Sosyalistler içine kapanamaz
Dosya Haberleri —

Zeki Bayhan
İmralı Sekreteryası görevinde yer alan Zeki Bayhan, Jacobin İtalia dergisinin sorularını yanıtladı.
- Kürt Özgürlük Hareketi’nin başarısının ardındaki en önemli etken, bütünlüklü mücadele perspektifidir ve bunun en somut sonucu da Kürt Kadın Hareketi’nin yakaladığı örgütlenme ve özgürleşme düzeyidir. Demokratik sosyalizmde devrimin/toplumsal dönüşümün öznesi sadece sınıf değil, işçiler, işsizler, kadınlar, ezilen kimlik ve kültürlerdir.
- Ekolojik denge bozulursa bırakalım ekonomik üretimi yaşamdan dahi bahsedilemez. Demokratik sosyalizm, ekolojiyi bir ahlaki-politik ilke olarak benimser; dolayısıyla tüm ekonomik üretimde ekolojik ilkeyi esas alır. Bu ilke doğrultusunda yaklaşımını eko-üretim, eko-endüstri, eko-ekonomi gibi tanımlamalara kavuşturur.
- Sosyalizm, kimliği, kültürel meseleleri görmezden gelemez veya onları tali meseleler kategorisine indirgeyemez. Sosyalizm, sosyal olmak, yani etnik/kültürel kimlik sorunlarını sınıfsal, cinsel, ekolojik ve diğer meseleler ile birlikte düşünmek durumundadır. Kapitalist ulus devlet sisteminde ulus, toplumkırımcı, faşizan bir bataklığa dönüştürülmüştür.
Zeki Bayhan, 28 yıllık mahpusluğunda son olarak tutulduğu İzmir 2 Nolu F Tipi Hapishanesinden Jacobin İtalia dergisinin sorularını yanıtladı. Demokratik sosyalizm teorisinin sosyalist düşünce tarihi içinde özeleştirel bir tutum olarak ortaya çıktığını belirten Bayhan, “Bu, bizden önceki sosyalist mücadelelere bağlılığın gereği olarak da önümüzde duran tarihsel bir sorumluluktur ve bundan kaçamayız” diye konuştu. Kürt Özgürlük Hareketi’nin İtalya’da ve dünyanın farklı bölgelerinde yaşanan sosyalist deneyimleri izleyip onlardan öğrenmeye çalıştığını hatırlatan Bayhan, “Kendi deneyimlerimizi de sosyalist dünya ile paylaşmak ve ortaklaştırmak istiyoruz” dedi ve “Hiçbir sosyalist deneyim, içe kapanma lüksüne sahip değildir” diye ekledi.
Demokratik sosyalizm kavramı ile neyi kastediyorsunuz? Bu kavram, hangi düşüncelerden ortaya çıktı ve sosyalizm tarihine nereden ve nasıl bağlanıyor?
Demokratik sosyalizm kavramsallaştırması ilginçtir çünkü demokrasi, sosyalizme mündemiçtir. O halde neden “demokratik” sıfatına ihtiyaç duyuluyor? Birincisi, klasik sosyalizm, devrim için ilk hedefi proletarya diktatörlüğü olarak koyar ve proleter nitelikte olsa da diktatörlük, demokrasi ile örtüşmez. Diktatörlük, nasıl olursa olsun, iktidarın merkezileşmesi demektir. İkincisi, 20.yüzyıl boyunca tarih sahnesine çıkmış reel sosyalist deneyimler, demokrasi kültürü bakımından iyi bir sınav vermediler. 20.yüzyıl sosyalizmi, bir devlet ideolojisine dönüşerek, Abdullah Öcalan’ın ifadesiyle devlet sosyalizmi hüviyetinde somutlaştı. Oysa sosyalizm, bir toplum ideolojisidir. Demokratik sosyalizm kavramsallaştırmasının esas gerekçesi, sosyalizmi demokratik ve toplumcu özüyle buluşturma idealidir. Biz bu kavramsallaştırma ile tüm bileşenleriyle toplumun kendini yönettiği bir ahlaki-politik toplumsallığı kastediyoruz. Sosyalizm tarihini, egemenlik ve sömürü biçimlerine karşı geliştirilmiş sosyal mücadelelerin tarihi olarak okuyoruz. Demokratik sosyalizm, sosyalizmi toplumsallığın ahlaki-politik özüyle ve sosyalizmin toplumu özgürleştirici karakteriyle buluşturma perspektifidir. Walter Benjamin’in ilerlemeci tarih okumasına dair eleştirisinde “melek alegorisi” ile ifade ettiği felakete gidişin durdurulmasının ve özgür toplumsallığa dönüşün perspektifi de denilebilir.
