Amed Ahmad: Kurumsal ırkçılığın kurbanı

Dosya Haberleri —

16 Haziran 2021 Çarşamba - 07:49

  • Efrînli mülteci Amed Ahmad, 13 Ekim 2018’de Almanya’daki Kleve Cezaevi’nde yanarak can verdi. Birçok devlet kurumu ve memurunun dahil olduğu bir ihmaller zinciri ile Ahmad, haksız yere, Malili bir başka mülteci ile “karıştırılıp” hapse atılmıştı. Ne yaptıysa suçsuzluğunu kanıtlayamadı. Olayın ardındaki kurumsal ırkçılık, her geçen gün ortaya çıkanlarla daha da belirginleşiyor.

 

ERKAN GÜLBAHÇE / HABER MERKEZİ

Almanya’daki Kleve Cezaevi’nde kalan mahkumlar, 17 Eylül 2018 günü, hayatlarından endişe ediyordu. Akşam saat 19.00’ı geçtiğinde 1950’lerde yapılma tuğla binada yangın başlamıştı. Üst üste üç koğuşta tutsaklar, kilitli kapıları yumruk ve tekmeleriyle dövmeye başladı. “Yangın çıktı!” diye bağırıyor ve gardiyanlara ulaşmakta kullandıkları düofonlardan yanıt almaya uğraşıyorlardı. Acil durumlarda kullanabilecekleri bir alarm ya da başka şey yoktu; tek çareleri, seslerini gardiyanlara duyurabilmekti. Gardiyanlar, önce üçüncü kattaki koğuşa, ardından ikinci kata koştu. Yangının birinci kattan çıktığını anlamaları için dakikalar geçmesi gerekecekti.

143 numaralı hücrede Efrînli Amed Ahmad

Gardiyanlar 143 numaralı hücrenin kapısını açtıklarında ilk önce üzerlerine doğru büyüyen ateş ile karşı karşıya kaldılar. Cezaevinin genel sekreteri Tim H., daha sonra verdiği ifadede, “Cezaevi bir anda dumanla dolmuştu” diye anlatacaktı. 143 numaralı hücrede Amed Ahmad kalıyordu. Efrînli Ahmad, Esad rejiminin zulmü ve ülkesindeki savaştan dolayı Almanya’ya iltica ettiğinde 26 yaşındaydı. Şimdi, can güvenliği için geldiği ülkenin bir cezaevinin koridorunda, vücudunda ağır yaralarla ve tanınmaz halde uzanmış yatıyordu. Derisinin yüzde 38’i tamamen yanmıştı.

Hastaneden hastaneye

Yangının çıktığı o Pazartesi günü Amed Ahmad, bir ambulansa bindirilip Sankt-Antonius Hastanesi’ne kaldırıldı. Ne var ki bu taşra hastanesi, Amed Ahmad için gerekli tedavi olanaklarına sahip değildi. Bir ambulans helikopter geldi, Amed Ahmad’i Duisburg’daki bir başka hastaneye taşıdı.

Duisburg’da “yapay komaya” sokularak tedavi edilen Amed Ahmad, bir hafta sonra ise bu kez Bochum’daki, yanık ve sürtünmeler üzerine uzmanlaşmış Bergmannsheil Hastanesi’ne kaldırıldı. Rojavalı Kürt, bu hastanede, 29 Eylül 2018 günü yapılan bir akciğer nakli sırasında yaşamında yitirdi. Ölüm nedeni: “Yanma ardından oluşan çoklu organ yetmezliği”.

İki ay boş yere tutsak

Amed Ahmad’ın ölümünden bir gün önce Kleve Savcılığı, bir adli soruşturmada yaşanabilecek en kötü hatanın bu soruşturmada yaşandığı tespitine ulaşacaktı: Amed Ahmad, cezaevinde, hem de iki aydan fazla, hiçbir neden yokken tutulmuştu. Savcı Günter Neifer, büyük bir soğuklukla açıklıyordu: Amed Ahmad, başka biriyle karıştırılarak tutuklanmıştı ve bu durumun sorumlusu oldukları düşünülen polislere karşı soruşturma açılmıştı.

Olayın yaşandığı Nordrhein-Westfalen Eyaleti’nin İçişleri Bakanı Herbert Reul da 5 Ekim 2018’de kamu önüne çıkacak ve özür dileyecekti: Polisleri, 26 yaşındaki Kürt mültecinin kimliğini yeterince incelememişti. CDU’lu politikacı, bir cezaevinde yanarak can veren Ahmad’ın ailesinden af diliyor ve olayın aydınlatılacağı sözünü veriyordu. Ne var ki eyalet parlamentosunda olaya dair bir araştırma komisyonu kurulması için Yeşiller ve SPD’nin baskı yapması ve olayın üzerinden iki ay geçmesi gerekecekti. Bu komisyonun dinlediği tanıklar, olayın detaylarını bir miktar daha açığa çıkardı.

