• Dilan Cudi Saruhan’ın yaklaşık on yıllık üretimini bir araya getiren “Bir İhtimal Gökyüzü” sergisi, sanatçının cezaevi öncesinde, cezaevinde ve tahliye sonrasında ürettiği çalışmalarına odaklanıyor.
  • Sanatçı, farklı dönemlerde ortaya çıkan eserler aracılığıyla  sınır, hafıza, beden ve özgürlük arasındaki ilişkileri sorgularken, kişisel deneyimlerin toplumsal ve politik hafızayla kesiştiği alanları araştırıyor.

AZİZ ORUÇ/İSTANBUL

Bir duvar, bir tel, bir kapı ya da gökyüzüne açılan bir pencere… Dilan Cudi Saruhan’ın çalışmalarında bu unsurlar, insanın hareketlerini ve dünyayla kurduğu ilişkiyi biçimlendiren sınırlara dönüşüyor. Sanatçının “Bir İhtimal Gökyüzü - Îhtîmaleke Asîman” adlı kişisel sergisi, bu sınırların içinde başka olasılıkların nasıl kurulabileceğine odaklanıyor.

22 Eylül–21 Kasım tarihleri arasında Tütün Deposu’nda izleyiciyle buluşan sergi, Dilan Saruhan’ın yaklaşık on yıllık üretim sürecini kapsıyor. Farklı dönemlerden eserleri bir araya getiren sergi, mekanın insanı nasıl biçimlendirdiği, nesnelerin hafızayı nasıl taşıdığı ve hayal gücünün sınırlı koşullarda nasıl alan açabildiği sorularını tartışıyor.

1993’te köy boşaltmaları nedeniyle Eruh’tan İstanbul’a göç eden bir ailenin çocuğu olarak İstanbul’da doğup büyüyen Dilan Saruhan, Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Heykel Bölümü’nde lisans ve yüksek lisans eğitimi aldı.

2017’de “anayasal düzeni bozmaya teşebbüs” suçlamasıyla tutuklanan Dilan, bu suçlamadan beraat ederken “örgüt üyeliği” suçlamasıyla dokuz yıl hapis cezası aldı. Yedi yılı aşkın süre cezaevinde kalan sanatçı, Yargıtayın kararı bozmasının ardından 2024’te “yurtdışına çıkış yasağı” alarak tahliye edildi.

Saruhan’la sergisi, üretimindeki dönüşümü, sınırlar ve özgürlük arasındaki ilişki üzerine konuştuk.

İhtimali düşünmek bir alan açıyor

Serginin adının, ulaşılmış bir özgürlükten çok özgürlüğün mümkün olduğuna dair düşünceyi ifade ettiğini söyleyen Dilan Saruhan, gökyüzü herkes için ortak görünse de ona bakabilmenin, ulaşabilmenin ve onu hayal edebilmenin koşullara göre değiştiğini ifade ediyor. Dilan, “ihtimal” sözcüğünü bu nedenle önemsiyor: “Çünkü her şeyin kesinleştiği, sınırların çizildiği bir yerde ihtimali düşünmek bile başlı başına bir alan açıyor. Üretimlerimde de uzun zamandır bunu araştırıyorum. Bazen bir duvar, bir tel, bir kapı, bir beden ya da bir hafıza üzerinden... Hep bir sınırın yanında başka bir olasılığın ortaya çıktığını düşünüyorum. ‘Bir İhtimal Gökyüzü’ benim için ulaşılmış bir özgürlükten çok, özgürlüğün hâlâ mümkün olduğunu düşünmekle ilgili. Bazen insanın elinde kalan en önemli şey, bir şeyin gerçekleşeceğine dair kesinlik değil, gerçekleşebileceğine dair ihtimal oluyor.”

On yıllık üretimden sınırların izine

Sergideki işleri tek bir deneyimin devamı olarak görmeyen Dilan, yaklaşık on yılda hem yaşamının hem de sanat pratiğinin değiştiğini söylüyor. Buna karşılık sınırlar, hafıza, beden, mekan, kontrol ve insanın kendisine ait bir alan yaratma ihtiyacı, farklı dönemlerde yeniden karşısına çıkıyor.