Size göre reel sosyalizmin temel sorunları nelerdi ve demokratik sosyalizm bu sorunlara nasıl yanıtlar üretiyor? Demokratik sosyalizmin temel ilkeleri neler ve bunlar toplumsal örgütlenme biçimlerinde nasıl karşılık buluyor?
Marksist kurama ve reel sosyalist deneyimlere yönelik sosyalizmin içinden çokça eleştiri geliştirildi. Biz de sosyalist dünyanın bir bileşeni olarak kimi eleştirel analizleri önemli oranda paylaşıyoruz. Vurgular düzeyinde değinecek olursak, tarih-toplum tezinin ekonomi temelli ve ilerlemeci olması; temel çelişkinin sınıf çelişkisi olarak konulup etnik, kültürel, cinsel ve diğer çelişkilerin taliye indirgenmesi; devrim stratejisinin, dolayısıyla toplumsal dönüşümün, devlet iktidarının ele geçirilmesine bağlanması; ahlaki-moral değerlerin ekonomik analizin gölgesinde bırakılması; insan-doğa ilişkisi ve dengesinin yüzeysel değerlendirilmiş olması gibi eksikler sayılabilir. Demokratik sosyalizm, ekonomik çelişkinin önemini göz ardı etmez fakat ekonomik, kültürel, cinsel, ekolojik vb. çelişkiler arasında bir öncelik-sonralık, temel-tali ayrımı da yapmaz. Toplumsallığın eşitlikçi, özgürlükçü dokusunu zedeleyen tüm baskı ve sömürü ilişkilerinden müteşekkil bir egemenlik tanımlaması yapar ve bu sistem bütünlüğüne karşı mücadeleyi esas alır. Bu noktada demokratik, ekolojik, cinsiyet özgürlükçü toplum paradigması gündeme gelir. Bu, bahse konu sömürü alanlarının iç içe geçerek birbirini beslediğini ve bunlara karşı mücadelenin de bu hakikate göre şekillenmesi gerektiğini ifade eden bir bakış açısı sunar. Yani cinsiyet özgürlükçü olmayan bir mücadele, demokratik ve ekolojik de olamaz; ya da tersi. Kürt Özgürlük Hareketi’nin başarısının ardındaki en önemli etken, bu bütünlüklü mücadele perspektifidir ve bunun en somut sonucu da Kürt Kadın Hareketi’nin yakaladığı örgütlenme ve özgürleşme düzeyidir. Dolayısıyla demokratik sosyalizmde devrimin/toplumsal dönüşümün öznesi sadece sınıf değil, işçiler, işsizler, kadınlar, ezilen kimlik ve kültürlerdir. Demokratik sosyalizm, toplumsal dönüşüm için devlet iktidarını ele geçirmeyi reddeder, bilakis toplumsal yaşamın her alanında devlet kurumunda merkezileşen siyasal iktidarı dağıtıp tabandan özyönetimci örgütlenmelere dayalı toplumsal iktidarın tesisini hedefleyen bir mücadele stratejisiyle hareket eder.
