Rojava karanlığa umut ışığıdır
Dosya Haberleri —

Rojava için eylem, Frankfurt
Rojava'ya yönelik saldırılara karşı entelektüeller, düşünürler, akademisyenler, yazarlar, sanatçılar ve siyasetçiler dayanışma göstermeye devam ediyor:
- Prof. Éric Fassin: “Kürtlere yönelik baskı, hatta daha kötüsü savaş, sadece Kürt halkıyla ilgili değildir. Bu, demokratik umutlara karşı bir savaştır. Hepimizi ilgilendiriyor.”
- Prof. Ueli Mäder: “Uluslararası hukuku hiçe sayıyorlar. Mağdurları Kürtler oluyor. Dünyadaki tüm demokratik güçlerin Kürtlerle daha fazla dayanışma içinde olmasını gerektiriyor.”
- Yayıncı Dimitrios Roussopoulos: “Rojava ve Chiapas, toplumsal yeniden inşa çabalarını kenara itmeye çalışan gerici güçlere karşı, kararlılıkla ve tutkuyla savunulmalıdır. Rojava’yı her ne pahasına olursa olsun savunun!”
- Prof. Thomas Kilpper: “Rojava için özgürlük talep ediyor, çatışmaların derhal sona ermesini istiyorum.”
- Yazar Rahila Gupta: "Kürt halkıyla ve onların davasıyla dayanışalım. Tüm imkansızlıklara rağmen gösterdikleri cesur direnişe destek olalım. Gelin direnişimizi ortaklaştıralım ve Kürt halkı için ayağa kalkalım."
- Dr. Jan van Aken: “Demokrasi ve insan haklarını ciddiye alanlar Rojava konusunda sessiz kalmamalıdır.”
- Hukukçu Mahmoud Patel: “Saldırı yerel demokrasi, kadın özgürlüğü, etnik ve dini topluluklar için eşit haklar ve ‘üçüncü yol’ fikrine yöneliktir. Amaç, ulus-devletin, milliyetçiliğin ve güç siyasetinin ötesinde alternatiflerin mümkün olmadığını göstermektir.”
DEVRİŞ ÇİMEN
Suriye’de “geçiş hükümeti” adı altında iktidara getirilip halklara saldırtılan el-Şara HTŞ’sinin beslendiği ideoloji, katliamcı milliyetçilik, dincilik ve cinsiyetçiliktir. Bu saldırıların finansörü ve akıl hocası; Türkiye, Katar, Suudi Arabistan, İsrail gibi bölgesel güçlerin yanı sıra ABD, İngiltere gibi küresel hegamonik güçlerdir. Temel hedefleri, alternatif bir model olarak Kürt halkının geliştirdiğ Rojava Devrimi’ni siyasal olarak etkisizleştirmek ve yok etmektir. Rojava Devrimi’nde somutlaşan ve uygulanan yaşam modeli, kadınlara, halklara, inançlara ve kültürlere öz iradeleriyle örgütlenmenin alanını açan özgün bir yapıdır. Bu modelin siyasi, felsefi ve teorik boyutundan ilham alıp onu örnek gösteren entelektüeller, düşünürler, akademisyenler, yazarlar, sanatçılar ve siyasetçiler ise her zamankinden daha yüksek dayanışma göstermektedir.
İçinden geçtiğimiz bu karanlık zamana rağmen Rojava Devrimi örneğinde geliştirilen yaşam modeli ve Kürt halkının kızları ile oğullarının direnişi tüm düşmanca yürütülen perdelemelere ve karartmalara karşın, iyiye ve güzele ışık tutuyor. Varlığı bile inkar edilen Kürtler, yürüttükleri özgürlük mücadelesi sayesinde bugün herkese ilham kaynağı olmuşsa, bu direnişçiler sayesinde olmuştur. Bu ruhu yaratan, şekillendiren ve liderlik yapan ise Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’dır. Şimdi sözü Kürt Özgürlük Hareketi’nin onurlu direnişiyle dayanışma içerisinde olan dostlarına bırakıyoruz.
