Ondan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmadı

Dizi Haberleri —

6 Ekim 2020 Salı - 08:50

  • Türk polisinin katledip cansız bedenini panzer ardında sürüklediği Hacı Lokman Birlik’i, ağabeyi anlattı: “İçeriye girdim, teşhis ettim. Yaralarına dokundum. Eğildim alnından öptüm. Dışarı çıktığımda kalbim kafesinden fırlayacak gibiydi: Bütün Şırnak oraya akmıştı. Herkesin yüzünde acı ve öfke vardı.”

BARIŞ BALSEÇER

Mehmet Birlik, Şırnak’ta 3 Ekim 2015’te polis tarafından vurulan ve cansız bedeni zırhlı araç arkasında sürüklenen kardeşi Hacı Lokman Birlik’i, gazetemize anlattı:
“Hacı’yı anlatmaya nereden başlayayım, nasıl anlatayım diye saatlerce düşündüm. Hacı’yı anlatmaya çalışacağım bu bahçede onlarca ağaç var. Bunların çoğunu Hacı elleriyle dikti. Bakımlarını, ilaçlamasını kendisi yaptı. Bu bahçe tamamen Hacı’nın emeğiyle var oldu. 
Hacı bir bayram sabahı dünyaya geldi. Yanında kız kardeşim Fatma da vardı. Fatma ile ikizler. İsmi, dünyaya gelmeden 6 yıl önce hayata veda eden abime aitti. Ailem, acımıza merhem olsun, kaybımızın yerini doldursun, abim unutulmasın diye ismini ‘Lokman’ koydu. Bayram sabahı dünyaya geldiği için ‘Hacı’ da eklendi adına.

Büyüdü, kahramanımız oldu
1992 yılında da 2016’da olduğu gibi Şırnak’ta büyük bir savaş yaşandı. Evlerimiz yakılmış, Şırnak yerle bir edilmişti. Biz de Mersin’e göç etmek zorunda kaldık. Hacı o zamanlar 5-6 yaşındaydı. 
Mersin’de oturduğumuz sokakta bir şenlik düzenlenmişti. Polis saldırdı. Silahlar sıkılmış, insanlar dört bir yana dağılmıştı. Arkadaşlarıyla sokakta oynayan Hacı ise olduğu yerde kalakalmıştı. Alt katımızda oturan ailenin kızı Hacı’yı kucaklayıp evlerine taşımıştı. Biz büyükler, sıkılan silahın kaç canımızı aldığını biliyorduk ama Hacı çocuktu, onun için silah bir oyundu.
Herkes silah seslerinden korkmuştu elbette. Alt kata Hacı’yı almaya indim. Bana dönüp, ‘Abi bunlar neden korkuyorlar ki? Silah sesi çatapat gibi’ demişti. İçimden dedim ki: ‘Bu çocuk ya bu şehirde psikolojik sorunlar yaşayacak ya da büyük bir kahraman olacak!’ O şehirde kalmadık. Hacı büyüdü, yaşamımızın kahramanı oldu.
Hacı, müthiş güzel bir insandı. Hassas, empati sahibiydi. Çocukların ağlamasına asla dayanamazdı. Hele ki yaşlıların hüznüne... Çok duygusaldı. İnsanı çok güzel severdi.  Heyecanını, mutluluğunu paylaşmayı severdi. Mesela bir şarkıyı sevdiğinde günlerce, defalarca dinler, herkese dinletirdi. Duygusal dünyası çok genişti, derindi.