Tarihsel olarak sosyalizm, sermaye ve emek arasındaki çelişkiyi merkezi bir sorun olarak görmüş, ekonomiyi düşüncesinin ve dönüştürücü önerisinin merkezine yerleştirmiş, bu sırada ekolojiyi ise analizinin kenarına bırakmıştı. Ekonomi ve sanayileşme demokratik sosyalizmde nasıl bir rol oynar?
Kısmen değinmiş olduk: Marx, tarihin gördüğü en parlak zihinlerden biridir; bugün de ondan öğrendiğimiz ve öğreneceğimiz çok şey var. Fakat Marx’ı daha iyi anlamak için onu Marksizmlerden bağımsız olarak ve günümüz koşullarından hareket ederek yeniden okumamız gerektiğini düşünüyoruz. Bu sırada Marx’ın zaman içinde aşılmış kimi analizleri olduğunu da göz ardı edemeyiz. Sanayileşme ve endüstriyalizme dair analizleri de bu kapsamdadır ve eksiktirler. Marx da modernist çağdaşları gibi tarihi ilerlemeci bir perspektifle okudu ve sanayileşmenin üretimde yarattığı sıçramayı hayranlıkla izleyerek selamladı. Fakat aynı anda bunun yarattığı ekonomik sömürüyü gördü, çözümledi ve tavır koydu; ekolojik sömürü bahsini ise atladı. Bu, insan merkezci tınısı yüksek bir bakış açısı izlenimi doğuruyor.
Analizi bir nebze daha derinleştirirsek görürüz ki, ekolojik olmayan bir bakış, ekonomik de olamaz çünkü doğa tüm üretimin kaynağıdır ve insan karakteristik olarak eko-sosyal bir varlıktır. Ekolojik denge bozulursa bırakalım ekonomik üretimi, yaşamdan dahi bahsedilemez. Demokratik sosyalizm, ekolojiyi bir ahlaki-politik ilke olarak benimser; dolayısıyla tüm ekonomik üretimde ekolojik ilkeyi esas alır. Bu ilke doğrultusunda yaklaşımını eko-üretim, eko-endüstri, eko-ekonomi gibi tanımlamalara kavuşturur.
Son iki yüzyılda birçok akım, sosyalizmi gerçekleştirmek için devletin kontrolünü seçimler ya da ayaklanmalar yoluyla ele geçirmenin gerekliliğini vurgulamıştır. Bu bakış açısı, demokratik sosyalizm ile nasıl ve neden değişti?
Demokratik sosyalizm, klasik sosyalist kuramın toplumsal dönüşüm için öngördüğü devlet iktidarını ele geçirme hedefini sorunlu görür. Bu, salt bir teorik analiz değildir, ayrıca yakın tarihin, reel sosyalist deneyimlerin başarısızlığının ortaya koyduğu bir gerçekliktir. Sosyalist dünya, denenmiş ve tüm denemelerde başarısız olmuş bir stratejiye gözlerini kapatmak lüksüne sahip değildir. Sosyalist bilinç, diyalektikten ve kendi özeleştirel karakterinden vazgeçemez. Biz bu deneyimlerden özeleştirel sonuçlar çıkarmak ile mükellefiz. Bu, bizden önceki sosyalist mücadelelere bağlılığın gereği olarak da önümüzde duran tarihsel bir sorumluluktur ve bundan kaçamayız.
Demokratik sosyalizm, iktidarın merkezi devlet aygıtından alınıp topluma devredilmesine dayanır; bu da devlet iktidarının ele geçirilmesini değil dağıtılmasını gerektirir. Bunun yolu, özyönetimci toplumsal örgütlenme ve yapıların tesisi ve bunların ağ örgütlenmeler şeklinde konfederal bir yapıya kavuşturulmasıdır. Bu, devlet eliyle veya devlet iktidarına dayanarak değil, toplum eliyle ve tabandan örgütlenmelere dayanarak geliştirilecek bir modeldir. Demokratik sosyalizmde toplumsal dönüşümün öznesi toplumdur.
Zeki Bayhan kimdir?
