• Centre for Kurdish Affairs'ten Xezal Özcan: “Britanya’ya ilk göç dalgası siyasal şiddetin sonucuydu. Bugün ise ekonomik görünmesine rağmen siyasetin ürettiği yapısal koşulların içinden çıkıyor.”
  • “Gelir güvencesizliği, düşük ücretler, konut sorunu, kamu kurumlarına güvensizlik ve uzun vadeli bir gelecek kuramama, gençlerin göç kararlarını etkiliyor.”

BARIŞ BALSEÇER

Kürtlerin Avrupa'ya göçü uzun yıllardır güvenlik, siyasal baskılar ve zorla yerinden edilmelerle şekillendi. Son yıllarda ekonomik gerekçeler daha görünür hale gelse de bugünkü göçü yalnızca işsizlik ya da gelir kaybıyla açıklamak mümkün değil. Londra merkezli Centre for Kurdish Affairs'ten (Kürt İlişkiler Merkezi) Xezal Özcan’la Britanya'daki Kürt halkının göç deneyimini, tarihsel sürekliliğini ve yeni göç dalgasının arkasındaki nedenleri konuştuk.

Kürtlerin Britanya’ya göçü nasıl başladı? Bugünkü göç dalgası geçmişten hangi yönleriyle ayrılıyor?

Britanya’daki Kürt varlığının önemli bir bölümü doğrudan siyasi şiddetin, devlet baskısının ve kitlesel travmaların sonucudur. Maraş Katliamı, 1980 darbesi, Diyarbakır Cezaevi, köy boşaltmaları ve Kürt kimliğine yönelik baskılar, Kuzey Kürdistan’dan gelen birçok aile için belirleyici olurken; BAAS rejiminin saldırıları, Enfal, Halepçe, zorla yerinden edilmeler ve köylerin yıkılması da Güney Kürdistan’dan gelenler için belirleyici oldu.

İlk büyük göç dalgası ağırlıklı olarak siyasiydi. İnsanlar yalnızca daha iyi bir yaşam arayışıyla değil, güvenlik, kimlik, hayatta kalma ve siyasi sığınma ihtiyacıyla geldiler. Bugün ise yeni gelen gençlerin önemli bir bölümü hâlâ baskı, güvensizlik ve bölgesel çatışmaların etkisini yaşıyor. Ancak göçün günlük dili giderek daha ekonomik bir nitelik kazanıyor. Tabii bu, siyasetin göç üzerindeki etkisinin ortadan kalktığı anlamına gelmiyor. Tam tersine, ekonomik göç olarak görünen hareketliliğin arkasında çoğu zaman kötü yönetim ve güvenlik baskısı bulunuyor.

Dolayısıyla eski ve yeni göç dalgalarını birbirinden tamamen koparmamak gerekir. İlk dalga daha açık biçimde siyasal şiddetin sonucuydu. Bugünkü göç dalgası ise ekonomik görünmesine rağmen siyasetin ürettiği yapısal koşulların içinden çıkıyor.

Kürt gençlerini göçe iten temel nedenler neler?

Bugünkü göçü yalnızca “işsizlik” başlığıyla açıklamak yetersiz kalır. Gençlerin kararlarını etkileyen daha geniş bir tablo var: Gelir güvencesizliği, düşük ücretler, konut sorunu, kamu kurumlarına duyulan güvenin zayıflaması, liyakat yerine kişisel bağlantıların belirleyici olduğu düşüncesi ve uzun vadeli bir gelecek kuramama hali.

Güney Kürdistan’da maaş krizleri, ekonominin yeterince çeşitlendirilememesi, kamu sektörüne bağımlılık, patronaj ilişkileri ve genç istihdamındaki zayıflık, göç baskısını artırıyor. Kuzey Kürdistan açısından ise ekonomik nedenlerin, uzun yıllara yayılan kimlik baskısı, güvenlik politikaları, köy boşaltmaları ve bölgesel eşitsizliklerle birlikte değerlendirilmesi gerekiyor.

Buradaki temel mesele şu: Gençler öngörülebilirlik de arıyor. Kendi ülkesinde kaldığında neyle karşılaşacağını bilemeyen genç, göç etmeyi tercih ediyor. Göç kararı çoğu zaman bir tercihten çok risk hesabına dönüşüyor.

Son yıllardaki göç için kullanılan "Kürdistan'ın insansızlaştırılması" tanımını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ortada ciddi bir risk bulunuyor: Kürdistan’ın genç, eğitimli ve üretken nüfusunu kaybetmesi. Gençlerin gitmesi, toplumun beşeri sermayesinin, mesleki kapasitesinin ve kurumsal geleceğinin zayıflaması anlamına geliyor. Eğitimli iş gücünün kaybı, ailelerin parçalanması, yerel ekonomilerin daralması ve toplumsal güvenin aşınması da bu sürecin sonuçları arasında yer alıyor. Kürdistan’ın sorunu yalnızca nüfus kaybetmesi değildir. Ülkenin geleceğini taşıyacak kuşak da dışarıya itiliyor. Bu nedenle göçü yalnızca bireysel hareketlilik olarak okumaktan ziyade kalkınma, güvenlik ve yönetişim meselesi olarak ele almak gerekir.