Fassin: Bu umutlara karşı savaştır
Paris 8 Vincennes Üniversitesi - SOPHIAPOL araştırma merkezi ve ‘Institut Universitaire de France’da eğitim görevlisi sosyolog ve toplumsal cinsiyet araştırmaları profesörü Éric Fassin: “Kürtlere yönelik baskı ya da daha kötüsü savaş, yalnızca Kürt halkıyla ilgili değildir. Bu, demokratik umutlara karşı bir savaştır. Dolayısıyla Fransa’da olduğu kadar başka her yerde de hepimizi ilgilendirir. Azınlık meseleleri üzerine otuz beş yıllık çalışmamdan çıkardığım ders şudur: Mesele asla sadece ‘onlar’ değildir; her zaman ‘bizimle’ de ilgilidir. Azınlıklara (ister etnik ya da ırksal, ister dini ya da cinsel olsun) nasıl davranıldığı, demokrasinin durumunun güvenilir bir göstergesidir. Ayrımcılıklara göz yumarsak, apartheid’ı, katliamları, hatta soykırımları onaylar hale gelebiliriz. Bir akademisyen olarak, Rojava devriminin, savaş koşullarına rağmen -hatta savaşa bir tepki olarak demeliyim- Kuzey ve Doğu Suriye’de üniversiteler geliştirmeyi başarmasına hayranlık duyuyorum. Azgın anti-entelektüalizmin yaşandığı bu günlerde hepimizin örnek alması gereken bir modeldir bu: Bugün dünyayı saran anti-demokratik dalgaya karşı koymanın güçlü bir yoludur. İşte bu yüzden Kürtlerin yanında durmalıyız.”
Mäder: Hukuk hiçe sayılıyor
İsviçre’den sosyolog ve Basel Üniversitesi’nden emekli Prof. Ueli Mäder: “Büyük güçler yeniden güçlünün kanununa yöneliyorlar. Uluslararası hukuku tutarlı bir şekilde korumak yerine, kendileri bu hukuku hiçe sayıyorlar. Bu da diğer ülkeleri adaletsizliği taklit etmeye ve uluslararası hukuku çiğnemeye teşvik ediyor. Bunun mağdurları bir kez daha Kürtler oluyor. Örneğin Rojava'da. Bu durum, dünyadaki tüm demokratik güçlerin daha fazla dayanışma içinde olmasını gerektiriyor: Uluslararası hukuk, sivil halkın korunması ve demokratik öz örgütlenme için.”
Roussopoulos: Rojava'yı savunun
Kanadalı yayıncı ve siyasi aktivist Dimitrios Roussopoulos: “Hayatı tehdit eden büyük sorunlarla karşı karşıya olduğumuz bir dünya durumunda ve fanatik tek tanrılı dinler tarafından kuşatılmış bir Ortadoğu’da, Rojava yalnızca akılcı bir duyarlılığın değil, aynı zamanda doğayla dengeli, bütünüyle yeni bir toplum biçimi kurmaya yönelik onurlu bir kolektif çabanın da örneği olarak öne çıkmaktadır. Rojava ve Chiapas, toplumsal yeniden inşa çabalarını kenara itmeye çalışan gerici güçlere karşı, kararlılıkla ve tutkuyla savunulmalıdır. Rojava’yı her ne pahasına olursa olsun savunun!”
Kilpper: Kürtler için özgürlük...
Almanya Berlin’de yaşayan, Norveç Bergen Sanat ve Tasarım Akademisi Profesörü Thomas Kilpper: “Kuzey ve Doğu Suriye Demokratik Özerk Yönetimi’ne yönelik saldırılar karşısında derin endişe ve ciddi rahatsızlık duyuyorum. Özellikle, NATO üyesi Türkiye’nin bu saldırılara açık biçimde dahil olduğu bir ortamda, NATO üyesi devletlerin sessiz kalması kabul edilemezdir. Kürt bölgelerinde yaşayan halklar için özgürlük talep ediyor, çatışmaların derhal sona ermesini istiyorum.”
Gupta: Direnişimizi birleştirelim
İngiltere’den yazar ve aktivist Rahila Gupta: “Suriye Geçici Hükümeti ordusunun ve onunla birlikte hareket eden Türkiye destekli milisler ile DAİŞ savaşçılarından oluşan güçlerin Halep’teki Kürt mahallelerine yönelik son saldırılarını, Kürt halkının geleceği açısından artan bir endişe ve kaygıyla takip ediyorum. Kadın özgürlüğünü ve çok-etnili, kapsayıcı bir anlayışı temel alan demokratik projelerin hedef alınması, bu kaygıyı daha da artırıyor.
Kürt halkına yönelik bu saldırıları, Dürzilere ve Alevilere karşı gerçekleştirilen saldırılar gibi, yalnızca insani nedenlerle değil, aynı zamanda Kürt siyasal projesinin, ABD emperyalizminin yeniden güç kazandığı bu karanlık dönemde ayakta kalan nadir umut kaynaklarından biri olması nedeniyle de kınıyorum. Trump’ın desteklediği Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara açısından asıl hedef, Kuzey ve Doğu Suriye'deki Demokratik Özyönetim’de (Rojava) demokrasinin ve laikliğin sona erdirilmesi ve petrol zengini bu bölgenin kurulmak istenen merkezi, İslami devlete zorla dahil edilmesidir.
