TEV-ÇAND ve Koma Awazê Çiya Üyesi Serhat Zana ile Kandil’de Kürt kültür sanatının sorunlarını ve rönesansa açılan yollarını konuştuk

  • Sanatımız kurumsal değil, mevsimseldir. Newroz, anma günleri gibi günlerde yapılan bir sanattır. Okumayan, araştırmayan, kendini geliştirmeyen bir sanatçı yapımız var. Değişememenin temel nedeni budur. Ezbere birkaç kavramı ve propaganda sözünü bir araya getirerek değil, kavramların içini bilerek üretmek lazım.
  • Bugün Kürdistan sanatını yoldan çıkaran iki unsur var. Biri eskide kalmakta ısrar eden sanatçı. Diğeri de eskiyi hiç görmeden, tarihsel bir emeğin varlığını yok sayarak mantar gibi ortaya çıkan taklitçi sanat. İkisi de doğru değil. Eskiyi görerek, eleştirerek ve onun üzerine kendini inşa ederek değişip dönüşmek gerekiyor.

GÜLCAN DERELİ

Kandil, çoğumuzun zihninde bir siyasi haritanın adı. Neredeyse her ziyaretin konusu da güncel siyaset olur. Kandil'e yaptığım ziyaretin temel amaçlarından biri de, siyasetin yanı sıra insan hikayelerini, yüzeyde değil patikalarda akan hayatları, kültürü ve sanatı, bu sorunu anlamamıza yardımcı olacak insan hallerini ve yan yolları bulmaktı. Kürt kültür sanat dünyası, -kendi gözlemim- epey bir süredir aynı yerde kendini tekrar edip duruyor. 90'larda yarattığı o ruhu yakalayamıyor. Ne geçmişin ruhu bu zamana taşınıyor ne de bugünün ruhu geleceğe taşınıyor. Arafta, kendini bulamayan, bulduğunu da kaybeden bir yerde... Bütün bu soruları ve sorunları, Kürt kültürünün dününü, bugünü ve geleceğini Kandil Dağı'nın eteklerinde Tevgera Çand û Huner a Demokratîk (TEV-ÇAND) ve Koma Awazê Çiya Üyesi Serhat Zana ile konuştuk.

Öncelikle Kürt sanatını nasıl tanımlıyorsunuz? Devrimci Kürt sanatının farkı nedir?

Öncelikle devrimci Kürt sanatını ya da klasik Kürt sanatını anlamamız, mevcut sorunlarını çözümlememiz için geçmişe gitmek gerekiyor. Kürt sanatından bahsettiğimizde aslında insanlığın ilk sanatından da bahsetmiş oluruz. Çünkü Şanidar Mağarası'ndan Göbeklitepe'nin T sütunlarına kadar uzanan Mezopotamya coğrafyası ilk mitolojilerin ve hikayelerin doğduğu yerdir. Bugün sadece güncel Kürt sanatını ele alırsak eksik kalır, Kürdistanî sanattan bahsediyorsak çok eksik kalır.

2 bin 500 yıl önce ortaya çıkmış bazı arkeolojik belgeler var, bugünkü nota dizimlerine benzer veriler var. Bunlara baktığımızda Kürdistan sanatının arka planı çok çok geniş. Bu bir yönü, diğer yönü de eğer bunu sosyolojik olarak çözümlersek Kürtler kültür olarak mitolojik bir halktır. Önderliğin dediği gibi Kürtler Neolitik’te çakılı kalan bir halktır. Evet, gerek coğrafi koşullarından, gerek orijinal kültür olmalarından kaynaklı çok değişime açık bir kültür değil. Bugün dengbêjliğe bakalım. 100 yıl önce dengbêjlik nasıldıysa bugün Kürdistan'da hâlâ aynı. Şunu demek istiyorum, değişip dönüşemeyen, bugüne uyarlanamayan bir sanattan bahsediyoruz. Yani bir coğrafyada sürekli katliamlar, savaşlar varsa o coğrafyanın iklim koşulları, şartları, geçim kaynakları elverişliyse ve bir de o kültür orijinal bir kültürse değişime, dönüşüme yanaşan bir kültür olmuyor.

