Pandemiden sonra

Nevra AKDEMİR yazdı —

20 Kasım 2020 Cuma - 23:00

  • Evden çalışma ile pandemi koşullarında iyice çalışma kampına dönüşmüş işyeri çalışması bir bütünün ayrılmaz parçası. Bu açıdan beraber örgütlenmesi, emek gücünün cinsiyet, ırk ve benzeri pozisyonlarını dikkate alan taleplerle örgütlenmesi bu yüzden çok acil, yoksa geleceğimiz olarak öne çıkan korkunç düzeni bu günden kendi elimizde inşa ediyoruz demektir.

ABD’de yapılan bir araştırmada, pandeminin yarattığı endişenin yaş, ırk, sınıfsal durum ve cinsiyetin yanı sıra nerede yaşadığına göre farklılaştığı tespit edilmiş. Araştırmaya göre kadınlar, erkeklere göre daha farklı deneyimliyor ve pandemi kadınları daha çok endişelendiriyor. Zira ev işlerinin üstlerinde doğalmışçasına yapıştığı görevlerden dolayı, kadınlar için gelir getirici iş yapmak için zaman ayırmak, çocuklar ve ev işleri ile beraber uykudan çalınan zamanlara tekabül edebiliyor. 34 yaşın altındakiler için pandemi işlerini kaybetmek ve gelirlerinde düşme ile deneyimini beraberinde getirdiği, ancak bununla birlikte henüz kendilerini koruyacak bir birikim yaratamadıkları için kendilerinden ileri yaştakilere göre zor bir deneyim olarak tariflenmiş. Zira aynı araştırmada kaygı seviyesinin 40 kat, depresyon semptomlarının 20 kat daha fazla yaşandığı da aktarılmış.

ABD’de siyah ve daha fazla oranda Latin kökenliler için de beyazlara kıyasla oldukça yüksek oranda endişe kaynağı olduğu açığa çıkmış. 18 yaş altı çocukları olanlar için pandemi sürecinin tam bir kabus olduğunu bilmek için bu istatistiğe ihtiyacımız yoktu; ancak istatistikte bakım emeği yükünün 18 yaş altı çocuklara sahip ebeveynler için görünen çok yüksek bir oranda kaygı yarattığı. İlginç bir veri olarak kentlerin dışında ve köylerde yaşayanlar için ise olanakları daha da artıran bir süreç olarak görünüyor pandemi.

Teknolojik olanakların daha fazla hayatımıza girmesinin avantajlı bir durum olduğunu iddia eden tek araştırma bu değil. Evden başat çalışmanın zorlukları olarak isimlendirilen anket oldukça ilginç bilgiler veriyor bu anlamda. Evden çalışanlar en büyük sıkıntılarının video konferans şeklinde yapılan toplantılar olduğunu söylemiş ve ankete katılanların yüzde 62’si özellikle herşeyi kesintiye uğratmasından şikayetçi. Ortalama olarak uzaktan çalışma aylık 26 saat ekstra iş anlamına geliyor çalışanlar için. Ancak yine ABD’de yapılan ankete göre uzaktan çalışanların büyük çoğunluğu pandemi sonrasında da uzaktan çalışmak isteyeceklerini söylemişler. Zira toplantıların daha verimli olması, minimum 40 dakika olan yol sıkıntısını çekmediklerini ve böyle çalışmanın aylık 500 dolar tasarruf olmasını gerekçe göstermişler.

Ancak bir başka anket, bu gerekçelerin biraz altını kazımaya çalışıyor ve uzaktan çalışmanın mücadele etmek zorunda kaldığı sorunlara değiniyor. Araştırmada en büyük sorunun özellikle kadınları daha fazla etkileyen, özel hayat ve iş hayatı arasındaki sınırların belirsizleşmesi olduğu iddia edilmiş. Motivasyon zorluğu, yalnız hissetme, iletişim kuramama ve yardımlaşamama, kötü ve pahalı internet ve dinlenme zamanı/mekanı yaratamama gibi zorluklar en fazla aktarılanlar arasında. İnsanların oturma odasını ofise çevirmeleri, evin büyüsünü bozmuş görünüyor. Ev eşyalarının minimum 8 saat oturarak çalıştığımız iş ergonomisine uygun olmadığı da malumun ilanı elbette. Bu koşullarda meslek hastalığı ve iş kazası geçirildiğinde sürecin nasıl işleyeceği oldukça karmaşık. Ayrıca işin daha da yoğunlaşıp daha uzun saatler çalışılmasına rağmen evden çalışanlara parça başı ücret ve sosyal hakların gasp edildiği bir ödenek teklif edilmesi işverenlerin konuya bakışını özetleyecektir.

Yeniden araştırmaya geri dönecek olursak, işverenlerin sadece yüzde 15’inin evdeki internet maliyetini karşılamayı kabul ettiği, iş planlamasında olduğu halde telefon maliyetlerinin karşılandığı durumun ise ancak yüzde 21’e tekabül ettiği ortaya dökülmüş. Evden çalışma üzerine yeterince düzenleme olmadığı için sermayedarlar için devletin meydan verdiği bir gül bahçesi oluşmuş bile.
Söz konusu sürecin nasıl işlediğine dair anahtar kavram ise dijital dönüşüm olsa gerek. Bu yeni bir pazar, dünya için ve büyüme potansiyeli, esnek çalışma adı ile ortaya konulan ancak gerçekte 7/24 çalışması beklenen eğreti bir çalışma formu olan yaratıcı emek gücüne dayalı. Bu, operatörlerden alandaki işçilere, mühendislerden yöneticisine kadar sanal arenada birbiriyle bağlantılı emek süreciyle (connected workers) yürütülen endüstri yüzde 30 daha hızlı ve yüzde 96 hatasız üretime tekabül ettiği bir dönüşüm anlamına gelmiş. Hangi sektörler dersek, evdeki çalışmayı fabrikalara ve hatta tarlalardaki mevsimlik tarım işçilerine bağlayan koskoca bir dünyanın kapılarını aralıyoruz. Petrol ve gaz’dan oluşan enerji sektörü, kimya ve inşaat sektörü 2039 için bu emek sürecinin içinden kendini üretecek ana üç sektör olarak ortaya konmuş bile. Ardından ise maden, metal, havayolu, endüstriyel ekipman üretim, limanlar, ulaşım araçları üretimi, telekomünikasyon dizilmiş görünüyor.

Evden çalışma ile pandemi koşullarında iyice çalışma kampına dönüşmüş işyeri çalışması bir bütünün ayrılmaz parçası. Bu açıdan beraber örgütlenmesi, emek gücünün cinsiyet, ırk ve benzeri pozisyonlarını dikkate alan taleplerle örgütlenmesi bu yüzden çok acil, yoksa geleceğimiz olarak öne çıkan korkunç düzeni bu günden kendi elimizde inşa ediyoruz demektir.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.