Surdan atılan tabut

Toplum/Yaşam Haberleri —

21 Ekim 2021 Perşembe - 20:00

Amedli gençlerin eylemi sergiyle ilgili çeşitli mecralarda süren tüm tartışmalara nokta koydu

Amedli gençlerin eylemi sergiyle ilgili çeşitli mecralarda süren tüm tartışmalara nokta koydu

  • Kuşkusuz bu eylem faşizmin sanat politikalarına karşı geliştirilmiş politik bir eylemdir. Bu eylemi sanata müdahale olarak okumaktansa, egemenlerin sanat vasıtasıyla sürdürdükleri politikalara karşı yaşamsal bir cevaptır. Dayatılan kuru kafa özdeşliği, boyalı metal tabutlara hapsedilmeyi reddeden bir varlık beyanıdır. Dayatılan ölümün reddidir.

 

MİHEME PORGEBOL

Bütün devletler kendi hakimiyetinin tesis ve garantisi için olabildiğince kompleks ilişkiler içerisinde varlıklarını dayatır, propagandalarını üretir. Bu kompleks ilişkiler bütünü ilk bakışta çelişik dursa bile hitap ettiği kitlenin tüm birimlerine ulaşma çabasının gerektirdiğidir. Söz gelimi özgür bir toplum vaadinde aileyi kutsamanın çelişkisi belirginken kutsanmış bir ailenin içerisinde annenin konumunu tartışmaya açmak toplumsal değerlere savaş açmak anlamına gelebilir. Bu çelişkiyi görünmezleştirmek ise lisân ve yaşantı ilişkisinin ötesinde bir iletişim olanağı veren, imge ve metaforları araçsallaştırabilen sanatın görevi olarak belirir. Söz gelimi; Alman toplumunun önüne yepyeni, kadim bir ulusal tarih koyan Hitler, faşizminin temsiliyeti nâmına gamalı haç figürünü bizzat kendisi tasarlar. Burada belirginleşen çelişki yepyeni ve kadim sözcüklerinin tutarsızlığıyken bu tutarsızlık gamalı haç sembolüyle görünmezleşerek faşizmin sahibine bambaşka bir hitabet olanağı sunar. "Hani, o daha önce hiç duymadığımız kadim tarih?" diye sorduğunuzda "İşte burada!" denerek gamalı haç gösterilebilir artık.

Sanatın iktidarlarla ilişkisi

Sanata dair değerlendirmeleri bugün bile belirleyici bir konumda tutulan Antik Yunan filozofu Aristoteles, Poetika'sında ideal sanatın ilkelerini tek tek sayarken de homojen bir toplum yaratımında sanatın işlevini sıralıyordur aslında. Dolayısıyla devletlerin elinde sanat, iktidarların hayal etikleri tahakkümün toplumsal kabulü için araçsallaşır. Bu bağlamda Ahmet Güneştekin'in Amed Keçi Burcu'nda açtığı sergi ve ardından politik bir eylemle sonuçlanan eleştiriler bize sanatın iktidarlarla ilişkisi üzerine düşünmemizi gerekli kılar. Düşüncelerin sonucunda birkaç çelişki belirir ve tıpkı gamalı haç örneğinde olduğu gibi bu çelişkiler sembollerle görünmezleşir.

Daha iyi anlaşılabilmesi adına: AKP iktidarında Kürtçe üzerindeki baskılar herkesin malumuyken belirgin bir örnek olarak gece gündüz Kürtlere hakaret yayınları yapan TRT Kurdi'nin faşizmin dil politikasını görünmezleştirmesi gibi: "Hani Kürtçe serbestisi?" diye sorduğunuzda "İşte burada!" denerek TRT Kurdi gösterilir. MKM'nin 30'uncu yıl etkinliği yasaklanırken "Hani Kürt sanatının özgürlüğü?" diye sorduğunuzda "İşte burada!" denerek Keçi Burcu'ndaki sergi gösterilir.

Gel gelelim Güneştekin'in sanatının iktidarlar için ne ifade ettiğine. İktidar ilişkilenmeleri, intihaller ve sosyal statü bağlamında yıllardır sanat ve siyaset dünyasında tartışılan bir isim olarak duran Güneştekin nasıl olur da Kürtleri temsilen dünyaca ünlü bir isim olarak tanınmaya başlar? Kendisinin isteği üzerine ailesinden bağımsız değerlendirdiğimizde de işgal altındaki Kürdistan'da garnizon komutanları, devletin vali ve kayyumları, sermayedarlar ve işgal aklama mekanizmasından başka hiçbir görevi olmayan medya ilişkilenmeleri Güneştekin'in politik anlamda durduğu yerin fotoğrafını önümüze sererken; ilişkide olduğu kişilerin birincil fail olduğu soykırım ve katliam politikalarına karşı bir sanatçıya nasıl dönüşebilir? Tarihin en uzun sokağa çıkma yasağının uygulandığı Sur'da oranın yerlisinin bile ziyaretine kapalı olan ve en son adeta bir fethin gözdağıymışçasına dev Türk bayraklarının asıldığı Keçi Burcu'nda ne oldu da Güneştekin'in metrelerce büyüklükte sergi afişi asıldı? Bu soruların yanıtı zaten bugüne dek yazılıp çizilenlerce verildi ve herkesin malumu.