Bunun sosyolojik bir etkisi var. Bir de dış etkenler var. Talanların, savaşların, katliamların olduğu bir coğrafyadan bahsediyoruz. Bu yüzden Kürt kültürü kapanmış ve dışarıyla içli dışlı olmayan, pek fazla değişime, dönüşüme açık olmayan bir kültür. Tabii ki her kültür kendi sanatını yaratır. Sanatın yaratımında coğrafya ve kültür çok etkili. O coğrafya dağlıksa, ovalıksa, soğuk ya da sıcaksa farklıdır. Yeşillik midir, deniz midir, nehirleri, kıyıları olan bir yer midir? Bütün bunlar sanatın yaratımında, ilerlemesinde, dönüşümünde büyük etkiler yaratır. Kürdistan da böyle bir coğrafyadır. Bir şeylerin çok hızlı değişip dönüşmediği bir coğrafya.

Dengbêjlik tamamen Kürt kültürüdür, dimdik ayaktadır ama aynı zamanda Kürt kültürünün nasıl tekrarlandığını, nasıl değişim dönüşüme uğramadığının da bir kanıtıdır.

Kürt sanatı, özellikle de müziği, 90'larda bir ivme kazanmıştı. Ancak bugün geriye dönüp bakıldığında en çok 90'lara duyulan özlem dile getiriliyor. 90'ları farklı kılan neydi? Kürt sanatçılar zamanın ruhunu nasıl yakaladı? Şimdi o ruhu yeniden yakalamak için ne yapmak gerekiyor?

Her zamanın kendi ruhu vardır. 60'larda, 70'lerde Cegerxwîn, Hesen Zîrek, Aram Tîgran, Meryem Xan, Ayşe Şan gibi isimlerle Kürt sanatında bir değişim ve dönüşüm yaşandı. Bazı geçişler yaşandı ama yine de çok fazla değişim de olmadı.

Kürt sanatına baktığımızda genelde acıların işlendiği, katliamlardan sonra ölülerin ardından yakılan ağıtların olduğu bir sanat geleneğinden bahsediyoruz aslında. Bu problemdir. Bütün öykülerimizin sonu hüsranla bitmiştir. Başarıya ulaşan hiçbir öykümüz, destanımız yoktur. Hep yarım kalmışlık vardır. Bizim algımız, aklımız hep o yitik, hep o kaybedilmiş hikayelerle doludur. PKK ile birlikte isyan müziğine geçtik ve devrimci sanatla buluştuk. 1982-83'te Önderliğin bizzat öncülüğüyle ve teşvikleriyle Hozan Mizgin, Hozan Serhat, Şehîd Sefkan gibi isimlerin öncülüğünde isyanın işlendiği bir kültür gelişti. Komların 90'lı yıllarda yaptığı da bu isyan müziğiydi.

Her sanatın bir zamanı vardır, bir ruhu vardır. 2000'ler sonrası aslında Önderlik sadece paradigmayı değiştirmedi. Kürt realitesinin içinde bulunduğu zamanın ruhunu değiştirdi. Ama bizler hâlâ o eski 90'larda kaldık. Bu durum bize 25 yıllık bir tekrarı yaşattı. Peki emek verilmedi mi? Evet, emek verildi. Çokça emek verildi. Çokça bedel verildi. Kültür sanatın yüzü aşkın şehidi var. Ama bütün bu bedel ve emeklere rağmen 25 yıllık tekrardan çıkılamadı. Biraz barış ortamı oluştu, 2000'ler sonrası Komlar dağıldı. Çünkü sanat camiası bu paradigmasal değişime hazır değildi.  Bazı bireysel çıkışlar oldu. Onlar da burjuva sanata öykünerek üretim yapmaya çalıştı.

