‘O güzel sohbetlerden çok şey öğrendim’
Dosya Haberleri —

KOBANE GUNU
- Rojava Devrimi ve Kobanê Direnişiyle yeni bir ‘devrim heyûlası’ dolaşmaya başladı dünyayı: Farklı kıtalardan insanlar, yüzlerini Kürdistan’a döndü. Nicesi devrimin topraklarında şehit düştü; dünyanın dört bir yanından yoldaşları ise devrime katılmaya, emek vermeye devam ediyor. Rojava, daha güzel bir dünya arayışına yanıt oluyor; umudun adına, sembolüne dönüşüyor.
DENİZ BABİR/BARIŞ BALSEÇER
STRASBOURG
Katalonyalı Nora Merino, Kürtlerin sevdiği en güzel halaylardan biri olan ‘Bablekan’ çaldığı zaman halayın başını çekiyor. Onu eylem alanında sürekli gülen yüzünden tanıyabilirsiniz. “Keşke ETA silah bırakmasaydı” diye başlıyor bazen söze ve Kürt Özgürlük Hareketini neden bir umut olarak gördüğünü anlatıyor.
Nora, dört yıl önce Bask Ülkesinin ulusal kurtuluş hareketi ETA’nın İspanya devleti ile yapılan anlaşma doğrultusunda silah bırakmasını doğru bulmadığını belirtiyor ve ekliyor: “Bu süreçte örgütün merkez komitesinin üyeleri, İspanya hapishanelerinde adeta çürümeye terk edildi. İspanya devleti, müzakere adı altında aslında yalnızca ETA’yı silahsızlandırdı. Yaptıkları anlaşmaya daha sonra sadık kalmadılar. ETA da bir stratejisi olmadığı için kapitalist devlet tarafından yutulabilir bir hale geldi.”
Kürt Özgürlük Hareketinin ETA’ya göre daha politik ve daha gerçekçi olduğunu, bu nedenle de aynı hataya düşmediğini ekleyen Nora, “Kürt Özgürlük Hareketi sisteme alternatif ve güçlü bir stratejisi olan devasa bir örgüt” diyor.
Bask Ülkesinde asimilasyon
Ulus devletin ne anlama geldiğini uzun süre gerçek anlamda kavrayamadığını da anlatan Nora, devam ediyor: “Ulus devlet tarihsel açıdan hangi köklere dayanıyor, nasıl doğru, bilemiyordum. İspanya devleti, hem Katalanları hem de Basklıları tanımak istemiyordu ve bir özel savaş yürütüyordu. Tabii ki ETA mücadelesine başladığında güçlü bir amaca sahipti. O zamanlar diktatör Franco iktidardaydı ve birçok Basklı yurttaş yalnızca Bask dilinde konuştukları için işkencelerden geçirildi ya da tutuklandı. Nenem mesela Bask Ülkesinden ama Bask dilini bilmiyor; doğal olarak ben de bilmiyorum. Kimliğin bu biçimde yitirilmesi, beni bir hayli etkiledi. İspanya devletinin uyguladığı bu politikalar yüzünden ben de uzun bir süre kendimi bulamadım. Uzun yıllar devam eden bir asimilasyon ve inkâr politikasının kurbanlarından biriydim.”
Kobanê milat oldu
Kürt Özgürlük Hareketiyle 2014-15 yıllarında, özellikle de Kobanê Direnişinin etkisiyle tanışan Nora, bu tanışmanın kendisinde “tarihsel akışını anlamak” anlamına geldiğini belirtiyor. “Bu tanışma ardından kendi tarihimi ve geçmişimi de daha iyi anlamaya başladım” diyen Nora, devam ediyor: “Bir dönem İspanya’da feminist ve anarşist hareketlere dahil oldum. Bu süreçte bende kısmi bir uyanış yaşanmış olmasa da berraklık ve hakikate ulaşmak konusunda bu yeterli değildi. Bu hareketlerin yöntemleri ve stratejileri de aslında sisteme benziyordu. Bu yüzden birçok tıkanma yaşandığını gördüm. Özellikle de kadın olarak bütünsel bir varoluşu ve irade gücünü sağlayacak bir şeylerin arayışındayım.”