Cezaevi deneyiminin önemli bir kırılma yarattığını belirten sanatçı: “Ondan önce de bu meselelerle ilgileniyordum, sonrasında da başka biçimlerde devam ettiler. Bu sergi biraz da bu sürekliliği görünür kılıyor. Hayat, malzemeler, biçimler değişiyor ama bazı sorular insanın peşini bırakmıyor.”

Sorunun başlangıcı

Eserleri arasından seçim yapmanın kendisi için zor oluğunu söyleyen Dilan, sergideki her işin, başka bir zamana ve ruh haline ait olduğunu ifade ediyor: “Bazıları bir dönemin kaydını tutarken bazıları yeni bir soruyu başlatıyor. Bazı meseleler ise yıllar sonra başka biçimlerde geri dönüyor. Erken dönem işlerinde sınır, kapatılma ve dışarıyla ilişki daha belirgin. Daha sonraki işlerde ise aynı meselelerin beden, korunma, hafıza ya da kendine ait bir alan yaratma üzerinden değiştiğini görüyorum. Bu nedenle benim için asıl ilginç olan tek tek eserlerden çok, işler arasındaki bu görünmeyen ilişkiler.”

Çizimler hafızanın izini taşıyor

Sergideki çizimler, Dilan’ın farklı dönemlerde yaşadığı deneyimlerin ve duygularının izlerini taşıyor. Dilan bunu çizmenin, bir şeyi açıklamaktan çok onun izini tutmanın bir yolu olarak açıklıyor. Bazı çizimleri yaparken neden yaptığını bilmediğini, kimi zaman bir duygunun, görüntünün ya da anın doğrudan kağıda geçtiğini anlatıyor: “O dönemde kelimelere dökemediğim şeylerin çizimlerde kendine bir yer bulduğunu fark ettim. Bu nedenle bugün o çizimlere baktığımda sadece yaşadığım olayları hatırlamıyorum. O zamanki duygumu, bedenimi, düşünme biçimimi de hatırlıyorum.  Bazı çizimler bana çok uzak geliyor, bazıları ise hâlâ şaşırtıcı biçimde canlı. Sanırım hafıza böyle bir şey. Bazı şeyleri unutuyoruz ama bedenimiz onları başka biçimlerde saklamaya devam ediyor. Çizim de benim için bu saklama biçimlerinden biri oldu."

Sınırdan ihtimale

Dilan’ın çalışmalarında sıkça karşılaşılan duvar, tel örgü, kapı, pencere, gökyüzü ve yol, yalnızca fiziksel unsurlar olarak yer almıyor. Sanatçı, mekanın insanın bedenini, hareketlerini ve duygularını nasıl değiştirdiğiyle ilgileniyor: “Bir duvar sadece bir duvar değil. Bazen bir sınır, bazen bir koruma, bazen bir engel. Bir kapı geçiş ihtimalini de, geçememeyi de taşıyor. Bir pencere dışarıyı gösterirken aynı zamanda içeride olduğumuzu hatırlatıyor. Bu yüzden mekanlar işlerimde biraz da insanın dünyayla kurduğu ilişkinin biçimine dönüşüyor.”

Zamanla mekana bakışının da değiştiğini belirten Dilan, başlangıçta dışarıdan belirlenen sınırlara odaklandığını, sonraki işlerinde ise insanın kendi alanını nasıl kurduğu, bedenin mekanla nasıl ilişki geliştirdiği ve küçük bir alanın nasıl sığınağa ya da özgürlük alanına dönüşebildiği üzerine düşündüğünü söylüyor ve ekliyor: “Dolayısıyla benim için mekan hem bizi sınırlayan hem de yeni bir ihtimal yaratabileceğimiz bir yer.”

