‘Sokaklarda oluk oluk akan Kürt kanı’

Forum Haberleri —

15 Temmuz 2021 Perşembe - 23:00

  • Şu soruyu sormamız gerekmez mi? Sokaklarda oluk oluk Kürt kanını kim akıtıyordu? İngiliz orduları mı? Fransız orduları mı ya da dışardan buraları işgale gelmiş her hangi bir güç mü bu kanı akıttı? 

SAVAŞ FIRAT

Kimi zamanlar yapılan değerlendirmeleri kimin yaptığını bilmeden takip ettiğinde insan doğru tespit yapamıyorsa ortada bir sorun vardır. Yapılan değerlendirme ya gerçeği yansıtmıyordur ya da değerlendirmeyi yapan kişi kendisini kamufle ediyordur. Bu durumlarda göze çarpan belirgin bir tutarsızlık vardır. Tutarsızlık dediğimize bakmayın, en hafif deyimle tutarsızlıktır. Erdoğan’ın Amed’de yaptığı değerlendirmeler için de benzer bir tespit yapmak mümkün.

Şöyle bir husus var: Bu tespitleri olduğu gibi algılayıp değerlendirme yaptığımızda, kim ve kim adına bu tespitleri yapıyor? İnsan, konuşmaları yapan kişinin Türkiye cumhurbaşkanı değil de başka bir ülkenin başkanı yapıyormuş gibi bir algıya kapılıyor. Peki, neden böyle bir pozisyonla bu değerlendirmenin yapılması ihtiyaç olarak görülüyor? 

Sürecin sorumluluğunun üzerinde olmadığı, tuzu kuru birisinin yapmış olduğu bir değerlendirme olsa insan anlam vermekte zorlanmaz. Ama bu değerlendirmeleri yapan Erdoğan olduğunda insanın neler oluyor? diyesi geliyor aklına. 

Cümle aynen şu biçimde kullanılıyor: “Sokaklarda oluk oluk Kürt kanı akarken siz elinizde saz türkü söyleyerek mi hizmet ediyordunuz.” Bu eleştirileri bir kürdün herhangi bir dünya halkına veya devletine yaptığı bir sitem olarak duymak insanı belki şaşırtmaz. Hatta ve hatta bir Kürt dostunun dile getirmesi de insanı şaşırtmaz. Ama Tayyip Erdoğan gibi birisinden insan duyduğunda işte insanın inanmadığı ve şaşırdığı an devreye girmiş oluyor. 

Şu soruyu sormamız gerekmez mi? Sokaklarda oluk oluk Kürt kanını kim akıtıyordu? İngiliz orduları mı? Fransız orduları mı ya da dışardan buraları işgale gelmiş her hangi bir güç mü bu kanı akıttı? Bu sorularımızın cevabı evet ise, Erdoğan’ın söylediklerinin bir anlamı olur. Eğer bu soruların cevabı evet değilse, o zaman tanımlamayı doğru yapmak lazım.

Gerçeklerin ters yüz eden bir uzman kişi…

Zira bu kanın akıtılmasının baş sorumlusu ve kanı akıtanın ta kendisidir Erdoğan. Planlamasını yapan, güçlerini bir araya getiren, talimatını veren ve savaştıran kişidir Erdoğan.

Bunu tarih ve toplum hafızasına o kadar derin bir şekilde kazıdı ki kimsenin unutturma ve sökme imkanı yoktur. Peki, bu gerçekliğin bu kadar derin bir şekilde bilindiğini bilmesine rağmen ifade biçimini bu kadar değiştirmesinin arka perdesinde neler olabilir?

Erdoğan’ın siyasal geçmişi çark edilmiş keskin virajlarla doludur. Viraj aldığında ilk elden yapılan, en büyük ve tarihi hataları suç ortaklarına yükleme de uzmandır. Kendisi hep masum ve kandırılan olmuş, hatta ve hatta iyi niyeti suistimal edilmiş kişidir. Şimdi böyle bir sürecin sinyalleri biçiminde anlaşılabilecek sözler olarak da yorumlanabilir. Mevcut ortaklarıyla kendisini geleceğe taşıyamayacağının kaygılarını taşıdığı için onları bırakıp yeni arayışlar içerisine girme de olabilir. Bunları zaman gösterecek; farklı olasılıklar hep gündem de duruyor. 

Bununla bağlantılı çözüm sürecine ilişkin yapmış olduğu değerlendirmeler de görmezlikten gelinmeyecek kadar çarpıtmaları içeriyordu. İlginç ve manidar olan ise, kamuoyu önünde cereyan eden ve kendisinin bizzat ağzından çıkmış ve belgelenmiş sözlerine rağmen bu süreci bitirenin HDP olduğunu ısrarla dile getirmesidir. Kendisinin başlattığını ama HDP’nin bitirdiğini ısrarla ve üzerine basa basa söylemesindeki mesaj ne olabilir?

Erdoğan, Kürt halkının artık sadece söylenen sözler üzerinden kendisine inanmayacağını çok iyi bilmektedir. Halkımız karşısında suçluluk psikolojisini yaşamakta ve bu suçluluk psikolojisiyle kendisini halkın gözünde temize çıkarmaya çalışan bir değerlendirmeye ihtiyaç duymaktadır. Üst perdeden yapılan tüm değerlendirme ve suçlamaların hepsi bu derin suçluluk durumunun dışa yansımasıdır. Yarın Kürt halkı ve temsilcileriyle ilgili ve ilişkili bir söz söylemek veya onlarla yeniden konuşmak zorunda kaldığında kendi elini güçlendiren bir psikolojik hamle olarak yansımaktadır. 

Lakin sorun, bundan sonrası için şurada yatmaktadır: Erdoğan, istediği kadar kendisini Kürt dostu olarak göstermeye çalışsın, kimse onun Kürt dostu olduğuna inanmaz. Hele hele Kürt halkı buna hiç inanmaz. Bu noktadaki manevralarla kendisini kurtarma şansı yoktur.

Konuyla bağlantılı Kürt özgürlük hareketi ve kurumlarını, onun siyasal temsilcilerini ise Kürt halkının düşmanı olarak göstermeye çalışmakta onu kurtaracak bir güçlü değerlendirme değildir. Yaptığı bu değerlendirme ile halkı özgürlük hareketinden uzaklaştırma imkanı da yoktur. Peki bu hususları Erdoğan ve akıl hocaları bilmiyorlar mı? Elbette ki biliyorlar. Hem de bizden çok daha iyi biliyorlar. 

Bu değerlendirmelerin oturtulduğu temel ayakların ne kadar sağlam olduğu ve bu ayaklar üzerinden Erdoğan ve ekibinin ne yapmaya çalıştığını zamanla göreceğiz. Ama şunu çok net gördük. Eski ortaklarıyla bağları zayıflamış ve bu ortakları kendisini geleceğe taşıyabilirler mi noktasında kaygı duymaktadır; Türkiye ve Kürdistan’da dayanabileceği başka bir güç de kalmadığı için yeniden özgürlük hareketi üzerinden hesaplar yapmaya çalıştığı anlaşılmaktadır. Büyük bir çark ediş mi yoksa çok daha pervasızlaşarak daha büyük bir saldırı mı ikilemi gün geçtikçe kendisini dayatmaktadır. 

Bu ikili ruh haliyle yapmış olduğu Diyarbakır çıkarması acaba Erdoğan’ı kurtarmaya yetecek mi?

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.