Tanık anlatımları

Bu komisyon önünde Ekim 2019’da konuşan 19 yaşındaki Lea S., 6 Temmuz 2018 günü, Welbers’deki çakıl ocağı yakınındaki göl kıyısında üç başka genç kadın arkadaşıyla otururken Amed Ahmad ile karşılaştığını anlatacaktı. Genç kadının anlatımlarına göre Amed Ahmad, dört genç kadına üç metre mesafede oturmuştu ama giderek yakına gelmişti; ardından “cinsel imalarda” bulunmaya ve böylece “sinir etmeye” başlamıştı. Lea S., “Kendimizi tehlike altında hissetmedik ama cinsel imalardan rahatsız olduk” diyecekti. Dört genç kadın, Amed Ahmad’ı polis çağırmakla tehdit etti ancak genç adam, olay yerini yine de terk etmedi. Genç kadınlardan biri, Geldern şehrindeki Trafik Şube’de ça lışan babası polis memuru Gregor H.’yi aradı.

Gregor H., komisyon önündeki anlatımında kızının kendisine büro telefonu üzerinden ulaştığını, bunun ardından hemen “aşağıya, karakola” indiğini ve kızı ile üç arkadaşının göl kıyısında taciz edildiğini söylediğini aktardı. Buradaki komiser, saat 15.26’da iki devriye aracını olay yerine yönlendirdi. Amed Ahmad, olay yerinden birkaç metre ötedeki bir bankta oturuyordu ve buradan “cinsel taciz” suç isnadı ile gözaltına alındı.

‘Tecavüz faili’ suçlaması

Amed Ahmad’ı gözaltına alan polisler, görüntüsünün ayrıca bir tecavüz failinin profiliyle uyuştuğunu iddia edecekti. Bu nedenle Ahmad, saat 21.10’da karakoldan Geldern-Pont’taki cezaevine nakledildi. Ne var ki olayın üzerinden henüz dört gün geçmişken 26 yaşındaki Ahmad’ın “tecavüz faili” olmadığı ortaya çıktı: Savcılık, daha sonra ortaya çıkan belgelere göre, henüz 10 Temmuz tarihinde (tutuklanmadan 4 gün sonra) zanlının tecavüz olayına karışmadığı, karışan biri ile karıştırıldığını tespit etti. Amed Ahmad, buna rağmen cezaevinde kaldı.

Polis kayıtları

Ahmad, bu sıralarda Geldern’deki mülteci kampında kalıyordu ve poliste birkaç kaydı vardı. Biri tutuklanmasından iki gün önce olmak üzere defalarca kez biletsiz toplu taşıma aracı kullanmak nedeniyle ceza yemişti. Yapılan aramalarda genç mültecinin üzerinde 0.9 gram esrar bulunmuştu. Bunun yanında ise Ahmad, kendine zarar vereceği şüphesi nedeniyle de soruşturma geçirmişti; keza Ahmad’ın vücudunda kendisinin işkenceden kaynaklandığını iddia ettiği derin kesik izleri vardı. Geldern şehir yönetimi, Amed Ahmad’ın “Psikolojik Hastalar Yasası” uyarınca Bedburg-Bau’daki hastaneye zorla yatırılmasını öneriyordu. Bu hastanede Ahmad, daha önce bir kez “kendini yaralamak” nedeniyle tedavi görmüştü ama zorla yatırmak için gerekli “acil dur um” da yasal olarak yoktu.

Asayiş ‘fişlemesi’

Amed Ahmad’ın adı, tutuklanmasından dört ay önce de Asayiş Dairesi’nin (Ordnungsamt) yazışmalarında ortaya çıkacaktı. Daire çalışanı Gabriele V., Gendern Emniyeti’ne “Merhaba arkadaşlar” gibi samimi bir giriş ile başlayan bir mail yazıyor ve “Bay Ahmad’ın psikolojik rahatsızlıkları var” diyordu. Bu mailde mültecinin üzerinde bulunan 0.9 gram esrar, “ciddi bir uyuşturucu problemine” dönüşüyordu. Gabriele V., “Eğer kamuya açık önemli bir yerde görülürse yeniden hastaneye havale edilmesinin gerekli olup olmadığı hakkında karar verilebilir” diye yazıyordu.