Devletin propagandası

Peki Güneştekin eserleriyle bize ne anlatmak istiyor? Serginin muhatabı tartışmaları şimdilik bir kenarda dursun: Hiç kimse kaybettiği yakınını kuru kafalarla hatırlamak istemez. Serginin adından yola çıkarsak, sergi mekânı göz önünde bulundurulduğunda her birinin "adını yazdığım kişileri hafızanıza kuru kafa şeklinde kazıyın" mesajı belirir. Bu mesaj kime? Kuru kafaların müsebbiplerine mi? İyi de onlar açılışa çelenk gönderdi ve binlerce kilometre uzakta kendi iktidarları için siyasetlerini üretmeye devam ediyorlar. Eğer sanatçı burada yaşanan travmanın sınırlarını aşıp kuru kafayla özdeşleşmeyi avangard bir tercih olarak yapmışsa bile yukarıda bahsettiğim sebeplerden ötürü iktidar izniyle gerçekleşebilmiş bu sergi, mevcut formuyla bir denetim mekanizmasının propaganda aracına dönüşmüş olur. Yani "Benim denetimimde kuru kafalık gerçekliğinizi kabul edin" anlamına gelir. Bu da apaçık bir faşist tehdittir.

O metaller neden boyandı?

Serginin "Çürüme" adı verdiği ve numaralandırışmış onlarca renkli tabuttan oluşan bir diğer enstalasyonunu hafıza ve mekan diyalektiğinde değerlendiren Özgür Amed, "Bu sergi daha önce İstanbul, Bakü ve Avrupa’nın çeşitli yerlerinde açıldı. Hatırladığım kadarıyla bir tartışma çıkmadı. Bugün ise tartışılıyor, bunun sebebi de Amed’te oluşu. Haliyle buraya bir mim koyup, aslında mekânın kendisini konuşmamız gerektiğini düşünüyorum" diyor. Katıldığım bu değerlendirmenin yanında mekândan bağımsız, malzeme ve koşullar doğrultusunda alt metniyle değerlendirildiğinde bu enstalasyon da yine faşizmin bir mesajına tekabül eder. Hatırladığım kadarıyla 2017'de üretilen bu eserde kullanılan tabutların malzemesi de bir temsiliyet barındırmaktadır. Sergiyi protesto eden Amed'li gençlerin birazdan değineceğim eyleminden sonra görüyoruz ki bu tabutların ana malzemesi sac veya ona benzeyen bir metal. Tabut imgesi üzerine çok söz söylemeye gerek yok ancak yaşantı içerisinde temsil ettiğinden çok malzemesi itibariyle değerlendirdiğimizde tabut, ölünün toprakla buluşması yolculuğunda bir vasıtadır. Ortadoğu toplumlarında tabutla gömmek neredeyse hiç yoktur. Ölü, tabuta konup omuzlarda taşınır ve kabre ulaşıldığında cenaze tabuttan çıkarılarak toprağa emanet edilir. Yani tabut bir geçiş sürecinde kullanılan ahşap bir vasıtadır. Ters çevrilmiş bir sandal. Nadir görülen tabutla gömmek de malzeme ahşap olduğu için yine doğayla bütünleşmeye olanak sunar.

Peki tüm bunlar aşikarken Güneştekin tabutlarla ilgili tercihini neden metal (veya metalimsi) bir malzemeden taraf kullanır? Hafıza odasının hem seyircisi hem de öznesi olan insanların zihninde metal kuşlar, zırhlı araçlar ve metal kalkanların ne ifade edebileceğine dair hiç kafa yormadı mı? Yine tabutlar üzerinden: O metaller neden boyandı? Mesela ben Amedli gençlerin eylemine değin boyanmış tabutların ahşap olabileceğini düşünüyordum mesela.

Sanat ve müdahale

Tüm bu değerlendirmelerden sonra Amedli gençlerin eylemi sergiyle ilgili çeşitli mecralarda süren tüm tartışmalara nokta koydu ve tartışmaları başka bir düzleme oturttu: Sanat ve müdahale. O halde bu eylemi yukarıdaki tüm değerlendirmelerden sonra nasıl okumak gerekir? Kuşkusuz bu eylem en başta belirttiğimiz faşizmin sanat politikalarına karşı geliştirilmiş politik bir eylemdir. Ortaya sanat kaygısı gütmeden üretilmiş yepyeni bir eser çıkmış olabilir ancak özneler kendilerini yaratır veya varlıklarını savunurken sanat kaygısı onlar için daha geri plandadır. Dolayısıyla bu eylemi sanata müdahale olarak okumaktansa yukarıda da belirttiğim gibi egemenlerin sanat vasıtasıyla sürdürdükleri politikalara karşı yaşamsal bir cevaptır. Dayatılan kuru kafa özdeşliği, boyalı metal tabutlara hapsedilmeyi reddeden bir varlık beyanıdır. Dayatılan ölümün reddidir. Genç eylemciler sanatçıları hakikate çağırıp günden güne iktidara biraz daha teşne, faşist politikalara biraz daha stepne olan sanata yaşantının ve hakiki hafızanın penceresinden bir cevap veriyor: "Biz bu değiliz!"

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.