Oynadığı kısa filmler onu anlatırdı
Müthiş paylaşımcı bir insandı. Anne karnını bile kardeşiyle paylaştı. Hiçbir zaman kendisine ait bir şeyleri olmadı. Özel mülkiyeti silmişti yaşamından. Ne zaman ihtiyacı olan birisini görse üzerindeki kıyafetleri bile çıkarıp verirdi. Kıyafetlerimizi götürüp ihtiyacı olanlara verdiğini biliyoruz. 
Yaşamı boyunca onu seven dostları, arkadaşları vardı. Asla yalnız kalmadı dolayısıyla. Oynadığı birkaç kısa film var. O filmlerde yönetmen arkadaşı sanki onun kişiliğine uygun senaryolar yazmış ve onun kendisini oynamasını sağlamıştı. Üzerindeki kıyafeti paylaşırdı, tıpkı Bark filmindeki gibi. O filmde de yaşlı teyzenin kapısına odunları bırakıp gidiyordu. Gösterişi asla sevmezdi. Mütevaziydi. 
Hacı her zaman bir gerilla gibi yaşadı. Gerillanın giydiği kıyafetlerin kumaşından bir yeleği vardı, üstünden hiç çıkarmazdı. 
Haksızlığa tahammülü yoktu. Kesinlikle sessiz kalamıyordu. Ne olursa olsun, kimden gelirse gelsin, hiçbir zaman haksızlığı kabul etmedi. Bu yüzden sürekli bir mücadele içerisindeydi. Sürekli bir şeyi değiştirmek, dönüştürmek gayreti ve mücadelesi içindeydi. 
Çok güçlü bir iradesi vardı. Girdiği ortamda asık suratla oturanı göremezdiniz, o kadar esprili ve neşeliydi. Güçlü bir mizah yeteneği vardı, o yüzden de çok sevilirdi. Onunla beş dakika zaman geçiren, iletişimini koparmazdı. 
Çok yönlü bir insandı. Yaratıcıydı, çözüm üreten birisiydi. Kafasında bir şeyi netleştirmişse sonuca ulaştırırdı. Zorlukları aşmayı bilirdi. İnandığını gerçekleştirme iradesi çok güçlüydü. Kendimi kötü hissettiğim zamanlarda koştuğum tek kapıydı. En küçüğümüzdü ama o bana nasihat verirdi. Sakince dinler, değerlendirir, ölçer ve sonuca ulaştırırdı.
Gevezeliği sevmez, çok fazla teori konuşmazdı. Onun için esas olan eylemdi. Hayatı boyunca yalnız kalmadı ama o malum gecede yalnızdı. Bana göre ne olacağını biliyordu. O yüzden kimseye izin vermemişti. Vurulduğu yere yalnız gitmişti. 

İki kardeş aynı koğuşta
Hareketle erken yaşlarda tanıştı. 2010 yılında tutuklandı. Yine zorlandığım, çıkış bulamadığım zamanlarda görüşüne giderdim, bana umut olur, yol gösterirdi. 2011 yılında ben de tutuklandım. Aynı cezaevi ve aynı koğuşta 7 ay birlikte kaldık. Sonra Lokman’ı Tekirdağ Cezaevi’ne sürgün ettiler. Tahliye olduktan sonra gençlik çalışmalarına katıldı. İsmi Siyabend’di artık. 
Siyabend ismini tesadüfen seçmedi. Onun sevdası, aşkı Xecê değil, özgür yaşamdı. Yani özgür yaşam olmadan hiçbir şeyin doğru, güzel ve anlamlı yaşanmayacağını biliyordu. O yüzden adı Siyabend Zana’ydı.
Şengal Katliamı’nın hemen sonrası Şırnak’a yerleşen Êzîdîlere yardıma koşan ilk kişilerden biriydi. Günlerce kamptan eve gelmedi. Sadece duş almak için gelir, hemen giderdi. Kilometrelerce yolu yayan yürüyerek gelen halkının ayaklarını tedavi ederdi. Halkının çektiği çileyi, yollarda yaşadıklarını, aşınmış yollarda parçalanan ayaklarını gelip gözyaşları içinde bize anlatırdı. O zamanlar öfke yüklüydü. Halkına yapılanı asla kabullenemiyordu. Sonra Êzîdî Kampı’nın sorumluluğunu aldı. Kamptaki çocuklar ve kadınlar onu çok severdi. Şehit düşünce DAİŞ katliamından kaçan binlerce Êzîdî halkımızdan taziye mesajı aldık. 

