıyorduk. Fakat Mersault’nun tuhaflıkları sürdükçe, onun herhangi bir sebebe ihtiyaç duymaksızın aldığı kararları daha net görebiliyor, bu karakterin tuhaflığına giderek alışıyorduk. Günün birinde plajda vakit geçirirken ansızın öldürdüğü bir Arap’la ilgili de olumlu ya da olumsuz hisler taşımaması, bütün bunların bir parçasıydı.

Ayna öyküsü

Benzer bir durumu o dönemin Türkiye’sindeki iki yazarda da görürüz. Sait Faik, Plajdaki Ayna adlı öyküsünde buna benzer bir eylemi gerçekleştirirken, Yusuf Atılgan’ın Anayurt Oteli’ndeki Zebercet de ondan aşağı kalmadığını gösterecektir. Sait Faik’in Plajdaki Ayna’sında anlatıcı kimliği belirsiz, orta yaşlarda bir adamdır. Düzenli olarak gittiği plaj yakınlarında, bir zeytin ağacının altında küçük bir çocukla karşılaşır. Onunla sohbet ederken çocuğun ilkokul çağlarında olduğunu, annesiyle birlikte yoksul bir yaşantı sürdürdüklerini öğrenir. Hatta çocuğun demesine göre Ahmet adında biri onlara yardım etmekte, bazı geceler onlarda uyumaktadır. Bu esnada anne de sohbete katılır. Çok geçmeden anlatıcı, anne ve çocukla birlikte onların evinde bulur kendini. Para alışverişi yapılır, anneyle yalnız kalınır. Arkada bir yerde gözetlendiğini hisseden anlatıcı, duvarın üzerinden onları izleyen çocuğun delici bakışlarıyla karşılaşır. Çocuk onları izlemek bir yana, avucunda sakladığı zeytin tanelerini fırlatıp durur. Anlatıcı da karşılık olarak, onları rahat bıraksın diye üç beş metelik atar çocuğa ama pek de işe yaramaz. Bu bakışlar altında ‘işini gördükten’ sonra evden çıkıp plaja doğru yürüyüşe koyulan anlatıcı artık yarı bilinçli bir haldedir. Ne yapıp etse de çocuğun delici bakışlarını zihninden atamaz hale gelir. Kafasından yüzüne akan şeyin kan mı ter mi olduğunu algılayamadan denize atar kendini. Çocuğun fırlattığı zeytinlerden ötürü kafasının kanadığını düşünür ama deniz suyuna hiç kan karışmamıştır. Orada anlaşılır ki kafasından sızan şey hem günün sıcağı hem de yaşanan olayın etkisi sonucu oluşan ter damlalarıdır. Zihnindeki bu karmaşa giderek güçlenip anlatıcıyı çaresiz bırakır ve eline aldığı ufak bir taşı şöylece savurduğunda, plajdaki meşhur aynayı kırıverir. Sonraki kısımda artık, bu aynayı neden kırdığıyla ilgili hiçbir düşüncesinin olmadığını belirtir ve okuyucuyu da buna ikna etmeye çalışır. Nedensizce yapıvermiştir işte.

Tuhaf resepsiyonist Zebercet

Sait Faik’in ayna imgesiyle kurguladığı bu izlek, Anayurt Oteli’nde de kendini gösterir. Otelin tuhaf resepsiyonisti Zebercet, yalnız bir adamdır. Yalnızca otele gelip giden kişilerle geçici diyaloglar kuran, otelin temizlikçisinden başka düzenli olarak görüştüğü herhangi bir yakını olmayan biridir. Günün birinde, gecikmeli Ankara treniyle gelen bir kadın onun bütün dengesini alt üst eder. Çok beğendiği bu kadının otele geri döneceği günü hayal etmeye başlayan Zebercet, beklediği bu durum bir türlü gerçekleşmedikçe, yanında çalışan temizlikçi kadına yönelmeye başlar. Alışıldık bir durum gibi görünen bu meselede temizlikçi uykusuna devam ederken Zebercet sessizce ‘kendi işini’ görmektedir. Bu durum Ankara treniyle gelen kadından sonra hem biraz sıklaşır hem de Zebercet için farklı bir noktaya taşınır. Karşılıklı bir hazzın peşine düşmüş Zebercet, temizlikçinin tepkisizliği karşısında giderek öfkelenecektir. Ve günün birinde bu tepkisizliğe dayanamayıp kadını uykusunda boğarak öldürür. Fakat asıl dikkat çekici nokta, arada bir kadının odasında uyuyan kediyi de öldürmesidir. Kadını tepkisizliğinden ötürü öldürmüştür ama kedi için hiçbir açıklaması yoktur.