Sizce bunun popülizmle bağlantısı nedir?

Popülizmle doğrudan bağlantısı var. Bu bir öykünme, bir özentidir. Yeni sürece ve yeni paradigmaya uyum sağlayamadık ve bu konuda özeleştiri vermemiz gerekiyor. İçinde yer alan ve öncülüğünü yapmaya çalışan biri olarak söylüyorum. Gerilla motifleriyle isyan müziği kaldığı yerden devam etti. Koma Awazê Çiya ve bazı gerilla grupları, 90'larda başlayıp 1999'daki şehadetine kadar devam eden Şehid Serhat ve sonrasında Heval Delîla gibi birçok değerli sanatçı çıktı. Aslında değerli ürünler de ortaya çıktı ama yine isyan müziğiydi. Oysa biz inşa sürecine geçmiştik. O bağı kuramadığımız için tekrarlara devam ettik.

Peki inşa dediğimiz şey nedir, nasıl olmalı?

Bir Kürt sanatçısının hayalinde özgür Kürdistan kurulmadan gerçekte de kurulmayacağına inanıyorum. Kurulsa bile tarif edilmemiş, modelleri ve yaşam standartları belli olmayan kupkuru bir Kürdistan olur. Biz şehitler için, mücadele edenler için şarkılar yaptık. Niyetimiz iyi olabilir ama onları da anlatamadık, çok kaba anlattık. Olayların nasıl olduğunu ve sonuçlarını anlattık ama neden şehit düştüklerini, neyin mücadelesini verdiklerini, hangi yaşam uğruna bedel ödediklerini anlatamadık. Nasıl bir yaşam istiyoruz? Özgür yaşam nedir? Özgür Kürdistan'ın yaşam koşulları ve modelleri nedir? 7'den 70'e herkes nasıl yaşamalı? Demokratik modernitenin sanat ve yaşam modeli nedir? Devrimci sanat bunları anlatamadı, bu sorulara cevap veremedi. O zaman da şu soru sorulur: Kendi sorunlarına cevap olamayan sanata devrimci sanat denir mi? Güncel olarak emekler, çabalar var, akademiler kuruldu. Her gerillanın yaşamı başlı başına bir destandır, yazılabilir. Klasik Kürt sanatı da müthiş bir birikime sahiptir, sadece Kürdistan'ı değil Ortadoğu'yu beslemiştir. Bu kadar zengin ve köklüdür ama değişmemiştir. Problem de tam burada. Devrimci müziğin görevleri var ve o görevleri tam yerine getiremedi. Bunu eleştiriyoruz. Kürt Özgürlük Hareketi her zaman devrimci sanattan ve klasik sanattan yana oldu. Ancak devrimci sanatın ve Kürdistan klasik sanatın görevi de bu mücadeleyi sahiplenmek, modellerini oluşturmak ve bir özgürlük algısı yaratmaktı. Bunu çok yapamadı. Bahsettiğimiz inşa tam da budur. Eksiklik buradadır.

O eksiklik nasıl tamamlanır?