Bilinçli katledildi
Lokman, yaşanan bu kadar acı karşısında yetersiz kaldığını düşünüyordu, kendisini sorumlu tutuyordu. Bir gün eve geldi. Gözlerine baktım, ‘Gidiyor musun?’ dedim, ‘Gidiyorum, daha fazla durmanın anlamı yok, dayanamıyorum’ dedi. Cebinden 35 TL ile bir paket sigara çıkardı. Paketten bir sigara çıkarıp yaktı. Kalan sigara paketini parayla birlikte bana uzattı. Vedalaştık ve gitti. 
Şehit olmadan bir gün evvel Silopi’deydim. Duydum ki Şırnak’a gelmiş. Gidip göreyim dedim heyecanla. Şırnak’a döndüm hemen. Gece saat bir sularında Dicle Mahallesi’ne bir saldırı gerçekleşmişti. Yengesi mahalleye gitmişti. Mahallede eşim Siyabend’in şehit düştüğünü öğrenmişti. Yengesi onu, o yengesini çok severdi. Yengesi hemen olay yerine gitmek istiyor ama engelleniyor. Eşim gidinceye kadar panzerin arkasına bağlayıp karakola sürükleniyor Siyabend’i. 
Sonra eşim beni aradı. Söyleyebildiği tek şey ‘Siyabend’ oldu. Telefon kapandı. Ne olduğunu anlamıştım. Üstümü giyinip dışarı çıktım. Hastaneye gitmek istedim ama bırakmadılar. Hastane ablukaya alınmıştı. Doğduğunda ‘İkiz kardeşim oldu’ diye müjdeli haberi babama ben vermiştim. Şehadetini, bu acı haberi de ben babama ve anneme vermek zorunda kaldım.  
Zaten o gece vurulduğu gibi videosunu ve ismini o zaman HDP Şırnak Milletvekili olan eşim Leyla Birlik’e göndermişlerdi. Kim olduğunu biliyorlardı. Her şey planlanmıştı. Zaten görüntülerin hemen sosyal medyada paylaşılması, kim olduğunun hemen tespit edilmesi, yapılanların planlı olduğunun göstergesiydi. Bilinçli ve önceden planlanmış bir vahşetti.  
Sabaha kadar hastaneye girmemize izin vermediler. Sonra teşhis için biz hastaneye gittik. İçeriye girdim, teşhis ettim. Yaralarına dokundum, eğildim alnından öptüm. Dışarı çıktığımda kalbim kafesinden fırlayacak gibiydi: Bütün Şırnak oraya akmıştı. Herkesin yüzünde acı ve öfke vardı. Kalabalığa döndüm ‘Ağlayan olursa şehidin ardından gelmesin’ dedim. Çünkü o, Kürt tarihinin direniş sayfasına kaydolan binlerden birisiydi. O gece ortaya koyduğu iradeyi ve direnişi duymuştum, o yüzden asla ağlanmayacaktı. 
Elbette büyük bir acıydı. Sadece Siyabend değil, Zeryan, Mordem, Nurhak, Rûken, Mervan Amed de öyleydi. Yani hepsi bu halkın en güzel çocuklarıydılar. Hepsini birebir tanıyordum. Çoğuyla aynı hücrelerde hapis kaldık. Siyabend de onlardan biriydi. Ondan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmadı. 
Onlarca arkadaşıyla şehit düştüğü bu kenti devlet alt üst etti, tamamen yok etti. Onların gezdiği sokakları, oturdukları köşe başlarını, dokundukları her şeyi yakıp yıktılar. Bir kenti baştan sona yerle bir edip yerine ucube binalar yerleştirdiler. Bu basite alınamaz. Kentten onlara dair olan her şeyi silmeyi amaçladılar. Onlar iz bırakacak bir mücadeleye giriştiler çünkü. Dokundukları her şeyi güzelleştirenlere dair her şeyi sildi devlet. 

Unutturamazlar
Devlet onlara çok öfkeliydi. O yüzden bedenlerini parçaladılar, o yüzden bodrumlarda yaktılar, o yüzden bu kentte onlara dair hiçbir iz bırakmadılar ama dokundukları her şeyi güzelleştiren, yeşertendi onlar. Siyabend de onlardan biriydi. Şimdi kentte doğan birçok çocuğun ismi Siyabend’dir. Tanıyan, tanımayan binlerce insanın evinde onun fotoğrafları var. Unutturacaklarını sandılar ama yanıldılar. Unutturamazlar da. Çünkü ne Siyabend ne de diğer arkadaşlarının kendilerine ait bir şeyleri vardı. Neleri varsa halklarına aitti. Öyle olmasalardı halkın hafızasına kazınamazlardı, tarihe adları geçemezdi. 
O gün büyük bir acı vardı, çünkü büyük bir kayıptı giden ama diğer taraftan gururluyduk. Görkemli bir sahipleniş, uğurlama vardı. O kadar güzel bir insandı ki bir toplumun yüreğinde yer buldu. Öyle güzeldi ki direnişi, bir toplum yüreğine gömüp yeşertti.
Onlar, inandıkları değerler uğruna savaştılar, şehit düştüler. Bizim için bu, en önemli tesellidir. İnandıkları değerler uğruna mücadele yürütüp, inandığı değerlere değerler katıp, inandıkları yolda şehit düşmek… Bundan daha kutsal ne olabilir ki! Bıraktıkları bir tarihtir, bıraktıkları bir mirastır.