Bir memur ‘karıştırdı’

Amed Ahmad, Geldern’den önce Siegen şehrinde yaşıyordu; bu nedenle polisteki “suç dosyası” da hala Siegen’de tutuluyordu. Savcılık belgelerine göre 4 Temmuz saat 12.07’de burada, mülteciyi boş yere hapse sürükleyen olay yaşandı: Siegen’deki hükümet dairesinde çalışan Katarina J., eyalet polisinin veri bankası “ViVA”da Amed Ahmad ile ilgili bulduğu bilgileri, federal polisin veri bankası INPOL’da Malili (üstelik Amed Ahmad’den farklı olarak siyah tenli) bir başka mültecinin bilgileriyle “eşleştirdi”. Malili mülteci, Hamburg Savcılığı’nın talimatı ile hırsızlıktan dolayı tutuklama kararı ile aranıyordu ve adı “Amedy G.” idi. Ahmad “cinsel taciz” suçlaması ile gözaltına alındığında ortaya atılan “tecav üz faili” iddiası da artık ortadan kaybolmuştu.

Polisin ‘fark etmedikleri’

Federal Parlamento’daki komisyon önünde Katarina J., birbirine hiç benzemeyen iki mülteciyi nasıl birbiriyle karıştırdığına dair sorulara neredeyse hiçbir yanıt vermedi; önce olayı hatırlamadığını, sonra ne yaptıysa komiserlerinin talimatıyla yaptığını söyledi. Böylece Amed Ahmad’ın nasıl ve hangi arka plan ile Amedy G. ile karıştırıldığı hala belirsizliğini koruyor. Amed Ahmad’ın (polisin o günlerde iddia ettiği adıyla Amedy G.’nin) polis dosyalarında önce “Afrikalı” ve “siyah tenli” ama ardından “Batı Avrupa görüntülü” ve “açık tenli” olarak betimlenmesinin nasıl kimsenin dikkatini çekmediği de hala belirsizliğini koruyor. Komisyonun görüşüne başvurduğu polis memurlar  05 , bu önemli detayı “fark etmediklerini” iddia ediyor.

Psikolog da inanmadı

Bu süreç nihayetinde tutuklanan Amed Ahmad, 19 Temmuz’da Kleve Cezaevi’ne nakledildi. Burada da “hatalar zincirinin” sonu gelmeyecekti. Amed Ahmad önce “kendine zarar vereceği” şüphesi ile 15 dakikada bir kontrol edildiği bir tecrit hücresine alındı ama şikayeti sonucu bu durum değişti. Amed Ahmad, cezaevi psikologu Andrea Z. ile 3 Eylül tarihinde yaptığı görüşmede, “Amedy G. adını hayatımda hiç duymadım” dedi ama psikolog, Rojavalı mülteciye inanmadı. Bu görüşmeden iki hafta sonra mülteci, hücresi içinde ateşler içinde bulunacaktı.

'Amed, Amedy değilmiş!’

Amed Ahmad’ın Amedy G. olmadığı, polis tarafından ancak Bochum’daki hastanede ölmesinden üç gün önce kabul edilecekti. Hamburg Savcılığı’nın sorusu üzerine polis, “yaralının Amedy G. olmadığının anlaşıldığı” bilgisini geçecekti. Kleve’deki polis karakolu, en sonunda Amed Ahmad ile Amedy G.’nin fotoğraflarını karşılaştırmıştı: Suriyeli Kürt, “çok açık biçimde” Malili siyah mülteci ile aynı kişi değildi.

Gardiyan raporu!

Cezaevindeki yangının soruşturması da ihmallerle doluydu. Yangını araştırmak için bağımsız bir bilirkişi, ancak 27 Eylül’de görevlendirildi. O zamana kadar yangın, yalnızca yerel polisin soruşturmacıları tarafından incelenmişti ve olay yerinde değişimler yaşanmış olabilirdi. Ne var ki yangını araştıran kimya mühendisi Guido Schweers de yerel polis gibi Amed Ahmad’in yangını yorgan, nevresim ve yatak ile kendisinin çıkardığı sonucuna ulaşacaktı. Bu raporun objektif olmadığı, kimya mühendisinin gardiyanların söylediklerini sorgulamadan raporuna eklediği ve psikolog olmamasına rağmen mahkumun intihar eğilimi olduğunu belirttiği, Amed Ahmad’ın ailesinin avukatları tarafından defalarca dile getirildi. Alman televiz yonu ARD’nin “Monitor” programının Yangın ve Yangın Söndürme Araştırmaları Enstitüsü’nden Korbinian Pasedag’a hazırlattığı bilirkişi raporu da resmi rapora birçok açıdan karşı çıkıyordu.