Eksikliğin nasıl tamamlanacağını aslında biraz söyledik. Akademik altyapısını kurmak gerekiyor. Son yıllarda bu konuda adımlar atıldı ama hep yarım kaldı. Cegerxwîn ve Aram Tigran gibi isimler önemli adımlardı. Şimdi Avrupa ve Rojava'da bazı akademik çalışmalar başlatılmak isteniyor. Bir sanatı değiştirip dönüştürmek istiyorsan önce o sanatı yapan kişileri değiştirip dönüştürmelisin. Temel sorun budur. Örneğin Kürt Özgürlük Hareketi’nin diğer devrimlerden farkları var, kadın çizgisi, özgür eş yaşam, kopuş teorisi gibi. Ama bunlarla ilgili somut bir sanatımız yok. Bu dolaylı olarak yapıldı ama manipülasyon çok olduğu için anlaşılamıyor. Bu yüzden birinci şart eğitimdir. Kürdistan'da en eğitimsiz kalan kesim sanatçılar olmuştur. Sanatımız kurumsal değil, mevsimseldir. Newroz, anma günleri gibi günlerde yapılan bir sanattır. Okumayan, araştırmayan, kendini geliştirmeyen bir sanatçı yapımız var. Değişememenin temel nedeni budur. Entelektüel ve felsefi düzey gerekiyor. Sosyolojiyi bilecek, tarih okuyacak, halkı tanıyacak, ulusal bilince sahip olacak. Bu da eğitimle ve materyalle olur. Sürekli üretmek lazım ama üretirken ezbere birkaç kavramı ve propaganda sözünü bir araya getirerek değil, kavramların içini bilerek, derinliğine göre edebiyatını, yazısını ve melodisini yaparak üretmek lazım. Bir de darlıktan çıkmak gerekiyor. Çok yerel kalıyoruz, kendi şehrimizden, köyümüzden çıkamıyoruz. Ulusal olamıyoruz, oysa ulus üstü olmamız gerekiyor. Enternasyonal bir örgütsel ağa ihtiyaç var. Avrupa'dan Amerika'ya, Çin'den Rusya'ya kadar sanatçılarla birlikte projeler geliştirip Kürt sanatını, edebiyatını ve tarihini anlatmak gerekiyor. Ulus böyle kalıcılaşır. Gözümüzü enternasyonal sanata dikmemiz lazım. Müzikten sinemaya, tiyatrodan halk oyunlarına kadar. Bunu yaparsak devrimci sanat, klasik sanatın öncülüğünü yapabilir.

Günümüzde arabesk müziklerin çok alıcısı var gibi. Kürt sanatçılara baktığımızda da hep arabesk tarzda üretim yapılıyor. Bu, alıcısı olduğu için mi yoksa üretim kısıtlılığından mı kaynaklanıyor?

Sanatın alıcısı toplumdur. Toplum kabul ederse sanat geniş kitlelere ulaşır. Toplum bir yönüyle direngen ve devrimci bir noktaya ulaşmış, direnişiyle dünyaya kendini duyurmuş, çevre halklara model olmuş eşitlikçi ve özgürlükçü bir toplumdur. Ama öte yandan klasik müzik, sanat ve edebiyatın kodlamaları bizi geriye çekiyor. Halkta şöyle bir eğilim var, ne kadar acılı söylersen o kadar dinleniyor. İçinde ne kadar acı, umutsuzluk ve ölüm varsa o kadar tutuluyor. Ama bu durum devrimci sanatı, umut sanatını ve inşa sanatını yapmaya çalışanı durdurmamalı. "Halk bunu dinliyor, o zaman ben de bunu yapayım" bahanesine sığınmamak lazım. Nitelikli üretim yapmak gerekiyor. Bir de buna arabesk demeyelim, Araplara da haksızlık etmiş oluruz. Arabesk, İspanyolların Arap sanatının detaylarına verdiği isimdir.

Öyle mi?

Evet, o duvar ve halı desenlerindeki detaylara arabesk deniliyor. Bu ismi verenler İspanyollardır. Aslında bir Arap'ın arabesk okuması, bir Kürt'ün dengbêj okuması gibidir. Bizimki boğuk bir okumadır, arabesk değildir. İstersen buna Kürdibesk, Türkübesk de diyebilirsin. Bu durum biraz İranlıların Kerbela olayındaki o hüzün, keder ve kahır halini sürekli güncel olarak tekrarlaması ve bunun Kürtlere, Türklere ve Ortadoğu halklarına bulaşmasıdır... "Niye böyle?" demek yerine "Nasıl böyle oldu ve nasıl aşabiliriz?" diye sormalıyız.

Bu nasıl aşılır?

