Rêber Apo'nun çabaları belirleyici oldu

Abdullah Öcalan

Abdullah Öcalan

  • Suriye’de varılan anlaşma, tarafların tam olarak memnuniyetini sağlamasa da büyük bir savaşı önlediği için genel olarak olumlu karşılandı. Elbette herkes bu çözümün nasıl gerçekleştiğini merak ediyordu.
  • Bu uzlaşmada Rêber Apo'nun çabaları da belirleyici oldu. İmralı Adası, Ankara, Rojava, Şam, Hewlêr, Londra, Paris ve Washington arasındaki diplomasi trafiği, Rêber Apo'nun etkisini bir kez daha gösterdi.

QSD ile Suriye Geçici Hükümeti arasında bir anlaşma imzalandı. Bu anlaşmadan hemen önce Halep’te şiddetli çatışmalar başladı. 6 Ocak’ta HTŞ güçleri ve Türkiye destekli çeetler, Halep’in Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê mahallelerine ağır bir saldırı düzenledi. Birkaç gün süren çatışmaların ardından mahallelerin güvenlik güçleri geri çekildi ve Halep tamamen saldırganların eline geçti. Ardından saldırılar Rojava’nın diğer bölgelerine yayıldı. QSD güçleri Tebqa ve Reqa’dan çekilince HTŞ, Rojava’nın diğer bölgelerine yöneldi; Kobanê, Hesekê ve Qamişlo kapılarına kadar dayandı. Özerk Yönetim, seferberlik ilan etti ve güçlü bir direniş başladı. Aynı zamanda dört parça Kardistan’da ve dünyanın dört bir yanında Kürtler ayağa kalktı. Bu saldırıların uluslararası güçlerin onayı ve Türkiye’nin iş birliğiyle gerçekleştirildiği anlaşıldı. HTŞ’nin Paris’te ABD gözetiminde İsrail ile yaptığı görüşme sonucunda Rojava’ya yönelik saldırıya sessiz kalınması konusunda anlaşma sağlandığı ortaya çıktı.

Kürtler ayağa kalktı

Uluslararası plan ve Kürtleri yok etme girişimleri deşifre olunca Kürt halkı ayaklandı, öfkesini tüm dünyaya haykırdı. Uluslararası güçlere karşı büyük bir tepki oluştu. Türk ve Arap şovenizminin yaklaşımı, Kürtlerin öfkesini daha da artırdı. İlk kez Kürtler sahada birliklerini sağladı denebilir. Dört parça Kürdistan tek bir yürek oldu ve o yürek Rojava’da attı.

Rêber Apo'nun rolü

Rêber Apo'nun, durumu nasıl değerlendirdiği merak ediliyordu, çünkü her fırsatta “Rojava benim kırmızı çizgimdir” diyordu. Üstelik Kuzey Kürdistan ve Türkiye’de 'barış süreci' yürütülüyordu. Suriye’deki son durum bu süreci doğrudan etkileyecekti. Uzun süredir İmralı’dan ses çıkmadığı için bu gelişmelere dair görüşü bilinmiyordu. Kötü niyetli çevreler ve Kürt Özgürlük Hareketi'nin karşıtları bunu fırsat bilip Rêber Apo'ya yönelik saldırılarını artırdı. Sanki Rojava’daki tehlikeli durum, Öcalan’ın ve Hareketinin politikalarının sonucuymuş gibi propaganda yaptılar. Bu görüşü halk arasında da yaymaya çalıştılar, ancak gerçek sonradan anlaşıldı. Bazı güvenlik kaygıları nedeniyle gerçek durum hemen açıklanmadı. Elbette bu eleştiriye açıktır, ancak böyle kritik dönemlerde iletişim sorunları sıkça ortaya çıkabiliyor.

İmralı’daki trafik

Halep’e saldırılar, 6 Ocak’ta başladı. DEM Parti heyetinin İmralı ziyareti ise 17 Ocak’ta gerçekleşti. Görüşme yapıldığında Rojava’nın diğer bölgelerine yönelik saldırılar henüz yaygınlaşmamıştı, ancak süreci anlamak için biraz geriye gidip Rêber Apo'nun çabasını ortaya koymak gerekiyor. İmralı, Ankara, Rojava, Şam, Hewlêr, Londra, Paris ve Washington arasındaki diplomasi trafiği, gizli kalmış bilgilerle açıklanmalı. Paylaşacağımız bilgiler, Rojava, Güney Kürdistan ve DEM Parti yetkililerinden geniş bir araştırmayla elde edildi; yani süreç içindeki güvenilir kaynaklardan geliyor.