Avrupa'nın göç politikalarındaki temel çelişki nedir?

Göçmenler Avrupa’da çoğu zaman iki farklı biçimde görülüyor: Siyasi alanda “sorun”, emek piyasasında ise “ihtiyaç”. Avrupa’nın tutumu ise çelişkili. Bir yandan sınırlar sertleştiriliyor, sığınmacılar siyasi tartışmalarda hedef haline getiriliyor ve göç, caydırıcılık dili üzerinden ele alınıyor. Diğer yandan ekonomisi göçmen emeğine ihtiyaç duyuyor. Bu ihtiyaç özellikle düşük ücretli, güvencesiz ve denetimin zayıf olduğu; tarım, inşaat, temizlik, bakım, lojistik, restoran, paketleme ve kayıt dışı işler gibi sektörlerde görülüyor.

Dolayısıyla kapılar tamamen kapalı değil. Kapılar seçici, eşitsiz ve çoğu zaman kontrollü bir belirsizlik içinde yarı açık tutuluyor. Bu ara alan ise insan kaçakçılığı ağlarının ve ucuz emek piyasalarının işine yarıyor.

Avrupa'ya ulaşan Kürt göçmenler en çok hangi çalışma koşullarıyla karşılaşıyor?

Avrupa’ya varmak, birçok kişi için güvenli ve düzenli bir yaşamın başlangıcı olarak görülüyor. Ancak özellikle hukuki statüsü belirsiz, dili yetersiz ve sosyal ağı sınırlı olan yeni göçmenler açısından tablo daha karmaşık. Birçok göçmen düşük ücretli, uzun çalışma saatlerine dayanan, güvencesiz ve çoğu zaman denetimsiz işlere yöneliyor. Bazı durumlarda bu modern kölelik sınırına yaklaşıyor. Borçlandırma, pasaporta el koyma, barınma koşullarını çalışmaya bağlama, ücret ödememe ve hareket özgürlüğünü sınırlandırma gibi uygulamalar, insan ticareti ve zorla çalıştırma riskiyle birlikte değerlendirilmelidir. Avrupa’nın bu konudaki sorumluluğu açıktır. Göçmen emeğine ihtiyaç duyan ekonomiler, bu emeğin haklarını da güvence altına almak zorundadır.

Centre for Kurdish Affairs bu alanda nasıl bir rol üstlenmeyi hedefliyor?

Centre for Kurdish Affairs, iki yönlü bir işlev üstlenebilir. Birincisi, Britanya’daki karar alıcılara Kürt göçünü genel göç başlığı içinde kaybolmadan, kendi tarihsel ve siyasi bağlamı içerisinde anlatmak. İkincisi ise Kürt aktörlerle birlikte yasa dışı göçü besleyen mekanizmaları daha görünür hale getirmek. Kaçakçılık ağlarının hedef alınması gerekir. Ancak bu yapılırken Kürtlerin kendisi bir şüphe nesnesi haline getirilmemelidir. Sahadan gelen bilgi ve deneyimin politika süreçlerine dahil edilmesini sağlayarak yasa dışı göçle mücadeleyi önleme, bilgilendirme ve hukuki koruma temelinde daha etkili hale getirebiliriz.

***

Rakamlarla Kürt göçü

2021 Nüfus Sayımı'na göre İngiltere ve Galler'de Kürt kimliğiyle kayıtlı 93 bin 947 kişi bulunuyor. Bu sayı, 2011'e göre yaklaşık iki kat artarken, halk temsilcileri Britanya'daki Kürt nüfusunun 200 bin ile 250 bin arasında olduğunu tahmin ediyor. Nüfusun büyük bölümünü Kuzey Kürdistan'dan gelenler oluştururken, son yıllarda Güney Kürdistan ve Rojava'dan göç de artış gösteriyor.

Kürdistan Bölgesel Yönetimi'nin 2023 yılı nüfusu 6,56 milyon olarak kaydedildi. Üniversite mezunlarının yüzde 38'i yurt dışına gitmeyi planlarken, 2020-2023 yılları arasında 36 bin ila 38 bin gencin Avrupa'ya göç ettiği belirtiliyor. Genç işsizlik oranına ilişkin tahminler ise yüzde 27,2 ile yüzde 37,2 arasında değişiyor. 2024’te ise toplam sığınma başvurusu 108 bin 138 ile rekor seviyeye ulaştı. Başvuruların 2025 ve 2026'da düşüş eğilimine girdiği gözlemleniyor.

Fidye istendi

Göç sırasında riskler de sürüyor. 2025 yazında Başûr’dan İngiltere'ye gitmeye çalışan 300'den fazla genç, Libya'da bir milis grup tarafından kaçırıldı. Kaçırılanlardan kişi başı 5 bin dolar fidye istendi, ödeme yapmayanlar ise organlarının alınacağı tehdidiyle karşı karşıya kaldı.