Failler ödüllendirildi, aile cezalandırıldı

Cenazeye katıldığımız için sonrasında bana, babama, kardeşime ve birçok insana dava açıldı. O vahşeti yapan polislerin yargılanmasını talep ettik, suç duyurusunda bulunduk, onlar da bizi cezalandırmak istedi. Elbette bu önemli değildi. Sahiplenilmesinden dolayı devlet çok öfkeliydi. Bu öfkeyi aileden çıkarmak istediler. Mahkeme babama beraat verdiği halde istinaf mahkemesinde bu karar bozuldu. Duruşmanın tekrar görülmesi ve ceza verilmesi için dosya yerel mahkemeye tekrar gönderildi. O süreç devam ediyor. Biz de olaydan sorumlu olanlara ilişkin suç duyurusunda bulunduk. Bugüne kadar herhangi bir gelişme olmadı. Elbette bu sistemden adalet beklemiyoruz ama Siyabend’in hatırasına sahip çıkmak için gereken bütün yollara başvuracağız. En son geçen ay babam suç duyurusuyla ilgili tekrar ifadeye çağrıldı. O telsiz görüşmelerinde isimleri geçen kişilere dair dönemin Başbakanı Davutoğlu, ‘Bu kişilere gerekli cezalar verilecek’ demişti ancak o kişiler ceza yerine ödüllendirildi. Hala görevde olduklarını biliyoruz ama peşlerini bırakmayacağız. Davayı sonuna kadar sürdüreceğiz.”



Dilê min, roniya çavê min*

LEYLA BİRLİK

Siyabend’i anlatır mısın dediler… Nereden başlasam bilemedim. Hani bir bayram sabahı ikizi Fatma ile birlikte yüreğindeki büyük sevdayla doğan Lokman’ı. Ana rahmine düşerken bile yalnız olmayan, doğarken önceliği kardeşine veren Hacı Lokman. Lokman işte.
Hani şu en onulmaz dertlere çare bulan, yaralara merhem, hastalara şifa bulan Lokman. Kısacık ömrü boyunca haksızlığa asla tahammül etmeyen en çok da çocukların ve yaşlıların ağlamasına dayanamayan daha güzel, adil, özgür ve yaşanılır olsun diye mücadele eden ve bu uğurda sürgünler, zindanlar yaşayan Hacı Lokman Birlik. Büyüdükçe bedeni yüreğine dar gelen, sokaklara caddelere ve şehirlere sığmayıp bütün umudu ve inancını kuşanarak özgürlüğün yoluna düşen Siyabend’i.
Kürdistan’da tarih boyunca yaşanan acıları, özlemleri, umutları, sevdaları yüreğinin en derininde hissedip kuşanan özgürlük yolunun yolcuları nasıl anlatılır ki..
Şimdi Zeryan’ın o gözleri kamaştıran saçlarının her telini sözcüklerime sığdırabilecek miyim?
Mordem’in bitip tükenmeyen umudunu yüreğinize serpebilecek miyim?
İlk gülüşleri gelir aklına insanın, sonra yüzleri, hiç bitmeyeceğine inandığın umut ve inançla hep orada tam karşında durup sana bakacağını sandığın gözleri. Nasıl anlatılır ki hakikat yolunun ateşinde halaya durup hakikatin ta kendisi olanların o güzelliği.
Değdiği her yere herkese her şeye yeni anlamlar katan, sevdalarını helal kılmak için özgür ülke uğruna Siyabend olan, Dewreş olan Zeryan, Ruken, Fatma, Sêve olan nasıl anlatılır ki. Mesela nasıl anlatılır Çiyager’in dudaklarında yeniden anlam ve hayat bulan bir şiirin dizesi. Yırtılan, parçalanan bir şeyler olmalı mutlaka. Hiç durmadan yırtılan parçalanan bir şey!
Hayatı boyunca hiç yalnız olmadı. Dedim ya ana rahminde bile tek başına değildi o yüzdendir onu anlatmak için dağı, çocukları, gözleri uzaklara dalıp dalıp bir dengbêjin nefesinde soluklanan anneleri anlatmak gerek. Birbirlerinin düşleri ardında kendilerinden öncekilerin ayak izlerinde yürüyenler nasıl anlatılır. Bir olmuş, dağ olmuş, çocuk gülüşlerinde kahkaha velhasılı ülke olmuş olanlar nasıl anlatılır ki tek başına.
Ya da hangi andan başlanır anlatmaya. İlk karşılaştığında, kocaman yüreğini taşımakta zorlanan onbir yaşındaki çocuğun, en yalnız anında eline tutuşturduğu kibrit kutusunun içine yazdığı küçük bir cümle her şeyi nasıl değiştirdiği nasıl anlatılır ki..
Hep vedalaşırken sarıldık. Ve son görüşmemizde Cudileşen bedeninde yüreği daha da kabarmıştı. Bu sefer sarılmak ona düşmüştü, bu gidiş diğer gidişlerine benzemiyordu bu yüzdendir bedenim karşısında un ufaktı.
Bütün hayatlara iz bırakacak o gülüşünle avucuma bir not bıraktı. Avuçları artık benim ellerimi avuçlayacak kadar büyüktü. Zaman yanıyordu, kavalın sesi dağılıyordu zamanın yangınından vadiye…
Şakiro’nun sesi yankılanıyordu vadide.