Bunun üzerine yorum yapmamız ve tartışmamız gerekiyor. Yeni formüller ve yeni sanat biçimleri inceleyip yaratmamız gerekiyor. Ancak böyle çıkış yapabiliriz. Halka umut vermeyen hiçbir sanatın değeri yoktur. Acılarımız var, inkar edilemez. Katliamlar oldu. Mücadele ediyoruz, isyan ediyoruz, en iyi şekilde propaganda da yapmalıyız ama bunun yanında inşayı, değişimi, dönüşümü ve yaratıcılığı unutmamamız gerekiyor. Acılarımızdan mutluluk doğurmamız gerekiyor. Acılarımız ne kadar büyük olursa olsun onların karşısında küçülmemeliyiz, acılarda boğulmamalıyız. Sanat zaten özünde devrimcidir, devrimci sanat onun daha öncü boyutudur. Acılarda boğulmayan, halkta umudu ve yaşanabilir bir hayali büyüten sanattır. Biraz da sanatçılarımız yönünü Kürdistan'a versin. Sanat kendi toprağı üzerinde şekillenir ve yeşerir.

Son olarak taklit konusunu sormak istiyorum. Kürt sanatçılar arasında üretimler hep birbirinin tekrarı gibi görünüyor. Bununla ilgili ne söyleyebilirsiniz?

Taklit çok fazla. Son manifestoda Önderlik mimetik evreden bahsetmişti. Mimetik evre, taklit evresidir. İnsan doğayı ve hayvanları taklit ederek başlar, sanatın özünde biraz taklit vardır ama bu bir evredir. Bizim sanatçılarımızın durumu çocuklar gibi. Küçük bir yara olduğunda annesine koşup ağlamak için bahane arayan çocuklar gibi, bir acı olsa da anlatsam diyen, çocukluk evresinden çıkamayan bir sanatçı profilimiz var maalesef. Mimetik evrede kalan bir profil. İster arabesk düzeyinde olsun, ister Avrupa'ya öykünme olsun, bu taklitlerin kökeninde taklit bir yaşam var. İnanmak ve taklit etmek en kolay olanıdır, rahattır. Ama anlamak ve anlam vermek çok yorucudur, kafa yormak gerekir. Değişim ve yaratım sancılı bir süreçtir. Sanatçılarımız daha kolay olanı, gördüğünü taklit etmeyi seçiyor.

Önderlik bazı kavramlar kullanıyor, özgürlük, gerilla diyor. Biz o sözleri içeriğini, derinliğini anlamadan hemen alıp öykünüyoruz. Devrimciye öykünüyoruz, arabeske öykünüyoruz, Hollywood'un yoz sanatına ve burjuva olana öykünüyoruz. Çünkü özle buluşmayan, kendiliğinden olmayan bir sanat taklitçi olur. Biri şarkı söyler, diğeri onu taklit eder, taklidin taklidi olur. Bundan çıkmak için sanatçının entelektüel ve anlam düzeyinin olması gerekiyor. Bilmediğin bir şeyi yapamazsın, bildiğin kadarını yaparsın. Bilme ve anlama çerçevesi dar olunca 25 yıllık tekrar dediğimiz şey ortaya çıkıyor. Artık buna dur demek gerekiyor. Bu değişim eskiyi bırakmak demek değil. Eskinin köprüleri yıkıldı, o köprüleri onarıp eskinin üzerine kendimizi inşa etmeliyiz. Bugün Kürdistan sanatını yoldan çıkaran iki unsur var. Biri eskide kalmakta ısrar eden, bir sene önce nasıl yapıyorsa aynısını yapmaya devam eden sanatçı. Diğeri de eskiyi hiç görmeden, tarihsel bir emeğin varlığını yok sayarak mantar gibi ortaya çıkan öykünmeci, taklitçi sanat. İkisi de doğru değil. Eskiyi görerek, eleştirerek ve onun üzerine kendini inşa ederek değişip dönüşmek gerekiyor. Böyle olursa özgürlüğün, yaşamın ve birlikte eşit yaşamın sanatını yapmış oluruz. Ancak böyle bir değişim yakalayabiliriz.