‘Özgürlük mutlaklaştırılmalı’ demişti Sara...

Forum Haberleri —

7 Ekim 2022 Cuma - 07:30

.

.

  • Görünenin arkasında büyük bir emek vardır. Silahı tutan elin arkasında ideoloji ve inanç vardır. Öyle kolay değil kendini paramparça etmek öyle herkesin harcı değildir. 

EYLEM YALÇIN
 
Amacına göre yaşayan fedai. Yaşamın en temel gerekliliği; soluk alışverişi, uyuması, kalkması bile bir fedailik duruşuydu Sara'nın. Bir şahin gibiydi Sara. Göklerde kanatlanır, göklerde seyir eder şahin. Ve inecekse eğer yeryüzüne şahin, o da hedefine kilitlenip öyle iner yer yüzüne. Sara'da yüksek dağ doruklarında yaşadı. Hep yeryüzünün gökyüzüne en yakın olan yerlerinde yani doruklarda seyir etti. İnecekse bir gün dağ doruklarından O'da hedefine ulaşmak için yani, şahin gibi hedefine ulaşmak için inerdi. Dağ doruklarında yaşadı ve doruklarda yaşamın tadını almak bile ona eksik gelirdi. Çünkü Sara daha çocuk yaşta kendi dağından ayrı düşmüştü. Bunun için Sara yoldaş şöyle der bir konuşmasında; 'Özgürlük mutlaklaştırılmalı biraz da'...


 
Çöl Çiçeği...
Çöl çiçeği diyorum O'na çünkü o küçük yaşta kendi toprağında, Kürdistan'da göç yollarının göçmeni oldu. O Şırnak'ın Qileban'ın cennetinden doğup çölde yaşamak zorunda kaldı ve bu ayrılığı bir muska gibi boynunda taşıdı hep. Türkiye metropolleri ve her şeyiyle ona yabancı olan, ondan olmayan metropol yaşamı... Göç yollarına düşüp büyük şehir merkezlerin yolunu tutan Sara ve ailesi metropol yaşamını gördüklerinde cennet ve cehennem ayrımına ilk göç yollarında vardılar. Üzerinde yaşadığın toprak parçası senin cennetindir diye fısıldamıştılar Sara'nın kulağına. Sara cennetinin ne olduğunu biliyordu artık. Kendi özüne ait olan herşey O'nun cennetiydi. Sara o günleri şöyle anlatırdı; kamptan sonra İstanbula gittik. Her şey üstüme üstüme geliyordu. Basit yaşamlar, maddi dünyaya tenezzül eden insanlar... Klasik-geleneksel davranışlar.... küçük dünyalar.... Her şey midemi bulandırıyordu. Kendimi yalnız hissediyordum. Benim yerimin bu olmadığını biliyordum ve burada bir yaşam sürdürmeyeceğimi biliyordum. Botan'nın güneşinde sabahın akşama-evrildiği tüm zamanları dağ yollarında-patikalarında özgürce yaşayan ve arkadaşları ile kendi dilinde oyunlar oynayan Sara artık bir labirente gibiydi. Metropol yaşamı onun için bir labirenti. Sistem yaşamının bir alanına girdin mi artık çıkış sadece o labirenti var edenin ellerindeydi. Sara o labirentlere adım atmadı. O kadar sakındı ki bu yaşamdan sadece duygularına ve düşünce dünyasına kapanmadı. Kendi bedenini ve saçlarını bile sakındı bu yaşamdan ve örtündü her şeyden.


 
Sen anlatılmalı ve bilinmelisin...
Yanlış hatırlamıyorsam ailede kendini kapatan sadece O olur. Herkes kapanmasına şaşırır. Herkes renkten renge girip, kendine düzenin hangi rengini vereceğini düşünürken, Sara yoldaş her şeye tepki olarak kendini kapatır. Bu kapatma dini inançtan değildir. Sistemin kadına dayattığı her şeye bir tepkiydi. Anlatımlarına şöyle devam ederdi: 'Kendimi kapattım ve uğraşacak bir iş buldum. İşten eve, evden işe gidiyordum. Kafamı kaldırıp hiç bir şeye bakmadım ve şehirlerin hiçbir şeyi bana asla çekici gelmedi. Tam tersine var olan her şey bana yapmacık ve iki yüzlüce geliyordu. Orada nefes almakta bile zorlanıyordum.  
 
Düşmanın nefesini kesen nefesi anlatmak zor...
Seninle aynı havayı soluduk, seninle aynı ekmeği paylaştık, seninle aynı patikada yürüdük, senin zamanında yaşadık. Seninle aynı mangada aynı sofrada ve aynı yolun yolcusu olduğumuz için, seninle geçirdiğimiz her saniye için şanslıyız. Şimdide bunları anlatma sorumluluğu ve görevi var bizim için. Bu konuda da çok şanslıyız. Anlatma sorumluluğu ağırdır. Hele sizin gibi fedaileri anlatmak. Düşmanın nefesini kesen nefesi anlatmak zor. Siz kendinizi eyleminizle anlattınız. Korkusuz net ve keskin vuruşunuz sizi anlayanlara kendini anlattı aslında. Sizden daha güzel kim anlatabilirki sizi. 
Sara'nın yaşamı kendi eylemine gebe oldu. Kendi eylemini yaşamı ile, her soluk alış verişi ile ilmek ilmek yarattı eylemini. Yaşam rehberimiz, Önderliğimiz şöyle der: 'Yaşamda kaybediyorsunuz.' 
Sara Önderliğimizi en iyi anlayan oldu. Yaşamda kazanmanın tüm yollarını anladı ve yürüdü. Sara demek terbiye demekti. Kendini her açıdan terbiye eden, büyük bir nefs savaşı içinde olan bir fedai yoldaş oldu. Sadece bedeninin kendini var edebileceği kadar ihtiyacını karşılar, keyfi için maddi dünya ya asla tenezzül etmedi etmezdi. Yaşamına her ilmeği böyle örerek yaşamda kazandı Sara yoldaş. Yaşamda kazanarak eyleminde başarı elde etti. 
 
Sara'nın yaşamı bir meyve ağacı...
Bir fedai, yaşamıyla fedaidir derken özünde bu kast edilir. Yılların birikimi ve emeğidir dakikalardan belkide saniyelerden oluşan fedai eylemler. Derin bir iç yoğunlaşma ve kendini yaratmadır fedailik. Görünenin arkasında büyük bir emek vardır. Silahı tutan elin arkasında ideoloji ve inanç vardır. Öyle kolay değil kendini paramparça etmek öyle herkesin harcı değildir. Fedailik bana hep meyve ağaçlarını hatırlatır. Meyve doğanın kendi güzelliğini emeğini ve kendinden insanlara-canlılara vermesidir. Meyve büyüdükçe meyve ağacı kendinden verdiği için beden olarak küçülür. Fedailer de eylemiyle bir yudum güneş, temiz bir nefes ve özgürlük olarak kendini insanlara, toplumlarına verirler.