Sınıfın 'Gizli Yaraları'

Nevra AKDEMİR yazdı —

5 Temmuz 2021 Pazartesi - 10:12

  • İşçi sınıfı heterojense mücadele de kesişimsel olmalı. İşçi sınıfı, sermayedarın örgütlediği bir üretim sürecinde çalıştığı saatler veya ürettiği ürün başına belirli bir ücretle çalışan, bu ücret olmaksızın uzun vadede insani standartlarda yaşaması mümkün olmayanlardan oluşan ve içinde yaşadığımız toplumun büyük çoğunluğundan oluşan grubu anlatıyor bugün.

Pek çoğumuzun kendini içinde bulduğu halde, ortaklığı görünmez kılan deneyimlerimiz var. Örneğin, bir sivil toplum kuruluşu ve devlet kurumunda çalışıyorsanız, sermayedar tarafından örgütlenen bir üretim değildir maaşınızı aldığınız alan. Yine de ücretli işçisinizdir, zira belirli bir saat karşılığı anlaşmış olduğunuz şartlarda çalışıyorsunuzdur. Sendikanız vardır, toplu sözleşme yapma hakkınız vardır, pek çok işçiden daha iyi koşullarda.

Bazen, kendimizi küçük ortağı zannettiğimiz zararına ortak olup, bir şekilde karından payımızı alamadığımız işletmelerde çalışıp, çalışmak için anlaştığımız zamanın çok üzerinde bir adanmışlıkla var oluruz o mekanlarda. Zira o mekanlar siyasi hedeflerle de kurulmuş olabilir ve politik görevler ile kar/iş birbirine karışır. Bir başka örnek ise eğitim adı altında çalıştığımız, korkunç miktarda CV’de yazacak bir deneyim dışında hiçbir şey kazanmadığımız çıraklık ve staj işleridir. Ücret çok düşük verilir veya sadece boğaz tokluğudur karşılığı emeğinizin. Bugün istatistiklerde ölümcül faaliyetlerin bile bu minvalde örgütlendiğini görürüz.

Bir başka iş ise dijital alanda çalışan şirketlerin hem müşterisi hem çalışanı hale gelip üstüne para verdiğimiz durumdur. Kafanız karıştı değil mi? Örneğin, Youtube’a içerik yüklediniz ve bunu paylaştınız. Hatta içinizden geçen cümleleri Facebook ve Twitter’da paylaştınız ve bol da etkileşim aldınız. Siz bu andan itibaren bu adı geçen şirketlerin üretim döngüsünün içine girmiş bulunuyorsunuz, hem müşteri hem de işçisi olarak. Karşılığı ödenmeyen emek ve artı-değer kavramının alanı bir anda nasıl da genişliyor. Sosyal medyada hem direniş hem reklam hem demokrasiden bahsedilirken aslında, sömürü görünmez bir zincirle evlerimize böylece geliyor değil mi?

Örnekler artırılabilir. İşçi sınıfına kendini dahil görmeyip çalışan, memur, gazeteci, avukat, flanör, yazar, emekli, ev kadını, seks işçisi, öğrenci olarak nitelendirenlerin pek çok insan var. Dahası işçi sınıfı deyince akla gelmeyen, sınıfa dair mücadelenin taleplerinde yer almayan ve hatta mücadeleleri “kimlik” kategorisinde değerlendirilip görünmez kalan kocaman bir kitle var. Hetero-Patriyarkal-Kapitalizmin tüm devlet ve piyasa şiddetine rağmen, gündelik hayatımızın içinde tartışılmaz kabul edilen yerini bu sayede sağladığını da görmemiz şart. Kapitalizm demek yerine, neden böyle uzunca tanımlamalar kullandığımızı merak eden var mı? Dönüp gazetelerin üçüncü sayfa haberlerine, polis şiddetine karşı “isyan” sesiyle Taksim’e çıkabilen grupların kim olduğuna baksın o halde.

Kimlik sınıfa içkindir. Sadece toplumsal cinsiyet eşitsizliğinden değil, ırksal ve inançsal eşitsizliklerde de kapitalizmin sömürü ve baskı araçlarını çeşitlendirdiğini görüyoruz bugün. Aynı zamanda farklı coğrafyalardaki mücadelelerin gücüne göre, sermayedarların ve devlet gücünün piyasa ilişkilerine bu kimlik gerilimlerini kattığını da görüyoruz. Siyah hayatı önemlidir (BlackLivesMatter) sloganıyla büyük protestoları ile ABD’yi sarsan hareketin, nasıl da kapitalistler tarafından reklam aracı haline getirildiğini görüyoruz. Kadın mücadelesinin “pinkwashing” denilen veya LGBTİ+’ların onur ve varlık mücadelesinin Disneyleştirme adı verilen şenliklere dönüştürülerek sermaye birikimi döngüsüne içerilmesini görmezden gelemeyiz. Zira bu durum mücadelenin gücünü gösterdiği gibi, sınıfsal olduğunun da üstünü örterek izole ve risksiz alanlara çekme halidir. Zira LGBTİ+ aktivistler teşhir ediyor mesela VW’i: Almanya’da reklamlaşan o güzel kampanyayı, Türkiye ve Macaristan’da yapmadığınızı ve bizleri yok etmeye çalışan hükümetleri desteklediğinizi görüyoruz.

Kapitalist birikim modeli, pandemiyle beraber daha fazla hanelerin içine girdi, kadın üstüne yakılmış olan karşılığı ödenmeyen emek zamanını daha fazla el koyar hale geldi. Bu durum hetero normatif aile zemininde örgütlenmiş patriyarkal kapitalizmle mücadelenin de daha inceltilmiş yollarını ve biçimleri üretmeyi zorunlu kılıyor. Sınıf cinsiyetli ve katmanlı olarak kurulmuş olduğu için, mücadeleyi de böyle kurmak zorundayız.
Not: Başlık Richard Sennett ve Jonathan Cobb’un 1972 yılında yazdıkları eserin başlığından alınmıştır.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.