Rebêr Apo şahsında bir halk tutsak

Elif KAYA yazdı —

21 Aralık 2020 Pazartesi - 23:00

  • Tutsakların 26 gündür başlattığı açlık grevi eylemi, bir irade beyanı olduğu kadar aynı zamanda tüm topluma “varlığına sahip çık!” çağrısıdır. Ses, dört duvarı aştığı, gönül gözünü açık tutanlarca duyulduğu oranda yankı bulabilir. Ölümler yaşanmadan, tutsakların talepleri gerçekleşebilir.

Zindanlar, tarihsel süreç boyunca iradenin en amansız yöntemlerle sınandığı alanlardır. İktidar, çıplak zor uygulamalarının yanı sıra, pek çok rehabilite yöntemiyle tutsağın iradesini kırıp teslim almayı hedefler. Bu nedenle zindanlarda zulüm ve direniş amansız bir mücadele içindedir.

İktidarlar, otoritelerine boyun eğmeyen, özgürlük duruşuyla karşılık verenleri etkisizleştirmek için zindanları adeta bir laboratuvar gibi ele alır. Burada bir grup tutsak şahsında toplum sınanır. Teslim alınıp iradesi kırılmaya çalışılan bir grup değil, aslında halktır. Çünkü tutsaklar toplumun özgürlük eğilimini temsil ettikleri için tutuklanmışlardır. Yani toplumun direnen damarının temsilidirler.

Burada gelişen direniş de teslimiyet de toplumda misliyle yansımasını bulur. Ezcümle zindanlar sadece iktidarın hesaplarını bozan, onu amacından alıkoyan bir grup için değil, öncüler şahsında tüm toplumu teslim almak, boyun eğdirmek amacıyla inşa edilirler.

Bu nedenle olsa gerek, 12 Eylül faşizmi, Diyarbakır Zindanını Kürt ve Kürdistan adına hiçbir sesin duyulmayacağı bir muharebe alanına dönüştürmek istedi. Her tür savunma aracı elinde alınmış tutsaklar üzerinde tüm zor çeşitlerini uygulayarak hedefine ulaşmaya çalıştı. Belki de hesap edemediği ve tüm planlarının alt üst olmasına yol açan yegane şey tutsakların iradesi, inandıkları değerlerin gücüydü. Aklın hayalin alamadığı işkence yöntemleri karşısında burada tutsaklar bedenlerini iradelerine kalkan yaparak faşizmin saldırılarına karşı direndiler. 12 Eylül zindanlarında gelişen bu direniş karşısında nitekim faşizm kaybetti. Bu direniş, iradenin zaferi olarak tarihteki yerini aldı.

Zulüm kadar direniş de çok renkli ve çeşitlidir. “Zindanlar, anlam arayışı olanlar için yaman öğretici alanlardır” der Rebêr Apo. Yani en önemli ve sonuç alıcı direniş biçimi, anlam arayışında derinleşmek ve ısrar etmektir. Zaten zindanların fiziki koşulları farklı eylemsellikler için fazla elverişli değildir. Bu nedenle olsa gerek en yaygın başvurulan eylem biçimi açlık grevleridir.

27 Kasım’dan bu yana tutsaklar yine açık grevi eyleminde. Rebêr Apo üzerindeki mutlak tecrit politikasının kaldırılması talebiyle başlayan süresiz-dönüşümsüz açlık grevi 26. gününde. Tutsaklar kamuoyuna yaptıkları açıklamada, Rebêr Apo şahsında Kürt halkının varlığına ve özgürlüğüne yönelen tehlikeye dikkat çekiyorlar. Faşist AKP-MHP hükümetinin tüm ülkeyi zindana çevirdiği ve mutlak sessizliğe mahkum ettiği bir dönemde, zindanlar yaşamın direnişle bağını bizlere yeniden yeniden hatırlatıyorlar.

Günlerdir tutsaklar bir satır yazı, birkaç sözle sesini dışarıya ulaştırmaya, eylemlerinin amacını duyurmaya çabalıyorlar. Ses, dört duvarı aştığı, gönül gözünü açık tutanlarca duyulduğu oranda yankı bulabilir. Ölümler yaşanmadan, tutsakların talepleri gerçekleşebilir. Yıllarca cezaevinde kalmış, mücadeleye bir ömür adamış Fecriye Benek: “Çözüm gücü olabilecek tek düşünce gücü, İmralı'da tecrit altındadır. Bu tecrit kalkarsa toplum huzura, adalete, berekete, özgürlüğe ve anlama kavuşacaktır” diyor. Rebêr Apo üzerindeki tecridin bir halkın varlığına, dolayısıyla özgürlük mücadelesine inanan tutsakların iradesine yöneltilen bir tehlike olduğunu ifade ediyor.

Bu eylem, bir irade beyanı olduğu kadar aynı zamanda tüm topluma “varlığına sahip çık!” çağrısıdır. En zor koşullarda kalan tutsaklar direniş geliştirip, taleplerini duyurmanın yolunu bulabiliyorsa, dışarıdakiler kendi taleplerini ifadelendirmenin pek çok biçimini bulabilir, özgürlük yaşam kararlılıklarını daha yüksek sesle ifade edebilirler.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.