Kürt halkıyla ve onların mücadelesiyle dayanışma çağrısında bulunuyorum. Tüm baskılara rağmen gösterdikleri direniş, Kürtlerin önemli bir azınlık olduğu ve temel haklarının uzun süredir ihlal edildiği İran’daki ayaklanmalar açısından da önemli bir rol oynamıştır. 2022’deki “Jin, Jiyan, Azadî” hareketi, Kürt bir kadın olan Jina Mahsa Amini’nin öldürülmesinin ardından ortaya çıktı; slogan Kürt kadınlarının mücadelelerinden alınarak tüm İran’da benimsendi. İslamcı rejimin baskısı, İran hapishanelerinde orantısız biçimde temsil edilen Kürt kadınlar ve erkekler üzerinde daha ağır hissedilmektedir. İran’daki direnişin diğer kesimleriyle birlikte, adem-i merkeziyetçi ve demokratik bir İran talebi sert bir şiddetle bastırılmaktadır.
Onların farklı bir gelecek için yürüttüğü mücadele, aynı zamanda ortak bir mücadeledir. Aşırı sağcı, milliyetçi ve anti demokratik güçlerin güç kazandığı tehlikeli bir dönemde yaşıyoruz. Kürt halkı bu sürecin en ağır yükünü taşıyan kesimlerden biridir. Gelin, kader ortaklığımızı kabul edelim ve Kürt halkının yanında duralım.”
Van Aken: Sessiz kalmayalım
Almanya Sol Parti (Die Linke) Eşbaşkanı Dr. Jan van Aken: “Sözde Suriye Geçiş Hükümeti güçleri bugün Rojava'yı tehdit ediyor - Bu demokratik özerklik ve konfederalizm projesi, Ortadoğu'nun demokratik geleceği için en büyük umutlardan biridir. Dayanışmamızı Kuzey ve Doğu Suriye'deki Demokratik Özyönetim ve Rojava halkına gösteriyoruz. Saldırılar, özgürlükçü bir özyönetim, kadın hakları ve sömürüsüz bir yaşam projesine yöneliktir. Dış politika sözcülerimiz Cansu Özdemir ve Eşbaşkan Ines Schwerdtner ile birlikte, Federal Hükümeti siyasi sorumluluğunu ciddiye almaya çağırıyorum: Saldırılar açıkça kınanmalı, Ahmed El-Şara'nın duyurulan devlet ziyareti iptal edilmeli ve uluslararası baskı - Birleşmiş Milletler çerçevesinde de - artırılmalıdır. Bu koşullar altında Suriye ile ilişkilerin normalleşmesi söz konusu olamaz. Demokrasi ve insan haklarını ciddiye alanlar Rojava konusunda sessiz kalmamalıdır.”
Mahmoud Patel: Alternatife saldırılıyor
Güney Afrika Kürt İnsan Hakları Eylem Grubu’nun Başkanı, hukukçu, akademisyen ve insan hakları savunucusu Mahmoud Patel: “Son on beş yıldır Rojava/Kuzey ve Doğu Suriye’de, emperyal, alt emperyal ve sömürgeci güçlerin sürekli baskısı ve tekrarlanan saldırıları altında, halkımız kolektif kapasiteye dayanarak ortak bir yaşam inşa etti. Kapitalizme ve ataerkiye karşı Rojava; kadın özgürlüğünü, ekolojik yaşamı ve demokratik öz yönetimi esas alan bir toplumu ileriye taşıyor. Bölge genelinde süren savaş koşulları ve bölge devletleri ile onların paralı güçlerinin şiddeti ve dayatmaları karşısında, Rojava’daki Kürtler, bir zamanlar imkânsız görünen bir yaşamı kurmak için kendi öz savunmalarına ve diplomasilerine yaslanıyorlar.
Kobanê’deki durum özellikle vahim. Kent şu anda bir yandan Suriye ordusu, diğer yandan Türk ordusu tarafından kuşatılmış durumda. Yedi gündür elektrik yok, suya erişim yok ve temel ihtiyaçlara güvenilir erişim sağlanamıyor. Bu koşullar altında, yaşamın kendisi ve insan olmak, koordineli bir kuşatmanın parçası olarak hedef alınmaktadır. Emperyalist bir güç ve kapitalist dünya sisteminin hegemonu olan ABD, bir toplumun özgürlük mücadelesiyle elde ettiği kazanımları kendi çıkarları için sömürmeyi hedeflemektedir.
