‘Şair ilk kez oyunun dışına itilmiştir’

Toplum/Yaşam Haberleri —

Cihat Duman / Foto: Alp Esin

Cihat Duman / Foto: Alp Esin

  • Sanatçılar artık güzelin peşinde değiller. Çirkinliği teşhir etmek gibi sanatçı ideolojisine çok ters bir şeyin işçisi oldular. Zanaatkar oldular bir nevi.
  • Siyasetçinin dolandırıcısı, bürokratın hırsızı sevimlidir. Fakat bu çete, namussuzluğu öyle ustaca yaydı ki şaire şarlatanlık imkânı doğdu. Şairin sümsüğü, tembeli, sahtekârı iğrençtir.
  • Yazın şiirinizi, paylaşın instagram kanalınızdan arkadaşlar beğensin. Beğenildikçe onaylanın. Onayladıkça yozlaşın. Eleştiri kurumunu ise şeytanlaştırın.

 Vasatın İktidarı – 4 

 

MIHEME PORGEBOL

AKP’li 21 yılın sanatta ne tür değişim ve dönüşümler getirdiğini ele aldığımız “Vasatın Hegemonyası” başlıklı dosyamızın 4. bölümünde şiiri ele alıyoruz. İnsanlık tarihi için de Anadolu uygarlığı için de en eski ve güçlü sanatların başında gelen şiirin Türkiye’de AKP’yle nasıl bir dönüşüm geçirdiğini Cihat Duman’la konuştuk. “AKP, şairde sadece kulak kanatan bir parazitlenme yapmakla kalmamış, kelimenin tam anlamıyla bir parazit gibi şairin bünyesinde hasara sebebiyet vermiştir” ifadeleriyle AKP rejiminin şair üzerinde yarattığı tahribata değinen Duman, aynı zamanda “Baskı rejimlerinde güzel baştan çıkarılamaz, ancak uzaktan istimna edilir kendisine. Yani sanatçılar artık güzelin peşinde değiller. Çirkinliği teşhir etmek gibi sanatçı ideolojisine çok ters bir şeyin işçisi oldular” ifadeleriyle de sanat üretiminin içine düştüğü çelişkiye dikkat çekiyor.

Şiir her ne kadar çoğunlukla şairin koşulları ve iç dünyasıyla ilgili olsa da toplumsal ve siyasi gelişmelere bağlı olarak hem biçimsel hem de içerik anlamında değişip dönüşebilir. Bu bağlamda 21 yıllık AKP iktidarı Türkiye’de şiiri genel olarak nasıl etkiledi?

Siyasi kuvvetlerin şiiri etkilemesi entelektüel camianın üzerinde mutabakata vardığı bir olgu. Fakat şairin şairlik ideolojisi tüm yapay ideolojilere mukavemet eder. Sanatçı olma hali diyebileceğimiz, varlığı/eşyayı yoğururken yükselip, üretim safhasında “öbürküler” ile yapılan kirli işbirliği kabaca bir ideolojidir. Bu ideolojide parazitlenme olur mu? Şüphesiz AKP, şairde sadece kulak kanatan bir parazitlenme yapmakla kalmamış, kelimenin tam anlamıyla bir parazit gibi şairin bünyesinde hasara sebebiyet vermiştir. Şair kalma, her şeye rağmen devam ettirme, direnme ve mahremiyeti bozma pahasına halkla ilişkilenme vaziyeti, dış güçlerin etkisi ile doğallığını kaybetmiş ve mekanik hale gelmiştir. Sadece AKP değildir dış güç, emperyalizm, ruhsal veba denen nevroz, şekilcilik ve benzeri “çokmodern” şeyler de şairin ideolojisini, omurgasını hasara uğratmıştır. Şiir anadilde olup bitmesi gereken, çevrilemeyen bir sanat. Üzerinde başka dillerin heyulalarının gezdiği Türkçenin yürütücü gücü olan rejim, maalesef son 21 yılda tam manasıyla belasını bulmuştur. Rejime musallat olan bu yapı şiir başta olmak üzere tiyatro, müzik ve edebiyatı olumsuz etkilemiş, yozlaştırmıştır. Coğrafyada, şair ilk kez oyunun dışına itilmiştir. Günümüzde rejimin, rejimin yürütücüsü AKP ve avenelerinin bile şairleri yoktur. Muhalif şair de yoktur. Oyunun dışındadır. Bir rap sanatçısı kadar, youteber, influencer kadar itibar sahibi değildir. Halk da -şu cevabın başında öbürküler diye nitelediğim halk da- şaire zerre itibar etmez, onu şarlatan olarak görür. Şair artık şairin şairidir.       

 

Cihat Duman / Foto: Alp Esin

 

AKP, bir rejim değişikliğine gitti. Bu değişim herkesin hayatını ve düşünme, algılama, kavrama biçimlerini bir şekilde etkiledi. Şairin şiire dair kavrayışı, estetik ve imgeyle ilişkisi AKP iktidarı boyunca bir dönüşüm yaşadı mı? Söz gelimi, AKP’li rejim ‘güzel’e dair kavrayışı etkiledi mi?