Rêber Apo, 2025 sonlarında Rojava’daki durum için uyarılarını başlatmıştı. Hatırlayalım; o dönemde Türkiye’nin Rojava Özerk Yönetimi’nin askeri gücüne yönelik baskıları artmıştı. Bölgedeki gelişmeler ve Ortadoğu’daki bazı olaylar üzerine Rêber Apo, Aralık'taki son görüşmesinde Rojava yönetimine “elinizi çabuk tutun ve 10 Mart Mutabakatı çerçevesinde Şam ile uzlaşın” uyarısında bulundu. Edindiğimiz bilgilere göre; Rêber Apo, üç temel noktayı asas almalarını ve bu çerçevede görüşmeler yürütmelerini önerdi: Sınır kapıları, havaalanları ve ekonomik gelirlerin yönetimi. Bu konularda anlaşarak askeri güç ve yerel yönetim kazanımlarını korumalarını istedi. Rêber Apo, burada çok dikkat çekici bir değerlendirme yaparak, “Görünen o ki hegemon güçler, Suriye’ye müdahale edecek, bunu önlemek için elinizi çabuk tutun” dedi. Açıkça söylediği şu: Kürt tarafı hangi güçle stratejik anlaşma yapıyorsa onunla hareket etsin.

4 Ocak görüşmesi

Bu öneriler üzerine Rojava Özerk Yönetimi kalıcı bir anlaşma için çabalarını artırdı. Diğer yandan 21 Aralık 2025’te Şam yönetimi, Rojava yönetimine resmi bir uzlaşma metni önerdi. Bu girişimler sonucunda 4 Ocak 2026’da geniş kapsamlı bir görüşme kararı alındı. 4 Ocak’ta Şam’da ABD ve Fransız diplomatların gözetiminde gerçekleşen görüşmede, geniş tartışmalar yapıldı; anlaşmada yer alacak maddeler tek tek ele alındı. Sonuçta bir uzlaşma metni ortaya çıktı. Taraflar anlaşmıştı ve bu kamuoyuna bir açıklama ile duyurulacaktı. Açıklama detayları üzerinde görüşmeler sürerken beklenmedik bir gelişme yaşandı. Dışişleri Bakanı Esad Hasan Şeybani, Rojava heyetiyle toplantıdayken bir işaret aldı, toplantıdan ayrıldı. Geri döndüğünde “Şimdi anlaşmayı imzalamayalım, açıklamayı durdurun” dedi ve hiçbir gerekçe açıklamadan toplantıyı bitirdi.

İngilizlerin rolü

Sonradan anlaşıldı ki; 4 Ocak’ta HTŞ yetkililerine, 5-6 Ocak’ta İsrail ile bir görüşme yapılacağı bilgisi ulaştı. Zaten Paris’te ABD gözetiminde gerçekleşen bu görüşme sonradan açığa çıktı. Görüşme İsrail-HTŞ arasında olsa da aslında İsrail-Türkiye anlaşması olduğu anlaşıldı. Bazı diplomatik kaynaklara göre; bu görüşme İngiltere’nin talebiyle yapıldı. Bu bilgi ilk kez gündeme geliyor. Bugüne kadar İngiltere’nin rolü örtülü söyleniyordu ama Londra’nın bu kirli anlaşmada doğrudan yer aldığı belirtiliyor. Güvenilir kaynaklara göre; İngilizler, QSD yetkililerine açıkça “Sykes-Picot Anlaşması’nın bozulmasına izin vermeyiz” mesajı verdi.