1976 Colemêrg (Hakkari) doğumlu Zeki Bayhan, ekonomi eğitimi almıştır. 1998’de siyasi nedenlerle tutuklanmış ve o tarihten bu yana cezaevinde bulunmaktadır. 18 Nisan 2025’te Abdullah Öcalan’ın sekretaryasında yer alan ve İmralı Cezaevi’ne geçen Bayhan, 12 Eylül’de sağlık sorunları nedeniyle İzmir 2 No’lu F Tipi Cezaevi’ne sevk edilmiştir.
Zeki Bayhan’ın kaleme aldığı kitaplar şöyle:
Demokratik Ekolojik, Cinsiyet Özgürlükçü Paradigma (Belge, 2011),
21. Yüzyıl Özgürlük İdeolojisi: Demokratik Sosyalizm (Belge, 2015)
Soykırımcı Ulus-Devlet Paradigmasından Çıkış: Demokratik Ulus (Belge, 2016)
Sıfıra Yükselmek (Aram Yayınevi, 2018)
Batı solu, uzun zamandır ulusu bir düşman ve özsel olarak faşist görerek ulus kavramını terk etti. Buna karşılık Öcalan’ın düşüncesindeki en güçlü kavramlardan biri, demokratik ulus. Bu kavram, neleri içeriyor? Bunun Batı solunun kendini yenilemesinde de yardımı olabilir mi?
İlerlemeci tarih ve toplum tezi ve ekonomik temelli sosyalist teori için ulus, kapitalist sistemin ikincil bir bileşenidir, dolayısıyla aşılacak bir olgudur. Soru şu: Ekonomi temelli analiz, insan ve toplum hakikatini ne düzeyde kapsar? Kuşkusuz ekonomi, yaşamın temel alanlarındandır fakat insan ve toplumu tanımlarken akla ilk gelen genellikle ekonomi olmuyor. Çünkü insanın doğadaki diğer canlılardan farkı, düşüncesidir. Biliyoruz ki toplumsallaşma da insanların mekanik bir aradalığından değil, bir araya gelen insanların oluşturduğu ortak anlam ile, imgelemler üzerinden, vücuda gelir ve yerine göre manevi değerler, ekonomik daha etkili mücadele ve yaşam motivasyonları yaratabilir.
Marksist kuramın kimlik-kültür sorunlarına ilgisizliği veya eksikli yaklaşımı, daha 20.yüzyılın ilk yarısında tartışma konusu oldu. Frankfurt Okulu’nun çalışmaları örnek kabilinden hatırlanabilir. Bu analizler, Marksist ufka önemi katkılar yaptı. Kültür ve politika ilişkisi de ayrıca irdelenmeye değer zira kültür, siyasette sanıldığından daha güçlü bir şekillendirici etkiye sahiptir. Ulus da sosyalist teoride arkaik bir nosyon olarak kabul edilir ama pratikte sosyalist deneyimler de ulus etkisinden kurtulamamış, onu görmezden gelememiştir. Lenin’in ulusların kendi kaderini tayin hakkı açılımı, bu gerçekliğin kabulü olarak okunabilir. Bugün de küresel çapta kimlik ve kültür eksenli mücadele ve direnç, sınıfsal mücadele ve dirençten daha diri ve daha güçlüdür. Nitekim an itibariyle yerküredeki çatışma ve savaş pratikleri masaya yatırılırsa çoğunun kültür ve kimlik temelli olduğu görülecektir. Bu kimlik sorunları, küresel çıkar çevrelerinin istismarına da açık bir alan oluşturmaktadır.
Tüm bu sebeplerle sosyalizm, kimliği, kültürel meseleleri görmezden gelemez veya onları tali meseleler kategorisine indirgeyemez. Sosyalizm, sosyal olmak, yani etnik/kültürel kimlik sorunlarını sınıfsal, cinsel, ekolojik ve diğer meseleler ile birlikte düşünmek durumundadır.