Lo bira tu gula şêxan î bira
biçûkê biran î bira
xuliyê di şewqan î bira
welatê xerîbiyê derdê pûç î bêderman î bira
heya dinya xweş ava be keder û meraqa me hemiyan î bira
welatê xerîb û xerîbistanê tu ser bike çima derdê puç î bêderman î lo lo..

Sonra bir sigara yaktın alevi avuçlarının içinde koyuldun yola yetişmek için yoldaşına.
Asla yalnız degildi ki o yüzdendir yalnız anlatılmıyor Siyabend.
Bir tek o gece evet sadece o gece yalnızmış. Hani yalnız derken yanlış anlaşılmasın. Tek başına bir ordu gibiymiş yürürken düşmanın üstüne. 28 kurşun saydım bedeninde. Gülüyordu.

* Yüreğim, gözümün nuru


Dosya AYM’de

Hacı Lokman Birlik soruşturması geçen 5 yılda 6 savcı değiştirdi. Herhangi bir ilerleme sağlanamayan dosya Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) taşındı.
Birlik ailesi avukatlarından Ramazan Demir, ısrarlı taleplerine rağmen Birlik’in ölümünden sorumlu faillerin tespitine dair savcılığın herhangi bir inceleme ve araştırma yapmadığını söyledi. Özellikle Hacı Lokman Birlik'in ölümüne ilişkin orantılı güç kullanılıp kullanılmadığı ve Birlik'in sağ yakalandıktan sonra öldürüldüğüne dair iddia ve taleplerin ciddi ve etkin bir şekilde soruşturulmadığını, karşılıksız kaldığını vurguladı. Avukat Demir, “Birlik'in öldürücü şekilde ateş altına alınmasına ilişkin soruşturma başlatılmadığı için olay yeri incelemesi yapılmamış, olay yerindeki deliller toplanmamış, görgü tanıklarının ifadeleri alınmamış, kullanılan silahlar araştırılmamış, olayın cereyan etme şekli ile ilgili güvenlik güçlerinin ifadesine de başvurulmamıştır” dedi.

6 savcı da aynı yolda
Soruşturmadaki eksikliklerin, soruşturma boyunca polisler tarafından sağlanan bilgiyi olduğu gibi kabul eden ve kendilerine gönderilen araştırma tutanaklarının ötesini görmeye çalışmayan savcıların tutumunu yansıttığını belirten Demir, soruşturmanın başından itibaren dosyaya bakan 6 savcının da bu şekilde davrandığını vurguladı. Avukat Ramazan Demir, “Altı savcı da olayın aynı zamanda failleri olan kolluk görevlilerinin ifade ettiklerinin ötesini görmeye çalışmamışlardır” dedi.
Avukat Demir, "Savcılığın şuan için tam olarak hangi konuda soruşturma yürüttüğü dosyadan anlaşılamamaktadır” diye ekledi.

Polisler görevde!
Dosyanın AYM’ye taşındığını ifade eden Demir, "Birlik’in ölüm şekli ve sonrasında bedenine yapılanlarla ilgili aradan geçen süreye rağmen savcılık tarafından herhangi bir işlem yapılmamasından bahisle savcılık soruşturmasının makul bir başarı şansı tanımadığı iddiası ile Birlik ailesi adına Mart 2020 tarihinde Anayasa Mahkemesine başvuru yapılmıştır” dedi.
Birlik ailesi avukatları, suç duyurusunun yanı sıra bazı görüntülere ulaşarak soruşturma dosyasına sunduğunu belirten Avukat Demir, Hacı Lokman Birlik’in cansız bedeni önünde toplu fotoğraf çeken 30 polisin ise görevlerine devam ettiği sözlerine ekledi.
Otopsi raporunda, Birlik’in vücuduna 28 merminin isabet ettiği, bu mermilerden 17 tanesinin ise öldürücü nitelikte olduğu yer aldığı tespit edilmişti.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.