‘İlk defa böyle bir şey gördüm’
Rojava’daki direniş ve üretilen teori ile “aradığını bulduğunu” ifade eden Nora, “Kadın savaşçılar bir hayli ilgimi çekmişti. İlk defa böyle bir şey görmüştüm” diyor ve ekliyor: “DAİŞ ve Erdoğan rejimine karşı amansız bir mücadele veriliyor. Kobanê Direnişi bütün dünyanın gündemindeydi ve herkes bunu konuşuyordu. Bu beni çok etkiledi. Ben anarşist bir aileden geliyorum, böyle yetiştim. Rojava’da bir komün inşa edilmişti ve bunun benim arayışıma cevap olacak yer olduğuna karar verdim; böylece de katılma kararı aldım. Önderlik diyor ya, ‘Sormak anlamanın yarısıdır, anlamak ise özgürlüktür.’ İşte benim de yaşamım boyunca ilke edindiğim budur.”
‘O güzel sohbetler…’
Katalan ve Bask Ülkesinden gençlerin Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın paradigmasında kendilerini bulabileceğini belirten Nora, bu görüşlerle kendisinin nasıl tanıştığını ve bunlardan nasıl etkilendiğini ise şöyle özetliyor: “Rojava’ya gittiğimde oradakilerin yaşamı ve benimle paylaşımları temelinde geliştirdikleri o güzel sohbetlerden çok şey öğrendim. Rêber Apo’nun paradigmasını tam anlamıyla anladım diyemem elbette fakat bunun için çabalıyorum. Bu konuda bir örnek olmak da istiyorum. Anarşist gruplarda yönetim çok farklı. Onlar kendilerini hiçbir yere dayandırmıyorlar ve bu sürekli bir muğlaklığı getiriyor. Önder Apo bir lider ama talimat vermiyor; o bir sistem inşa etti ve kendi kendinizi yönetin diyor. Anarşistlerin hiçbir yere varamadıkları nokta biraz da bu.”
Öcalan’ın liderliği
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın “bir deha” olduğunu ifade eden Nora, devam ediyor: “Liderlik çok farklı bir şey, herkes de bu düzeyde yapamaz. Önder Apo’nun fikirleri Kürdistan’la sınırlı kalmadı; öyle ki, sınırları aşarak bize kadar geldi. İşte liderlik budur. Keşke Rêber Apo gibi birisi, Katalan ve Bask halkına liderlik etseydi. Rêber Apo’nun paradigması o kadar geniş ki, her toplum ve kimlik kendini içinde bulabiliyor. Hazır, kurulu bir sistem vermiyor size. Bir fikir veriyor ve sen onun kılavuzluğunda adım adım örüyorsun. Proletarya diktatörlüğü gibi fikirler, bambaşkaydı mesela. Rêber Apo’nun paradigmasını bizler inşa edeceğiz. Burada üsttenci bir hiyerarşi yok, bu da gayet iyi.”
‘Bi hevre serhildan!’
Kürt Halk Önderinin özgürleşmesi için yapılan eylemleri, kendi özgürlüğü için de yapılan eylemler olarak kavradığını belirten Nora, gençler başta olmak üzere bütün enternasyonalistlere de bir çağrıda bulunuyor: “Heftenîn Direnişiyle beraber büyük bir direnişin startı verilmiş durumda. Bu çerçevede herkes moral ve coşkuyla her yerde ‘Bi hevre serhildan!’ eylemlerine katılmalı.”