AKP ortaklarını birer birer eleyerek, birbirlerine kırdırarak seviyeyi Ziya Gökalp’e kadar indirdi. Ziya Efendi’nin zekâsının neşvü nema bulduğu çağda kuvvetli geleneksel bağları olan şairler ortalamayı yükseltiyordu. Şimdi bu da mümkün gözükmüyor. Her hafta meydana gelen 300 olayda aveneler ırkçı sloganlarda birleşiyorlar (Suriyeli mültecileri coğrafyaya davet eden bir parti nasıl ırkçı olabilir bunu anlamak mümkün değil, ama oluyor). Adamların 20-25 farklı ırkçılığı var. Kadın cinayeti, mavi vatan, etin fiyatı, Rojava, ekonomik kriz, trafik kazası ve 300 farklı gelişme iktidarın nesebi gayri sahih bileşenlerince “vatan millet sakarya”ya bağlanıyor. Yav, düşünün, Gülşen’i hedef göstererek imam hatiplileri savunan herifin din düşmanlığı kitaplarıyla ünlenmiş yayınevi var. Bu dangalakların yüzünden ülkede mizaha ihtiyaç kalmadı ve 3-4 tane ünlü mizah dergisi kapandı. Mizah anlayışımızı değiştirenler elbette güzellik kavrayışımıza da değiştirecek. Baskı rejimlerinde güzel baştan çıkarılamaz, ancak uzaktan istimna edilir kendisine. Yani sanatçılar artık güzelin peşinde değiller. Çirkinliği teşhir etmek gibi sanatçı ideolojisine çok ters bir şeyin işçisi oldular. Zanaatkar oldular bir nevi. Stalin devrindeki Rus yazarlar gibi.     

Şiir yayıncılığı bu coğrafyada -belki de dünyada- her zaman rağbetin ve dolayısıyla da geri dönüşünün az olduğu bir alan oldu. Baskısı da azdır satışı da kritiği de. AKP dönemini bu anlamda değerlendirmeniz mümkün mü?

AKP’nin kendini pazara çıkardığı ve ortaklarıyla ilk operasyonları yaptığı 2009-2010’a kadar şiir kitaplarının satışları 1.000 civarındaydı. Yılda 300 kitap, her kitapla ilgili de kritikler çıkıyordu. Bu tarihten sonra tüm bunlar çeyreğine indi. Öyle kaldı. Bu azalarak devam edecektir. Şiir camiasındaki tarikatlar bile kapandı. Bir camia da kalmadı. Geçen sene kurduğum yayınevinden 5-6 şairin şiir kitaplarını bastım 1000’er adet, hepsi 250 adet sattı. Bunların arasında Orhan Veli de var. Ben, benden daha iyi yazdığına inandığım kişilerin kitaplarını neşreden bir yayıncıyım. Bu yönden baktığımızda bu kişilerin en azından bir kişiden daha iyi yazdıklarını iddia edebilirim. Kötü kitaplar da değillerdi.

Her ne kadar popüler kültür ve hızlı tüketimin etkisiyle vasatlığın tüm dünyada giderek bir çeşit hegemonya kurduğu yadsınamasa da bunun Türkiye için ayrı bir parantezde değerlendirilmesi gerekiyor bana göre.

Şairin çalması ve kendini tekrar etmesi işin tabiatında vardır. İnanın son yıllarda bu bile olmuyor. Şair çaldığını sanıyor ama becerememiş. Kendini, kendindeki kıymetli bir şeyi tekrar ederek güçlendirdiğini sanıyor ama bunu bile becerememiş. En basit iki meselede çuvallamışken bizim özgünlük, çığır açıcılık, evrensellik, kendini yeniden doğurmak, sahihlik aramamız bönlük olur. Çağdaş sanatçıya bir kedi çiz deseniz çizemez. Şaire aruz taklit et deseniz edemez. Rekor katılımlı konserlerde müzik yok, bir takım erkek adamlar iki eliyle mikrofonlarına sarılıp tek tip müzik eşliğinde küfür ediyorlar. Siyasetçinin dolandırıcısı, bürokratın hırsızı sevimlidir. Fakat bu çete, namussuzluğu öyle ustaca yaydı ki şaire şarlatanlık imkânı doğdu. Şairin sümsüğü, tembeli, sahtekârı iğrençtir. Daha da iğrenci şairin, şair olduğu halde dolandırıcı olduğunun farkına varmamasıdır. Şair zekâsı da denen şair ideolojisi saldırı altında derken bunu kastediyordum yukarıda. Sanatçı ideolojisi bir söyleşiye sığmayacak kadar karmaşık bir konu. Merak edenler için Otto Rank’ın kitaplarını tavsiye ederim.     

