Savaşın seyri

Aykan SEVER yazdı —

7 Eylül 2022 Çarşamba - 08:30

  • Ukrayna savaşıyla birlikte dünyanın genelinde yaşanan ekonomik kriz boyutlandı. Geniş kitleler savaşın yarattığı tahribatı, yoksulluğu daha yakından yaşamaya başladı.

 

Mevcut postmodern karakterli yeniden paylaşım savaşı özellikle Ortadoğu, Afrika ve Uzakdoğu’da genişleme ve boyutlanma eğiliminde. Savaş elbette uluslararası sermaye çevreleri ve sağcı politikacıların bizzat tercihlerinin eseri olsa da giderek bütün dünyaya kanıksatılan bir fetiş hâline geldi. Dünya iklim krizinin dehşeti ve savaşın dili, aklı, davranış kalıplarının baskısıyla boğucu bir hapishaneye, adeta içinden çıkamadığımız bir kâbusa dönüşüyor.

Savaşın genel seyrine kısaca göz atalım. ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi, geçtiğimiz haftalarda Tayvan’a ziyarette bulundu. Bu adım ABD’nin savaşı bölgede tırmandırma ve Çin’i çevreleme stratejisine uygun bir politika. Sonrası da bazı ziyaretler ve açıklamalarla bu provokatif yaklaşım desteklendi. Son olarak ABD Savunma Bakanlığı ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Tayvan’a 1,1 milyar dolarlık silah satışını onayladığını açıkladı.

Çin de bölgede askeri faaliyetlerini artırarak buna karşılık verdi. Tayvan ise geçen hafta Çin’e ait bir dronu düşürdü. 
Rusya’nın Çin ve Hindistan’ın da dahil olduğu Doğu Sibirya ve Japon Denizi gibi Uzak Doğu'dan yerlerin seçildiği "Wostok 2022" adı verilen kapsamlı bir askeri tatbikat başlatması bu bölgede savaşın yayılma seyrini güçlendiren öğelerden biri olarak değerlendirilmeli. 

Ortadoğu’da ise TC’nin Rojava ve Güney Kürdistan’a saldırıları ve işgal tehdidi sürüyor. İran, ABD ile nükleer anlaşmayı yenileme arayışının yanı sıra bölgede İsrail’e karşı cepheyi genişletme uğraşından vazgeçmiş değil. Ayrıca Irak’taki siyasal kriz Tahran yönetimine bu yönde yeni imkanlar sunuyor. Fakat içeride de tedbir almayı ihmal etmiyor. İran 50’yi aşkın kentte olası “biyolojik, radyolojik ve kimyasal saldırıları” önlemeye yönelik savunma sistemleri yerleştirildiğini açıkladı. 

İsrail devleti ise olası nükleer anlaşmayı engelleme derdinde. Tel Aviv yönetimi Suriye’de İran hedeflerine saldırılarını artırdı. Lübnan’ı ve Filistin’i sürekli baskılıyor. Bu politikalarına geçen hafta Yemen’de İran yanlısı güçlere ait olduğunu iddia ettikleri bazı hedefleri vurmayı da ekledi. Şimdilik Husiler bu saldırıya karşılık vermedi ama mesafe uzak olsa da ellerindeki füze, drone vb. şeylerle saldırı yapma potansiyelleri var.

ABD ise Ürdün’de, Ürdün ve 28 ülkenin katıldığı 4-15 Eylül arasında sürecek bir askeri tatbikat başlattığını açıkladı. ABD ayrıca Mısır’la Akdeniz’de askeri tatbikat yaptı.

Afrika’da ise Libya yeniden gerilirken, Etiyopya ve Eritre yönetiminin Etiyopya’da yaşayan Tigray halkına karşı ortak operasyon başlatması dikkat çekiyor. Bu savaş maalesef bir soykırıma dönüşme potansiyeli taşıyor.
Özetle sıcak çatışma ya da savaşı genişletmek, tırmandırmak ne kadar dünya ve insanlık karşıtı aynı zamanda akıl dışı bir eylem olacaksa da maalesef gündemde.

Neo-faşist kabarma
Ukrayna savaşıyla birlikte dünyanın genelinde yaşanan ekonomik kriz boyutlandı. Geniş kitleler savaşın yarattığı tahribatı, yoksulluğu daha yakından yaşamaya başladı. Buna tepkiler de artıyor, Sri Lanka ve Ekvador’daki isyan çarpıcı örnekler arasındaydı.

Son olarak Çekya, Macaristan, Polonya, İtalya, İngiltere, Fransa ve Almanya’da yaşanan grevler, gösteriler özellikle kış yaklaşırken halk hareketlerinin genişleyeceğinin işareti. Egemen kesimler sonuçta (halklar adına bazı kazanımlar olsa da) Sri Lanka ve Ekvador örneğinde olduğu gibi iktidarlarını korumayı ve restore etmeyi becerdiler. Fakat bu stratejinin her yerde başarılı olmayacağı ve sadece bir sonraki isyana kadar “çare” olabileceğini muhtemelen onlar da görüyor. Bu yüzden gelişebilecek halk hareketlerini neo-faşist kanallara akıtmak bugünkü tercihleri arasında. 

Geçtiğimiz günlerde ABD Başkanı Biden’ın Cumhuriyetçileri ve Trump’ı “faşist tehlike” olarak nitelemesi sadece ara seçimlerde etkili olmak için tercih edilmiş bir laf olarak okunmamalı. Biden ideolojik sınırları itibarıyla ne olayın gerçek mahiyetini algılasa ne de bu neo-faşist gelişmeye karşı ciddi bir adım atmasa da; bu Trump’la simgelenen neo-faşist akımın sadece ABD’de değil dünya çapında tırmandırıldığı gerçeğini değiştirmiyor. Amerika’da göçmen karşıtlığının haritası her gün genişliyor. Avrupa’da ise halihazırda olan benzer örneklerin yanına yakın zamanda İtalya’da neo-faşist Giorgia Meloni yönetimi eklenirse şaşırmamalı.

Ayrıca Arjantin, Şili, Brezilya başta olmak üzere bölgedeki diğer ülkelerde de sermayenin desteğini alan neo-faşist kesimler iktidara gelmek ya da tutunmak için provokasyonlara başvurabilirler. Maalesef zor zamanlar bizi bekliyor…

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2022 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.