Aynak: Kimlik bunalımı

Bu üç eseri ortaklaştıran nokta, eylemlerin nedensellikten uzak oluşudur. Mersault’nun mahkemedeki savunmasında, öldürdüğü Arap’ın elinde duran bir bıçaktan gözüne güneş ışığının yansıması sonucu bu cinayeti işlediğini öğreniriz. Elbette ‘sıradan’ insanlar ve hakimler buna inanmaz. Altında birçok sebep ararlar ama Mersault’nun bütün dikkati, salondaki vantilatörlerin rüzgarıyla bir sağa bir sola dönen hakim yakalıklarındadır. Zebercet de bir mahkemeye çıkar. Rasgele girdiği bir davanın duruşmasında hakimin sanığa ısrarla birini neden öldürdüğünü sorması üzerine onun bilinç akışında, her şeyin bir nedeni mi olmalı ki sorgusunu görürüz. Hatta bir gece rüyasında kendi mahkemesini görür. Avukatı cinayet savunması yapacakken hakim onu durdurur ve bu mahkemenin öldürülen temizlikçi için değil, kedi için kurulduğunu belirtir. Zebercet, bilinçdışında dahi kadını öldürmesine bir neden aramamıştır. Sait Faik ise, anlatıcına kırdırdığı aynayla ilgili benzer savunmalar geliştirir. İlk bakışta bunu, ufak bir çocuğun gözleri önünde annesiyle birlikte olmasına bağlayacağımızı düşünür ve buna karşı çıkar. Neticede ayna imgesi, çoğunlukla bir kimlik bunalımını beraberinde getirir. Anlatıcı bir hışımla denize koşmuş, bedenini ve ruhunu denizin suyunda arındırmak istemiştir. Bu gerçekleşmeyince de kendini gördüğü aynayı ortadan kaldırmaya karar vermiştir. Ama işte biz daha bu düşünceyi benimseyemeden, bizzat anlatıcının müdahalesi gelir:

“Bana sen aynada kendini apaçık bütün vuzuhiyle, çirkinliğiyle, pisliği adiliği ile görmüşsün. İşte onun için de... Şiddetle hayır, derim. Siz gülümser aynada bütün insanlığı, bütün çirkinliği ile kendi vasıtanla sezer gibi olduğun için, insanların bütün denaetlerini, sefaletlerini... Vallahi de hayır, billâhi de hayır!”

Buradan da anlıyoruz ki bu ayna, felsefi ya da psikolojik bir çerçeve içinden kırılmadı. Hiç ama hiçbir sebep yoktu ortada:

“O halde sen bayağı delirmişsin, diyeceksiniz. Neden böyle söylüyorsunuz canım? Bir plâjın pis aynasını hiçbir şey düşünmeden, şuursuzca eğilip yerden bir taş alarak, hatta o taşı denizin durgun yüzünde dört beş kere sekdirmek içinmiş gibi alarak, aynayı isteyerek bile değil kazara da denemez, şöylece kırıvermek... Neden olmasın?”

Tuhaf birileri

Zebercet de böyle demişti. Rasgele girdiği duruşmada hakim, katile nedenini sordukça katil susuyor, Zebercet konuşuyordu:

“Bilemiyorum nedensiz olamaz mı ağır bir söz söylemek vurmak ya da konuşmamak vurmamak birşeyler uydurmamı istiyor yaptığımı yasaların daracık bir bölümüne sığdırmak…”

Tabii Zebercet’in ‘talihsizliği’, kadınla beraber kediyi de öldürmüş olmasıydı. Rüyasında dahi sorulmayan zavallı kadın, onun zaten üzerinde hak sahibi olduğu zavallı biriydi. Ama kedinin gölgesinden kurtulamadı. Oteli kapattı, müşterileri geri çevirdi. Yarı açık bir bilinçle ortalarda dolandı durdu. En sonunda da bir akşam, yine hiçbir neden belirtmeden kendini astı.

Mersault, Zebercet ve Plajdaki Ayna’nın anlatıcısı, belli bir dönemi kasıp kavuran varoluşçu rüzgarın savurduğu yapraklardı. İnsanlığa, bazı eylemlerin neden ve sonuçlarını kestirmek şöyle dursun, bunlarla zerrece ilgilenmeyecek ‘tuhaf’ birilerinin olduğunu kanıtlamak istediler. Nedensellik ilkesini biz değil, bırakalım felsefe ve fizikçiler konuşsun dediler.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2023 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.