Şehit Sidar Amed Yoldaşın Anısına...

Forum Haberleri —

10 Ekim 2021 Pazar - 23:00

.

.

  • Cevabını aradığın sorular seni Amed’in kûçelerinden özgürlük dağlarına götürürken, bizleri de sana, davana olan aşkının yüceliğine sürükledi.

Amargi Arhat Ba

Asırlardır kadere inandırılan bir halkın çocuğu olmak, her yaşanana boyun eğmeyi de farzeder. Oysa adaletsiz bir savaşın yaşattığı acılar, kan ve gözyaşı, tanrının buyruğu değil, yüreklerinde inançlarını çoktan yitirmiş  tanrı kılıklı zalimlerin oyunlarıdır.

Yıllarca topraklarımızın inleyişi kulaklarımızı tırmalarken susmak, duymamazlıktan gelmek, oluruna bırakmak veyahut tarihin bu kirli sahnelerine seyirci kalmak, namertlik değil de neydi?

Göz görmeye, kulak işitmeye, akıl farketmeye mûktedirken, özgürlüğün ve adaletin gökten bahşedileceğini sanmak, başkalarından medet ummak en büyük çaresizlik değil miydi?

Cevabını aradığın sorular seni Amed’in kûçelerinden özgürlük dağlarına götürürken, bizleri de sana, davana olan aşkının yüceliğine sürükledi.

Sen çocuk oyunların ardında, dağa uzanan zorlu yollarda vardın, Kürdistanlı olmanın bilincine. Sanki her adımda yıllar önce tekrarlanan ilk cümleyi anımsıyor, ‘Kürdistan sömürgedir’ diye kendi dilinden fısıldıyordun zihnine.

Sen Amed sokaklarında taş atan çocuklar kimliğini geride bırakırken, kayalıkların zirvelerinde güneşe selam duran bir gerilla canlanıyordu gözlerinde...

Belki de böyleydi bir Kürt çocuğu olmak, aynı badem ağaçlarının yaprakları gibi; en önce çiçek açarken, ilk dökülen olmayı da göze almak.

Bu yüzdendi hayata böyle erken atılırken, bazen de henüz baharken kendi dallarından kopmak. Ama şarkıda denildiği gibi değil miydi?  Elbet bir bildiği vardı bu çocukların, kolay değildi öyle genç ölmek.

Sen kendinden öncekilerin, özgürlük uğruna göze aldıklarını, bedellerini düşünürken, onlarla aranda tek bir duvar örmeden karar vermiştin yol almaya. Ama hala o çocuktun işte.

Sen hala Amed’in dar ve uzun sokaklarında bir elinde kuru ekmeği, bir elinde umudu, yüreğinde güzel günlere olan inancıyla dolaşan o küçük çocuktun.

Sen bildin, dağ gülüşlerini hepimizin yüreğine ekmeyi, her kimlikte kendi gülüşünden bir iz bırakmayı. Bu yüzden daha ilk günden yıktın ayrıksılığı, hep bizden, hep dağlarımızdan oldun. Bildin ki gülümseyişin kurtarır her cümleyi yüreğin esaretinden.

Dost sıcaklığında, zafer tadındaki gülüşünde saklı duran bilinmezlikler kaç yılın acısını saklıyordu kim bilir?

Sen, yüzünün ve yüreğinin güzelliğini Mezopotamya topraklarından alan delikanlı... Çünkü en iyi sen bilirdin ne açlık, ne sussuzluk, onursuzluktur öldüren insanı... Ve çoktan öldürdüler insanlığı daha boy vermemiş bir filizi kopararak toprağın göğsünden ve 23’ünde bir gencin bile kanına susayarak...

Şimdi nasıl anlatılır bir yiğidin toprağa devrilişi?

Seni geçmiş zaman kiplerine yer vermeden yazıyor ve anıyoruz. Çünkü geçmedi, bugün ve yarınımızsın sen bizim. Yeter ki sen tıpkı her portrende olduğu gibi gülümse. Gül ki karanlıklara bir demet ışık hüzmesi olsun gülüşün. Yaşam sırlarının perdeleri aralansın, mahzun bakışlarının ardı sıra uzanan gizemi seyre dalalım...

Sen dağlardan dağlara vurdun ezgilerini. Sesin Dola Mara’dan Mamreşo’ya, Kartal’a, Adilbeg’e kadar yankılanırken, en çok sende sevmiştik hêvî şarkısını ve tüm türkülerini...

