Şengal üzerindeki hesaplar

Rohat BARAN yazdı —

29 Kasım 2020 Pazar - 23:00

  • Türkiye, ABD ile aralarında uzun süreden beri var olan bir anlaşma ve plan söz konusu olmaktadır. Karabağ’dan başlayıp Medya Savunma Alanlarını ve tüm Başûrê Kurdistan’ı işgal ederek aslında İran’ı tümden bir çemberin içine alarak ABD’nin saldırılarında kullanılır pozisyonda olduğunu göstermek istiyor.

Bağdat yönetiminin 10 bin asker göndermesiyle birlikte Şengal’e yönelik dayatma ve saldırılar yeni bir boyuta taşırılmış bulunuyor. Irak’ta bu kadar istikrarsızlık durumu hakimken, Bağdat’ta halk sürekli sokaklardayken, etnik ve inançlar arası gerilim ve çatışmalar çok yoğun yaşanıyorken, Irak yönetiminin ayakta kalıp kalmayacağı henüz tam belli değilken Bağdat yönetiminin bu kadar gücü Şengal’e gönderme cüretini nereden aldığı konusu sorgulanıyor. Irak yönetimi kendi iradesiyle mi bu güçleri sevk ediyor, İran mı bunu istiyor, yoksa bütün bunların arkasında ABD ve TC mi bulunmakta? ABD ve TC bulunmaktaysa bundan kim ne çıkar sağlayacak konuları derinliğine incelemeyi gerektiriyor. Bu konuda çeşitli senaryolar çiziliyor.

Irak ordusunda yer alan, ama İran’a bağlı bulunan Haşdi Şabi milisleri önemli bir güç durumunda. Irak siyasal yapısında da bir etkisi bulunmakta. Qasim Süleymani ve Haşdi Şabi komutanı El Mühendis’in hedef alınmasının bir nedeni de Irak’ta Haşdi Şabi’nin, Lübnan’da da Hizbullah’ın etkisinin kırılmasıydı. Sonuç aldı mı, almadı mı tartışma konusudur, ama bir iç hasara yol açtığı söylenebilir. Diyelim ki İran bu gücü harekete geçirip Şengal’i denetimine alarak ABD tarafından koparılmak istenen Şii koridorunu oluşturmak istiyor, o nedenle de şimdi Şengal’e askeri güç gönderdi. Ancak gönderilen gücün içinde Haşdi Şabi bulunmamaktadır. Bazı kaynaklarda çok kısmı olduğu yönünde bilgiler bulunmakta. O halde bu saldırının arkasında İran’ın olduğunu söylemek pek gerçekçi olmaz.

Şengal’e yönelik saldırının arkasında hangi gücün bulunduğu zaten bellidir. Daha 9 Ekim’de imzalanan Şengal’i işgal planı gündemde yokken ABD yönetimi Şengal’den PKK’nin çıkarılacağını söyledi, sonrasında da malum anlaşma imzalandı. ABD, Türkiye ve KDP neden bunu dayatıyor konusuna gelmeden önce KDP ve Bağdat yönetiminin Şengal’i işgal planı imzaladığını 9 Ekim 2020 günü açıklaması konusuna da değinmek gerekir. Bu tarihte Kürtler açısından iki önemli şey olmuştur, birincisi, Önder Apo’ya yönelik uluslararası komplonun başlangıç günüdür, ikincisi ise Serêkaniyê ve Girê Spî’ye yönelik saldırılar aynı konsept temelinde bu tarihte başlatıldı. Bu bir tesadüf değildir. Siyasette tesadüf olmaz. Türk devleti de ABD de tarihlere çok fazla önem vermektedir. Demek ki KDP de bu tarihi belirleyerek başlatılan komployu sürdürmek istediğini ifade etmiş olmaktadır.

Şengal’de yaşanan gelişmeleri ABD’nin Ortadoğu siyasetinden daha fazla da İran’a yönelik politikalarından bağımsız ele almamak daha gerçekçi görünmekte. Genel tabloya bakıldığında İran’ın da kuşatılmak istendiği anlaşılmaktadır. Aslında Trump’ın iktidarı bırakmayacağı yönündeki beyanları, Pompeo’nun ikinci Trump dönemi başlayacak biçimindeki sözleri de bundan bağımsız değildir. İran’a müdahale edilecek, büyük bir savaş olacak, bu savaş içinde Trump da koltuğu bırakmayıp rakiplerini tasfiye edecek ve iktidarına devam edecekti.