‘Rojava’daki sevgiye hiçbir yerde tanık olmadım’
Nora, 2018 ve 2019 yıllarında Rojava’da kalmış ve burada özellikle Jineoloji çalışmalarında yer almış. O günleri ve kendisinde bıraktığı izleri şöyle anlatıyor:
“Orada yoldaşlık ve arkadaşlık ilişkisi oldukça farklı. Bu bile başlı başına yeni bir yaşam, yeni bir felsefe. Ben Avrupa’da o kadar yaşadım fakat böyle bir arkadaşlık ilişkisine, bu denli belirleyici ve etkileyici bir sevgiye tanık olmadım. Orada gördüğüm şey şuydu: Gerçekten de yaşadığını hissediyorsun, yaşamı seviyorsun. Evet, bazen arkadaşlar şehit de oluyordu. DAİŞ’e karşı amansız bir direniş veriliyordu. Tabii ki şehit düşenler olduğunda Dêrezor’da her hafta şehitliğe giderdik. Ben orada ölümü de gördüm, yaşamı da. Gördüklerimden şunu çıkardım: Ölüm ve yaşam, birbirine sıkı sıkıya bağlı. Orada şehadet var ama orada yaşam da var. Fakat yaşamın oradaki tadı başka; bunu anlatmanın imkânı yok, gidip yaşamak lazım. Kemal Pir hevalin bir sözü aklıma geliyor: Biz yaşamı uğruna ölecek kadar seviyoruz. Bu söz, Rojava’da anlamını gerçek anlamda buluyor.
‘Ben tarihimi bilmezdim’
Ben kendi tarihimi, mesela bir kadın olarak tarihimi bilmezdim; manipüle edilmiştim, bu tarih saklı tutulmuştu. Önder Apo’yla yoldaşlık, bu bilinci sağlıyor; bambaşka bir şey bu ama ağır bir şey de değil. Ben bunu Rojava’da gördüm ve yaşadım. Avrupa’da dayanışma çalışmalarında da hep, ‘Rojava Devrimi bir kadın devrimidir’ diyordum ama bunun daha çok bir propaganda olduğunu düşünüyordum. Gittiğimde gördüm ki bu salt bir propaganda cümlesi değil. Orada bir kadın devrimi yapılıyor, bunu gözlerimle gördüm. Dünyadaki bütün devrimlerde ‘Hele bir devrimi yapalım, kadın meselesine sonra bakarız’ demişler; sonrasında onlar da kadını sömürmeye devam etmişler. Rojava’da bu, böyle değil. Kadın savaşçılar, kendi savaşlarıyla sistemlerini inşa ediyor. Gerçek olan budur. İspanya’da dahi arkadaşlarımız Rêber Apo’nun paradigmasını benimsiyorlar ve inşa etmeye çalışıyorlar; gün geçtikçe onu kendi liderleri olarak görüyorlar.”
Yıllarca aradı, Rojava’da buldu
Camilo Torres, 24 yaşında bir Kolombiyalı genç. O da güler yüzü ve neşesiyle dikkat çekiyor; herkese de böylece enerji veriyor. Onu her görenin yüzünde bir gülümseme oluşuyor.
Kamilo, 14 yaşına kadar Kolombiya’da ailesiyle birlikte yaşadıktan sonra İspanya’ya yerleşmiş. Arayış içindeymiş ama kendini sürekli özgürlüğü soluyamadığı ortamalrda bulmuş. İki yıl öncesine kadar anarşist hareketlerde örgütlüymüş ama bu hareketlerde de aradığını bulamamış. İşte tam da bu noktada Kobanê Direnişiyle karşılaşmış. Uzaklarda bir yerlerde, o kurak topraklarda savaşan cesur kadınlar ve erkekler, gençler ve yaşlılar… Camilo meraka düşmüş ve “Ortadoğu’nun göbeğinde Kürtler bunu nasıl başarıyor” diye sormaya başlamış. Bu arayış, onu devrimin topraklarına değin sürüklemiş. Bir gün gelmiş, annesi ve babası bile ona “Kamilo, sen eski Kamilo değilsin” demiş; keza Rojava Devriminin dokunuşu, onu baştan aşağı değiştirmiş. Kendisinden dinleyelim:
‘Hayatım çok farklıydı’
“Kürtlerle tanışmadan önce hayatım çok farklıydı. Babamın ailesi sağ siyasetten geliyordu; mesela Trump gibilerine çok yakın duruyorlardı. Annem Meksikalı da olduğu için Latin Amerika’daki sosyalist hareketlere ilgiliydi ve beni daha iyi anlıyordu. Evrensel bir bakışa da sahipti ve beni hiç zorlamadı. Latin Amerika’daki paramiliter gruplar giderek daha tehlikeli olmaya başlayınca orada yaşama koşullarımız azaldı ve İspanya’ya taşındık. Ailemin genel tavrı, evrensel bir bakışa dayanıyordu ve ezilenlerin yanında durmak istiyorlardı. Bende de bu bakış açısı vardı ve İspanya’ya taşındıktan sonra bir süre anarşist gruplarla hareket ettim. Avrupa’daki birçok örgütle birlikte eylemlere katıldım ama arayışım hala devam ediyordu. 14 yaşımdan bu yana… Bu hareketlerin bir demokrasi anlayışı ve mücadele etme niyetleri vardı ama net bir stratejileri yoktu. Gerçeğe yakın durmuyorlardı ve ikna edemiyorlardı.