İsrail ve Türkiye’ye

İsrail ve HTŞ (perde arkasında Türkiye) bazı kritik konularda anlaştı. Başta Golan Tepeleri’nin İsrail’e bırakılması olmak üzere birçok konu ele alındı; bunlardan biri de HTŞ’nin Rojava bölgelerine giriş izniydi. Reuters’ın bu planı ifşa eden haberi sonrası İsrail’in ABD Büyükelçisi Yechiel Leiter iddiayı reddetti ve “Böyle bir karar vermedik” dedi, ancak devletinin plana sessiz kalması konusunda yorum yapmadı.

Yeni bir komplo

Bu, Kürtlere karşı uluslararası bir komploydu. Rêber Apo, İmralı heyeti ileyaptığı görüşmede bunu “Bu, 15 Şubat komplosundan bile daha geniş bir komplodur” şeklinde ifade etti. Başta bu ifade tam anlaşılamadı. Kürtler hangi planla karşı karşıyaydı? Rêber Apo, neden “çok büyük bir komplo” diyordu?

Görüşmek istedi

Paris Anlaşması’ndan sonra 6 Ocak’ta Halep’teki Kürt mahallelerine saldırı başladı. Saldırılar yayıldı ve soykırım amacı taşıyordu. Edindiğimiz bilgilere göre; Rêber Apo, devlet yetkililerinden görüşme talep etti ve durumu anlamak istedi. Bu görüşme, Şêqmeqsûd ve Eşrefiyê’nin HTŞ’nin eline geçtiği, Dêr Hafir’e saldırıların başladığı sırada gerçekleşti. Rêber Apo, görüşmede tepkisini sert bir şekilde gösterdi ve Rojava Özerk Yönetimi’ne bir mesaj gönderdi. Mesajında bu planın Kürdistan ve Ortadoğu’ya yönelik çok büyük bir plan olduğunu, saldırıların devam edeceğini belirtti. Hatta “Rojava alındıktan sonra saldırı Şengal, Güney Kurdistan bölgeleri ve Kandil’e kadar uzanabilir” dedi. Rojava yönetimine tedbir almalarını ve büyük bir direnişe hazırlanmalarını istedi.

Görüşmeler sürdü

Bu arada Rêber Apo, devlet yetkilileriyle çözüm için görüşmelerini sürdürdü. Bir görüşmede yetkililer, 6 maddelik bir teklif sundu. Bu teklifin Şara'dan geldiği, Şam hükümetinin teslimiyet metni gibi hazırlandığı söylendi. Kaynaklarımıza göre; bu metin, 18 Ocak’ta Şam tarafından iletildi. Rêber Apo, metni hemen reddetti. Teklifteki maddeleri Kürtlerin yok edilmesi olarak tanımladı ve öfkesini “Bu maddeleri neden Türkmenler için istemiyorsunuz? Kürtleri ortadan kaldırmak için Türkmenleri de feda ediyorsunuz” şeklinde ifade etti. Rêber Apo, bu sözlerini 17 Ocak’taki DEM Parti İmralı heyeti görüşmesinde de tekrarladı. Görüşmede uluslararası planı detaylıca ele aldı ve bu planı önlemek için çabaların artırılmasını istedi. Görüşmedeki devlet yetkililerine “Eğer bu soykırım girişimini durdurmazsanız Kürtler büyük bir direnişe geçecek. Kimse bundan fayda görmeyecek. Benim ‘Suriye Gazze olacak’ sözüm budur. Kürtler direnirse kimse bunun önüne geçemez” dedi.

Geniş kapsamlı diplomasi

Tekrar hatırlatalım: Resmi İmralı görüşmesi, 17 Ocak’ta yapıldı. Rêber Apo, heyet aracılığıyla görüşlerini detaylıca aktardı, ancak görüşmeden sonra da çabaları devam etti. Merkezi İmralı olan bir diplomasi başladı. İmralı, Ankara, Qamişlo, Şam, Hewlêr ve Washington arasında yoğun görüşmeler yapıldı. Diplomasinin merkezi Rojava ve Güney Kürdistan’dı.

Bu süreçte HTŞ ve Türkiye’ye bağlı grupların saldırıları genişledi. Reqa ve Dêrazor'da çekilme oldu. QSD güçlerini Fırat’ın doğusuna çekti. Rojava Özerk Yönetimi, saldırıların durmadığını ve yok etme planının devrede olduğunu görünce seferberlik kararı aldı. Bu kararın da Rêber Apo'nun bir mesajı üzerine alındığı söyleniyor. Rêber Apo, mesajında “Soykırım için üzerinize gelirlerse ancak direnişle kendinizi koruyabilirsiniz” dedi.