Her adımda güleç, her yerde emek,  her anda cesaret dolu 6 yıl geçirdin Avaşin’in en güzel dağlarında.

En çok da Adilbeg’de. Mahir ve Rêberler, Botan ve Eylemler, Aras ve Agirlar ile kocaman bir emek bahçesiydi Adilbeg. Sen orada öğrendin gerillacılığı. Adilbeg denince akla ilk gelen isimdin, şimdi Adilbeg denince en çok yüreğe dokunan gerilla. Adilbeg’in kayalıklarına çarpıyor hala sesin, yankısı ulaşıyor kulaklarımıza.

İmandı çalışmak sende, özgürlüğe iman, zafere iman... Karıncanın küçücük bedenine su damlasını yükleyip ateşi söndürmek için, kan ter içinde koşuşturması gibi, inançlı ve en az bir kardelen kadar inatçı. Böyle renk katmıştın yaşamın en güzel tablosu PKK’ye.

Bazen durgun bir su, gerektiğinde en sert rüzgarlar kadar coşkun ve durdurak bilmezdin.

Ne türküler yakıldı ne mısralar dizildi güzelliğiniz uğruna; yine de hiçbir kelime anlatamadı özgürlüğe olan sevdanızı ve güneşe bir kez olsun dokunabilmek için o engin sabrınızı... Sabrın sonu hep eylemdi sizin zamanınızda, eylemin sonu devrim.

Senin hep eylem yollarında olduğun Zagrosların sınır hatlarında, ayrılan ve bölünen her gerçeği tekrar aynı hakikatte buluşturmak içindi sıktığın her mermi. Bu yüzden hep eylemciydin. Ve böyle eylem dolu yirmi dört mevsim devirdin Avaşin zamanında...

Sen ve senin yoldaşlarının emekleri ve gülüşleri ile yarattığı uçsuz bucaksız güzelliklerin tam ortasında 23’ünde bir yangın... Nisan henüz yağmur sonrası toprak kokusunu çekmeden, Apoculuğun yoldaş güzelliğinde yaratılan cennet bahçesinde 23’ünde cehennemi bir tufan...

Ve sen, sana tüm bilmelerini, sana yoldaşlığı ve devrimciliği, sana seni kazandıran Avaşin’i işgal etmeye çalışanların üzerine yürüdün durmadan.

Çünkü sen daha ilk günden, en başından beri tüm görevlerini devrimci sorumluluk ile yerine getirmiş, hep başarmıştın. Şimdi de görevlerin, yüklerin en ağırı vardı genç omuzlarında.

Mamreşo’da şehit düşürülen 7 yürek yoldaşının intikamı senin, Bahoz’un, Canpolat’ın, Agir’ın, Mahir’in ve Adil’in sıcak namlusundaydı.

11’inde Mayıs’ın, celladın üzerine giderken korkmadın bir an bile ölümden. Sen, ellerin silahında yiğitçe dövüşmeye giderken, gökyüzünde dolaşan o ölüm makinelerinin sesiyle anladık tekrar o gerçeği.

Onlar sizin düşmanınız dahi olamazdı. Onlar sizin karşınıza çıkacak cesareti dahi gösteremezken, neyar olmayı bile başaramıyorlardı. Senin de dediğin gibiydi çünkü, düşmanı bile yiğit olmalıydı insanın!

Evet, celladın üzerine giderken korkmadın ölümden, çünkü çürümeye yüz tutan bir ceset, soğuk parmaklar değildi ölmek, ölmek hatırlanmamak, ardında bir iz bırakamamaktı. Oysa sen hala yürüdüğün patikalarda,acımızda, sevinçlerimizde yaşayacağını biliyordun.

Böyle eylemli gidişin gururlandırsa da, bir matem de bırakmışsın ardında. Seni ifade edememek sol yana saptırılmış bir sancı. Gözlerindeki elaya serpiştirilmiş hare hare yeşilde vasiyetin duruyor.

Çağrın ulaşıyor bize arşınlayarak yüce dağları. Adın her anıldığında gayri ihtiyari bir tebessüm yayılıyor yoldaşların yüzünde. Gülüşlerin, şiirlerin, sesin ve eylemlerinle sen...

Dola Mara’da, Adilbeg’de, Avaşin’de nereye baksak sen....

Sen de bu tablonun en göz alıcı renklerinden biri olmuşsun; baktıkça eskimeyen, hep yeni anlamlar doğuran bir portre gibi... 

 

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.