2016 yılından itibaren PKK’ye ve Rojava Devrimine dair araştırmalar yapmaya başladım. Hakikate yaklaştığımı hissediyordum. Kürtler Rojava’da yeni bir komün yaşamını hakim kılarak kapitalist sistemi adeta çöpe attılar. Burada ahlaki ve politik bir toplumun inşası söz konusu. Herkesin istediği o klasik ve ilkel devlet mantığının yerine alternatif ve yaşanabilir bir komün modeli inşa ediliyor; bunu ben orada gördüm. Bu bende umutlarımın devrimle bütünleşebileceğine dair inanç verdi. Kapitalist sistem dünya genelinde o kadar hızlı genişliyor ki, insanlarda direnme umudu tükeniyor. Rojava’daki devrim, kapitalist sisteme alternatif üretmeyi başardı. Bu, günümüzün mücadeleleri için bir ilktir.
‘Bu örgüt yalnız Kürtlerin değil’
Önder Apo, ‘Tek amacımız Kürtlerin özgürlüğü değil, bütün insanlık için mücadele ediyoruz’ diyor. O, sosyalizmi yeniden inşa etti ve bunu yeni bir paradigma ile çözümleyerek bütün dünyaya sundu. Bu paradigmanın merkezine ekolojiyi, kadını, toplumsal özgürlüğü koyarak dünya halklarına yeni bir fikir verdi. Onun fikirleriyle tanıştıktan sonra benim de düşünce dünyam genişledi ve daha evrensel düşünmeye başladım. En azından o eski klasik, dair dünya görüşümden kurtuldum, diyebilirim. Kürt Özgürlük Hareketini de Rojava Devrimi şahsında tanımış oldum. Bazıları PKK’ye dair “Bu örgüt Kürtlerin” yargısına varabiliyor; fakat öyle değil. Önder Apo, yüz yıldır birçok sosyalist örgütün yapamadığını başardı. Şu bir gerçek ki, Kürdistan’ın özgürlüğü, bizim ülkemizin de özgürlüğüdür. Bu muazzam paradigma sayesinde ben de ‘Bu devrim bizi de özgürleştirecek’ deme noktasına ulaştım. Ben Kürt değilim ama Kürdistan için mücadele ediyorum; bazı arkadaşlarımız hatta bu uğurda Kürdistan’da şehit düştü; çünkü biz Kürdistan’daki devrimi örnek alıyoruz.”
‘Beni değiştiren Öcalan’ın özgürlüğü için…’
Değişimin çok önemli olduğunu ve bu uğurda çaba sarf etmenin muhakkak sonuç getirdiğini belirten Camilo, “Bendeki değişimler ailemle olan ilişkilerime de yansıdı. Eskiden bana sürekli ‘Sen çok dogmatik yaklaşıyorsun’ derlerdi fakat şu anda bana ilişkin fikirleri çok değişti. Önder Apo’nun paradigması, bende büyük değişimler yarattı” diyor.