 

Cihat Duman / Foto: Alp Esin

 

2000’ler, 2010’lar gibi tarihlendirmelerle bir şiir tasnifi yapılıyor bildiğim kadarıyla. Bunlar arasındaki farkın şiir üzerinden politik ve teknik özellikleri neler?

Çağ artık yüz yılda bir atlanmıyor. Dünya bazen yirmi yılda bir çağ atlamakta. Şiirin devirlere bölünmesi de önemini yitirdi aynı şekilde. Şiiri on yıllık aralıklarla ele almak şiir tarihini daha rahat anlamak içindi. Garip ve İkinci Yeni’den sonra akım oluşmayınca akademisyenler kuşakları ele almak için böyle bir çare buldu. 70 kuşağı şairleri biz 70 kuşağıyız dememiştir zannediyorum. Bu terimler 1990’dan sonra uyduruldu. Dergi çevreleri, arkadaş ortamları, 10 yıllık dilimler tasnif için faydalı gerçekten de. Fakat bana şunu söyleyin: Kripto parayı, shopier sistemini, metaverseyi, mobil bankacılığı atlayan kişileri nasıl tasnif edeceğiz. Bu kişiler 20 sene önce de internet, sosyal medya gerçeğini atlamıştı. Şiir yapma biçimlerine, içeriklerine yansıtmamışlardı. Şiir, düzyazıyı hiçbir zaman öğrenemeyeceğimiz için önemlidir. Bir şair düzyazıdan kaçmanın 23 Haziran 2023’çesini bilmek zorunda.

Türkçe şiirde 2000’ler kuşağı son kuşaktı. Yılışık özne denen bir özneyi şiire getirdiler. Tıpkı Orhan Veli’nin nasırlı ayağı şiire getirmesi vakasında olduğu gibi de halk tarafından dehşetle karşılandılar. Sonrasında bu kişiler dağıldı ve daha gururlu öznelerle şiire devam ettiler. 2009’da sona eren bu akımdan sonra 14 yıldır yeni bir manifesto gelmedi. Günümüzde ikini yeni şiirinin versiyonları, slogancı şiirin versiyonları, birinci tekil şahıstan ikinci tekil şahsa yazılan ucuz aşk şiirleri, sahte deneysel şiirler ve gençlerin kendi rekabetlerinde öne çıkmak için yaptıkları abullabutluklar var. Tabii dini şiirler de yazılıyor. Bu dağınıklığın sebebi bir medyanın olmaması. Artık herkes medya patronu. Kimse kimseye muhtaç değil. Yazın şiirinizi, paylaşın instagram kanalınızdan arkadaşlar beğensin. Beğenildikçe onaylanın. Onayladıkça yozlaşın. Eleştiri kurumunu ise şeytanlaştırın. Ben kendisi ile dalga geçilmeyen, deli yerine konulmayan eleştirmen görmedim. Evet, bir medya yapılabilir. Bir şair örgütlenmesi twitterda paylaşılan her şiire 100 etkileşim verebilir. Böylece halk, şiirin ilgi gördüğünü anlar, ilgi gösterir. Ama yok işte. Kıskançlık var. Örgütlenme paranoyası var.    

Biraz da Türkiye’deki şiir okuyucusunu değerlendirebilir misiniz?

Tamamı istihbaratçıdır. Şair oldukları er ya da geç bir gün ortaya çıkar. Ve en önemli özellikleri şiir okumamalardır. Şiir kitapları bende 2-3 metre uzunluğunda. Şimdi bu kitaplar ince olduğu için sayı vermek kafaları karıştırabilir. Hadi 4 metre şiir kitabım var diyelim. Geçim sıkıntısı olmasa her gün 5 cm şiir okurum. Yine de günde en az iki milim şiir okuyorum. Çünkü yazmak istiyorum. Şiir, tüketilmeden üretilecek kadar plastik değil. Ninni, büyü gibi tekrardan beslenen bir sanat.

Bugün yazılan şiirlerin gelecekte topluma ve toplumun iç dünyasına nasıl bir etkisi olur. Bir tahmininiz var mı?

Şiir ölmeyecek. Sinema ölür şiir yine ölmez. Tiyatro ölecek. Roman ölmek üzere. Müziği bilmem. Ben bugüne yazmıyorum açıkçası. Gelecekte yolunu kaybetmiş birileri var. Onlara yazıyorum. Görüyoruz ki epik de değişmiş. Eskiden kahramanlar geçmişten çıkardı şimdi gelecekten çıkıyor demek. Bazı duygular kaybolacak, bazı duygular icat edilecek gelecekte. Biz biraz da duygu kaydı tutuyoruz. Ressamları ve müzisyenleri insanüstü, imrenilesi buluyorum genelde. Fakat şairler de fena değiller bence. Cemal Süreya olmasa, içinde bulunduğu durumun aşk olduğunu fark edemeyecek 10.000 genç yaşıyor şu an ülkede.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2024 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.