Teslimiyeti kabul etmedi

QSD ile Şam Geçici Hükümeti arasında 18 Ocak’ta ateşkes ilan edildi. Ateşkes iki tarafın mutabakatıyla sağlandı, ancak aynı gün QSD heyetine Rojava’nın iradesini tamamen ortadan kaldıran bazı maddeler dayatılmak istendi. QSD Genel Komutanı Mazlum Ebdî ve heyeti bunu kabul etmedi ve Şam’dan döndü. Yine tüm gözler Rêber Apo'ya çevrildi. HTŞ ve Türk devletinin Rojava’ya dayattığı maddeler ona da gönderildi. Rêber Apo, bu dayatmaları görünce devlet ile yeniden temasa geçti. Kaynaklara göre; görüşmede açıkça “Türkiye Rojava’ya bu şekilde devam ederse kabul etmem. Süreçten tamamen çekilirim. Bu şekilde sürerse burada da sürecin anlamı kalmaz. Gidin yetkililere söyleyin: Öcalan böyle bir planda yok. Kimse Rojava’yı statüsüz bırakamaz ve bunu bana kabul ettiremez.”

Ayrıca devletten çözüm için doğrudan devreye girmesini, görüşme kanallarını açmasını istedi. Bunun üzerine ateşkes uzatıldı. Bu sırada tüm Kürdistan’da ve dünyada Kürtler ayağa kalktı. Bu durum uluslararası güçleri etkiledi. Diğer yandan KDP Genel Başkanı Mesûd Barzanî ve YNK Başkanı Bafil Talabani de diplomasi çabalarına katıldı. Geniş çabalar sonucu durum biraz yatıştı. Türk devleti, Şam hükümeti ve uluslararası alan yeni bir uzlaşmaya kapı açtı.

Rojava’daki buluşma

Rêber Apo'nun önerisiyle bu kez tüm tarafların yer aldığı geniş bir görüşmeye dair bilgiler ilk kez elimize geçti. Rêber Apo, kimsenin dışarıda kalmaması ve gizli planların tekrarlanmaması için tüm tarafların olmasını istedi. Bunun üzerine Rêber Apo'nun sözcüleri gibi Türkiye’den bir heyet, Rojava Özerk Yönetimi, Şam hükümeti heyeti ve ABD-Fransa yetkililerinden uluslararası bir heyet, Cizîrê bölgesindeki bir şehirde toplandı. Bu görüşmede 30 Ocak Anlaşması’nın çerçevesi belirlendi. Maddeler tek tek müzakere edildi. Her taraf önerilerini masaya koydu. Özellikle Kürt tarafı, kırmızı çizgilerini ve vazgeçilmezlerini ifade etti. Bilgilere göre; Rêber Apo, özellikle üç önemli noktayı vurguladı;

* Öz savunma hakkı,

* Öz yönetim hakkı,

* Dil ve eğitim hakkı.

Sonuçta 30 Ocak Anlaşması ortaya çıktı. Anlaşma, Şam’da imzalandı ve kamuoyuyla paylaşıldı.

Mevcut koşullarda en makul anlaşma buydu, çünkü uluslararası bir plan yapılmıştı ve amaç Kürt kazanımlarının tamamen yok edilmesiydi. Bu plan, Rêber Apo'nun feraseti, bilgisi ve gücü sayesinde engellendi, öngörüsü ve kararlılığı büyük bir felaketi önledi. Ayrıca Kürt halkının Kürdistan’ın dört parçasında ve dünyada gösterdiği direniş ve tepki, Kürtler olmadan plan yapılmayacağını bir kez daha kanıtladı. Bu kez diğerlerinden farklı olarak Kürtler sahada da birliklerini sağladı ve hegemon güçlere geri adım attırdı. En önemlisi Rojava, yani Kürdistan’ın küçük parçası, beklendiği gibi olmasa da ilk kez haklarına kavuştu ve statü sahibi oluyor. SERDAR ALTAN/AW/AMED

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.