Bu noktada ortaya ikinci bir sorun çıkıyor: Kimlik sorunlarına sosyalist bir çözüm gerekiyor ama ulus devlet sistemi etnik kimlikleri de yozlaştırdı zira ulus devlet etnik kimlikleri milliyetçilik ideolojisi ile zehirlemiş, araçsallaştırmış ve iktidarını meşrulaştırıcı bir kılıfa dönüştürmüştür. Kapitalist ulus devlet sisteminde ulus, bu yönüyle, toplumkırımcı, faşizan bir bataklığa dönüştürülmüştür. Bu bataklıkta ulus olmak, merkezi devlet iktidarına sahip olmak ile özdeşleştirilmiştir.
Demokratik ulus, etnik kimlikleri de diğer toplumsal kimlikler gibi toplumsallığın zenginliği olarak görür, kabul eder. Bu bağlamda demokratik ulus, sosyalist perspektiften eşitlikçi, özgürlükçü bir ulusun nasıl olabileceğine dair yanıtlar içeren bir model önerisidir. Demokratik ulus, temel olarak iki şey yapar: birincisi, devletli uygarlık sistemi boyunca sürekli olarak iktidara araç kılınan, istismar edilen etnik-ulusal kimlikleri iktidar mücadeleleri alanından çıkarır; ikincisi özgür sosyalitenin birer bileşeni olarak kimlikleri eşitlik-özgürlük etiği temelinde bir hukuka bağlar.
Eklemek istediğiniz bir şey var mı?
Öcalan’ın geliştirdiği sosyalist argümantasyon, sosyalist mücadele tarihinin özeleştirel temelde okunması üzerine bina edilmiştir ve 21.yüzyılın toplumsal sorunlarına sosyalist cepheden yanıtlar ihtiva eder; bu yanıtlar, felsefi, ideolojik ve örgütlenme modeli bakımından bütünlüklü bir sistem arz eder. Burada çok genel vurgular düzeyinde değindiğimiz bu argümantasyonun çok yönlü incelenmesine ihtiyaç var.
Jakobin dergisinin bu çalışmasını çok değerli görüyoruz çünkü mevcut durumda hem teorik hem de pratik açıdan zayıflamış ve parçalı halde bulunan sosyalist dünyanın her zamankinden daha fazla tartışmaya, birbirini anlamaya ihtiyacı var. Biz, İtalya’da ve dünyanın farklı bölgelerinde yaşanmış ve yaşanmakta olan sosyalist deneyimleri izlemeye, onlardan öğrenmeye çalışıyoruz. Kendi deneyimlerimizi de sosyalist dünya ile paylaşmak ve ortaklaştırmak istiyoruz; çünkü biliyoruz ki, özgünlükleri olabilir ama hiçbir sosyalist deneyim, içe kapanma lüksüne sahip değildir. Sosyalist yaşam ve dünya ideali ancak doğru bir tikel-evrensel diyalektiği ile mümkündür ve bunun yolu da sosyalist ufukların buluşmasından geçer.
Son olarak Rojava deneyimine dikkat çekmek istiyorum. Rojava Devrimi, demokratik sosyalist ideoloji ve örgütlenme modelinin vücuda geldiği tarihsel bir deneyim. Rojava sürekli baskı ve saldırı altında bulunuyor olsa da adım adım örülmekte olan sosyalist bir deneyimdir. Demokratik sosyalist argümantasyonun ve bağlantılı olarak demokratik ulus perspektifinin evrensel potansiyellerinin görülebilmesi için bu deneyimin daha yakından incelenmesine ihtiyaç var. Unutmayalım ki Fransız Devrimi de, Sovyet Devrimi de gelişmeye başladıklarında devasa boyutlarda değillerdi. Doğru zamanda doğru adımlar ile yürüyüş başlar ve bu yürüyüş, farklı insanların/çevrelerin katılımıyla özgür yarınlara doğru sürer gider. HABER MERKEZİ
Not: Röportajın orijinaline bu linkten ulaşabilirsiniz: https://jacobinia.it/ripartire-dal-socialismo-democratico/