Lübnan, İsrail, Suriye, İran, Irak ve Ermenistan’da yaşananlara bakılırsa durumun vahameti daha iyi anlaşılır. Lübnan’da gerilim giderek artmakta. Limanda patlatılan gemiden sonra ABD gibi güçlerin müdahalesi için güçlü bir zemin oluşturuldu. Hükümet yıkıldı, Hizbullah’ın etkisi tümden kırılmak isteniyor. Bunun için de şu anda ABD’nin çeşitli alanlarda güç yığdığı yönünde bilgiler dolaşmakta. İsrail, İran’ın Suriye’deki güçlerini belli aralıklarla vuruyor. Şam yönetimine baskı uygulayıp İran’ın etkisinden çıkarmaya zorluyor. Şam’da vurdu, Derezor’un Ebu Kemal bölgesinde vurdu, başka yerlerde vuruyor. Bu saldırıların daha da yaygınlaşacağını söylemek için kahin olmaya gerek yok.

Amaç belli, İran etkisindeki güçlerin birbirleriyle bağları tümden koparılıp hedefler minimalize edilerek boğmak istenmekte. Bunun belli düzeyde ayakları oluşturuldu, ancak İran’a yönelik müdahale için desteğini almayı önemli gördüğü bir güç daha bulunmakta, o da Türk devleti olmaktadır. Türk devletinin Karabağ’a kadar gitmesini, Başûrê Kurdistan’ı işgal saldırılarını arttırmasını, şu anda Bağdat yönetiminin Şengal’e 10 bin asker göndermesini de ABD’nin bu politikasının bir parçası olarak değerlendirmek daha doğru gözükmekte.

KDP de sonunda avucunu yalayacağını bilmeden, acaba benim çıkarıma ne düşecek deyip ham hayaller içine girmektedir. 2014 Ağustos’unda Neçirvan Barzani BBC’ye verdiği bir mülakatta Şengal’de bir daha Irak yönetiminin olmayacağını söylemişti. Kendilerine bağlı güçler zaten arkasına bakmadan kaçmıştı. Yine Kerkük’ü bir gecede bıraktılar. Şimdi ise kendisinin de hiçbir kâr sağlamayacağı, sadece Özgürlük Hareketi’ni sıkıştıracağını düşündüğü böyle bir konseptin içinde yer alıyor. Neden? Mantıklı hiçbir izahı yok. Ya Kürt düşmanlığıdır ya da klasik deyimle belirtirsek, benim olmayan kara toprağındır, anlayışıdır.

Geriye Türk devleti kalıyor. Türk devleti zaten sıkışık durumda. AKP iktidarı bu durumdan kurtulmak için ABD’nin politikalarına daha fazla güdümlü hale gelecek. Ancak fırsattan istifade Özgürlük Hareketi’ni de darbelemeyi hedeflemektedir. Öyle anlaşılıyor ki, ABD ile aralarında uzun süreden beri var olan bir anlaşma ve plan söz konusu olmaktadır. Karabağ’dan başlayıp Medya Savunma Alanlarını ve tüm Başûrê Kurdistan’ı işgal ederek aslında İran’ı tümden bir çemberin içine alarak ABD’nin saldırılarında kullanılır pozisyonda olduğunu göstermek istiyor. ABD, TC, KDP anlaşmasıyla Bağdat yönetimine bu adımı attırmaları da ABD’nin TC’yi bu üs olarak kullanma karşılığında bir pazarlık konusu haline getirdiği ve ABD’ye kabul ettirdiği söylenebilir. ABD, İran’a karşı Türkiye’yi kullanacak, Türkiye de Başûrê Kurdistan’ı işgal edecek, PKK’yi Başûr’dan tümden çıkaracak, Şengal’i de Irak’ın denetimine sokacak! Hesabın bu yönde olduğu net bir biçimde görülüyor.

Diğer yandan Özgürlük Hareketi üzerinde 2003-2004 sürecine benzer bir konsept devreye sokulmuş durumda. Geçmiş süreçte PKK içeriden çökertilip tasfiye edilmek istenirken, şimdi dışarıdan saldırı ve müdahalelerle bu dayatılıyor. Bu güçler yıllardır PKK’ye karşı savaşıyorlar, ama daha karakterini öğrenmemişler. PKK zorun zoru koşullarda savaşır ve güçlü çıkışlar yapar. Nitekim 2003 tasfiyecilik sürecinden çok büyük çıkışlar yaptı, bu saldırılardan da bunu yapacaktır.

Şengal’e 10 bin asker gönderilmesinin bir de bu boyutu bulunmaktadır.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.