Başka türlü bakabilme alanı

Dilan’a göre baskı ve denetimin yoğun olduğu koşullarda sanat, yaşananları temsil etmenin ötesine geçerek yeni alanlar açabiliyor. Sanatın kendisi için yaşanan deneyimlerle başka bir ilişki kurma imkanı olduğunu söyleyen Dilan, her deneyimin doğrudan anlatılmasının mümkün ya da gerekli olmadığını belirtiyor. Bir malzeme, çizgi, nesne ya da beden hareketinin başka bir dil kurabileceğini ifade ediyor: “Yaşadığım şeylerin beni tamamen tanımlamasına izin vermeden, onları dönüştürebileceğim bir alan. Bu anlamda bir kaçış değil. Daha çok, bulunduğun yerden başka türlü bakabilme imkanı.”

Malzemenin taşıdığı hafıza

Kumaş, saç, tel, kağıt ve hazır nesneler gibi çok farklı malzemelerin tercih edilmesinde malzemenin taşıdığı hafıza ve geçmişin büyük önem taşıdığını belirten Dilan şöyle devam ediyor: “Bir malzemenin dokusu, ağırlığı, kırılganlığı, geçmişi ve bedenle kurduğu ilişki benim için önemli. Kumaşın bedene yakınlığı, saçın kişisel ve bedensel oluşu, telin hem çizgi hem sınır gibi davranabilmesi ya da kağıdın hem hafızayı taşıması hem de kolayca zarar görebilmesi işin anlamını doğrudan etkiliyor. Bazen malzemeyi seçtiğimde henüz ne yapacağımı bilmiyorum. Malzemeyle ilişki kurdukça iş kendini göstermeye başlıyor. Malzeme yeni bir anlam kazanabiliyor. Eski bir nesne başka bir bağlama girdiğinde başka bir şeye dönüşebiliyor. Benim için sanat biraz da bu dönüşümle ilgili.”

İzleyiciyle yeni anlamlar kazanıyor

Dilan, işler sergiye taşındığında anlamlarının da izleyicinin deneyimleriyle genişlediğini söylüyor. Bir malzemenin, görüntünün ya da küçük bir ayrıntının başka hayatlara ait anıları çağırmasını önemsiyor: “Hafızanın yalnızca kişisel olmadığını düşünüyorum. Bazı duygular ve deneyimler birbirinden çok farklı hayatlarda bile birbirine değebiliyor. Bir izleyicinin bir işin karşısında uzun süre sessiz kalması da benim için bir tepki. Her karşılaşmanın kelimelere dönüşmesi gerekmiyor. Serginin benim için önemli taraflarından biri de işlerin izleyiciyle birlikte yeni anlamlar üretmeye başlaması.”

On yıl önce ve bugün

Sergiyi hazırlarken on yıl önceki hali ile bugünü arasında hem büyük bir mesafe hem de şaşırtıcı bir yakınlık kurduğunu dile getiren Dilan, bugün eski işlerine baktığında o zamanki halinin bazı sorularını hâlâ taşıdığını, ancak artık aynı sorulara başka yerlerden baktığını ifade ediyor. Devamında ise şunları belirtiyor: “Bir zamanlar sınırı daha çok dışarıda arıyordum. Bugün sınırın bedenimde, hafızamda, ilişkilerimde ve günlük hayatta nasıl ortaya çıktığını da düşünüyorum. Cezaevi deneyimi elbette bu bakışta önemli bir kırılma yarattı. Ama sonrasında üretimim sadece bu deneyimin etrafında dönmedi. Tam tersine, hayatın başka taraflarına, bedene, doğaya, korunmaya, hareket etmeye, hatırlamaya ve kendine ait alanlar yaratmaya doğru genişledi. Bu nedenle sergideki işleri bir ‘önce’ ve ‘sonra’ olarak görmüyorum. Daha çok birbirine cevap veren farklı zamanlar olarak görüyorum.”

Alan açma ihtiyacı değişmedi

Sözlerini serginin merkezindeki ana fikri özetleyerek tamamlayan Dilan, bakışının değiştiğini, ancak “bir alan açma ihtiyacının” değişmediğini vurguluyor. Dilan, “Düşünmek, nefes almak, hayal etmek ve başka bir ihtimalin mümkün olduğunu hissedebilmek. Belki ‘Bir İhtimal Gökyüzü’ de tam olarak burada duruyor. Geçmişi anlatan ama yalnızca geçmişte kalmayan; bugünden bakarak geleceğe doğru açık kalan bir ihtimal olarak” diyor.