“Hayatımda bu kadar büyük değişimlere yol açan Önder Apo’nun 22 yıllık esaretinin son bulması ve özgürlüğü için mücadele ediyorum ve edeceğim” diyen Camilo, ekliyor: “Önder Apo, içinde bulunduğu o ağır tecrit koşullarına rağmen hepimizden daha çok sisteme karşı mücadele ediyor. Herkes kendine ‘Bu süreçte benim rolüm nedir’ diye sormak durumundadır. Öcalan’ın özgürlüğü demek, dünya halklarının özgürlüğü demektir. Mücadele edeceğiz ve direnişi ‘Bi Hevre Serhildan’ hamlesi kapsamında yaşamın her alanına yayacağız. Biliyorum ki bu zor bir mücadele; faşizm saldırabilir, tutuklayabilir ama bu hiçbir şeyi değiştirmeyecek, Önderliğin fikirlerini her yerde yaymaya devam edeceğiz.”
Camilo’nun Kürtçesi
Camilo, eylem alanında herkesle Kürtçe konuşuyor; Kürtçesinin düzeyi, alandaki birçok Kürt gencini geride bırakıyor. “Her dil bir insandır. Kürtlerle köprümü ben de Kürtçe öğrenerek kurdum” diyen Kamilo, devam ediyor: “Mücadele arkadaşlarıma daha yakın olabilmek istiyordum, bu nedenle biraz çaba sarf ettim. Bu, ütopyama ulaşma yolunda da bir adım oldu. Zaman içinde, arkadaşlarla konuşarak Kürtçe öğrendim. Bu söyleşiyi Kürtçe yapabilmemiz de bu sürecin sonucu. Her dil değerlidir ama Kürtçenin ayrıca çok çekici ve anlaşılır bir dil olduğunu düşünüyorum.”
Durruti’nin izinde: ‘Özgürlük Hareketine aşığım’
Lucia Garcia, kısa adıyla Lu, eyleme İspanya’nın Madrid kentinden katılıyor. Sosyalist bir anne ile muhafazakar bir babanın tek çocuğu. “Ailem neden bir devrimci hareket içinde yer aldığımı anlıyor” diyor.
Kürtler başta olmak üzere ezilenlerin yanında yer almasının ilk aşamada yalnızca empati üzerinden geliştiğini belirten Lu, “Çünkü özgürlüğümün toplumun özgürleşmesinden geçtiğini düşünüyorum. İnsan, dünyadan ve toplumlardan kopuk yaşayamaz. Mesele yalnız içinde yaşadığımız toplum da değil; keza toplumlar da birbirine bağlı. Bir toplumun ezilmesi, başka bir toplumu da etkiler. Dolayısıyla toplumlar özgürleşmeden birey de özgürleşemez. Ben de toplumun özgürlüğü için Kürtlerin mücadelesinin yanında yer alıyorum” diyor.
Avrupa gençliğinin artan toplumsal ve ekolojik sorunlara ilişkin bir “ufuk sorunu” olduğunun altını çizen Lu, devam ediyor: “Oysa bu gençliğin müthiş bir potansiyeli var. Temel sorun, bu enerjinin bir araya gelememesi, örgütlenememesi. Bu enerjiyi örgütleyebilirsek sonuç alabiliriz. Kapitalizm giderek daha da vahşileşiyor, buna karşı mücadele edilmeli ve bunun öncülüğünü de ancak gençler yapabilir.”
‘Öğrendikçe netleştim’
İspanya’nın mücadele tarihinde en çok Buenaventura Durruti’nin hikâyesinden etkilendiğini ve her ulus devlet gibi İspanya’nın da bu mücadele hikâyelerini unutturmak istediğini belirten Lu, “Resmi tarih halkların tarihini yazmıyor” diyor ve devam ediyor: “Her insan, kendi mücadele tarihini öğrenmeli ve devrime katılmalı. Kürt Özgürlük Hareketi de bu devrimci tarihin bir parçası. Rojava Devrimi üzerinden ben de bu hareketi tanıdım. İlk zamanlarda yeterince iyi tanımıyordum ve mücadeleden uzak duruyordum. Bunun bana göre olmadığını zannediyordum. Sonra Madrid’de Kürt devrimcilerle tanıştım. Öğrendikçe, Öcalan’ın paradigmasını tanıdıkça netleştim, gerçek olanın bu olduğunu anladım. Hala tam olarak nasıl yol alacağıma karar vermedim ama Kürt Özgürlük Hareketine ve Öcalan’ın ideolojisine aşığım.”