ABD, Türkiye ve onların emperyalist müttefikleri, Kuzey ve Kuzeydoğu Suriye’de Kürtlere ve özgürlükten yana olan tüm halklara yöneltilen yıkımdan sorumludur. Bu arka plan karşısında, mevcut soykırımcı pratik yalnızca siyasi ve askeri terimlerle değil, aynı zamanda ideolojik derinliğiyle de anlaşılmalıdır. Kapitalist modernitenin güçleri, Kürtler üzerindeki baskıyı artırmak, onları kuşatmak ve kendi stratejik planları doğrultusunda araçsallaştırıp sömürmek için çabalarını koordine etmiştir. Bu saldırılar bir kez daha göstermiştir ki kapitalist modernitenin güçleri, kendi çıkarları uğruna tüm değerleri ayaklar altına alabilmektedir.
Demokratik fikri yok etmek istiyorlar
Buna karşılık Rojava’nın stratejik hattı açıktır: ortakları emperyalist devletler değil; kendi kaderini tayin hakkını, eşitliği ve alternatif bir toplumsal düzeni savunan küresel demokratik güçler, toplumsal hareketler ve sistem karşıtı aktörlerdir.
Reqa üzerinde DAİŞ bayrakları yeniden yükseltilmiştir. Cihatçı savaşçılar cezaevlerinden kaçmıştır. Kürt savaşçıların anısına dikilen heykeller yıkılmaktadır. On yıl önce Suriye’yi kasıp kavuran DAİŞ terörünü hatırlatan bir kâbus yeniden sahneye konulmaktadır. Bu noktada, işlerin nasıl olup da bu gerici çıkmaza sürüklendiğini açıklamak ve Kürt özgürlük mücadelesini ilerletecek dersleri çıkarmak hayati önem taşımaktadır.
Rojava’ya yönelik saldırı yalnızca Kürt toplumunun kazanımlarını yok etmeyi hedeflememektedir. Aksine, İsrail ve Türkiye gibi bölgesel aktörlerin yanı sıra başta ABD ve Avrupa devletleri olmak üzere uluslararası güçler tarafından desteklenen bu uluslararası planın amacı, demokratik bir Suriye ve demokratik bir Ortadoğu projesini ve fikrini yok etmektir.
Saldırı; yerel demokrasi, kadın özgürlüğü, etnik ve dini topluluklar için eşit haklar ve ‘üçüncü yol’ fikrine yöneliktir. Amaç, ulus-devletin, milliyetçiliğin ve güç siyasetinin ötesinde alternatiflerin mümkün olmadığını göstermektir. Bu nedenle Kuzey ve Doğu Suriye Demokratik Özerk Yönetimi, ya 2011 öncesi düzene dönmek üzere tam teslimiyete ya da bütünüyle fiziksel yok oluşa zorlanmaktadır.
Türk ordusunun ve onun Suriye geçici otoritesiyle birlikte hareket eden vekil güçlerinin uygulamaları, uluslararası hukukun açık bir ihlalidir. Türkiye’nin uluslararası hukuku ihlal ettiği yalnızca dayanışma gruplarının görüşü değildir; Avrupa Konseyi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi aracılığıyla 1959’dan bu yana Türkiye’yi 2800’den fazla kez mahkûm etmiştir.
Rojava’nın yanındayız
Mevcut Türk ve Suriye hükümetlerini çevreleyen dinci aşırılık yanlıları, Rojava’nın kendileri için askeri bir tehdit oluşturmadığını bilmektedir. Rojava onları, bölgede yaşamın nasıl olabileceğine dair alternatif bir vizyon sunduğu için tehdit etmektedir.
Her şeyden önce, Ortadoğu’daki kadınlara şu mesajı göndermenin hayati olduğunu düşünmektedirler: Hakları için ayağa kalkarlarsa, hele ki silaha sarılırlarsa, muhtemel sonuç sakat bırakılmaları ve öldürülmeleri olacaktır; üstelik büyük güçlerin hiçbiri buna itiraz etmeyecektir. Rojava yalnızca Suriye’yi, Türkiye’yi, Irak’ı ve İran’ı değil, dünyanın geri kalanını da kurtarmıştır.
Türkiye, Suriye’deki geçici otorite ve onların müritleri; soykırım uygulayarak ve insanları terörist ilan ederek halkların meşru kendi kaderini tayin taleplerini gayri meşrulaştırmaya çalışmamalı; bunun yerine onur ve insan hakları temelinde, savaşa değil diyaloğa dayalı siyasi bir çözüm aramalıdır. Her türlü yolla dayanışmamızı ifade etmeli ve daha iyi, daha insani bir dünya için Rojava ve halkının yanında dimdik durmalıyız.”