Amed Ahmad’ın mezarında “Suriye cezaevindeki işkenceden kaçtı, Alman cezaevinde yandı” yazıyor.  

Tek sanık Frank G.

Ahmad’ın ölümü ardından süren davada zanlı olarak ise yalnızca polis memuru Frank G. yargılanıyor. Dosyaya göre Frank G., Braunschweig’den bir savcının kendisine Amedy G. ile Amed Ahmad’ın profillerinin uyuşmadığını söylemesine rağmen hiçbir girişimde bulunmamıştı. Avukatlar ise ihmalin daha fazla kurum ve kişiye uzandığını belirtiyor. Avukat Sven Forst, “Tutuklama emrinde gayet açık biçimde başka bir isim, Amedy G. yazıyor. Polisin 30 saniye zaman ayırıp iki kişinin fotoğraflarını neden karşılaştırmadığının akılcı bir açıklamasını kimse yapamaz” diyor. Fotoğraflardaki bariz farklılık, en az 20 memurun “dikkatini çekmedi” ve bu durum yanıtsız kalan çok basit iki soruyu gð cndeme getiriyor: Nasıl? Neden?

Mülteciyi tutuklarsan, her zaman ‘doğru kişi’dir!

Avukat Eberhard Reinecke, bu iki soruya yanıtı şu cümle ile veriyor: “Polisler arasında temel bir yaklaşım hakimdi: Eğer bir mülteciyi tutuklarsan, hiçbir zaman yanlış kişiyi tutuklamış olmazsın!”

* Olaya ve soruşturmaya dair detayların önemli bir bölümü için Andreas Wyputta’nın “taz” gazetesi için farklı raporları tarayarak yaptığı haber referans alındı.

Rapor silinip yeniden mi yazıldı?

Kuzey Ren-Westfalen Eyaleti Parlamentosu’nda Amed Ahmad’ın ölümünü araştırmak üzere kurulan komisyon, Savcılık’tan olay gününe ilişkin polis raporunu istedi. Savcılık, önce raporun hem INPOL hem de ViVA’dan silindiğini açıkladı; ardından ise İçişleri Bakanı Herbert Reul (CDU), parlamentodaki gizli oturumda yaptığı konuşmada raporun yalnızca federal sistem INPOL’dan silindiğini ama eyalet sistemi ViVA’da muhafaza edildiğini söyledi.

Ahmad ailesinin avukatlarından Sven Tamer ve Eberhart Reinecke, raporun silinmiş ama daha sonra “bir şekilde yeniden üretilmiş” olabileceğinden endişe ediyor. Avukatlar, ViVA’da raporun ne zaman eklendiği, ne zaman ve nasıl değişikliklerden geçirildiği ile ilgili teknik rapor talep ediyor.

Üzerinden geçen iki buçuk yıla rağmen halen aydınlatılmayan ölüm ardından kurulan Amed Ahmad İnisiyatifi, Ahmad’ın ailesi, avukatları ve farklı toplumsal hareketlerle birlikte cevapsız kalan soruların yanıtlanması için mücadele etmeyi sürdürüyor.

Baba Ahmad: Kapatmak istiyorlar

Amed Ahmad’ın gazetemize konuşan babası Malik Zafer Ahmad, oğlunun ölümü üzerinden geçen iki buçuk yılda Alman kurumlarının olayı aydınlatmak için gerçek bir çaba göstermediklerini belirtti.

Eyalet hükümetinin olay ardından özür dileyip aydınlatma sözü verdiğini hatırlatan baba Ahmad, “Olayın çözülmesini bir yana bırakın, kapatmak için ellerinden gelen bütün gayreti gösteriyorlar. ‘Yeterli delil yok’ diyerek olaya dahil olan emniyet görevlileri ve diğer yetkililer hakkında takipsizlik kararı verdiler” dedi.

“Bu davada tek başımıza kalsak da ailece sonuna kadar direneceğiz” diyen Malik Zafer Ahmad, devam etti: “Sizin aracılığınızla Alman sol örgütlerine teşekkür etmek istiyorum, onlar bize her türlü desteği sundular. Biz Amed’in ölümünde ihmali olan herkesin adalet önünde hesap vermesi için çaba sarf etmeye devam edeceğiz ve her türlü hukuk mücadelesini vereceğiz.”

Önce tutukla, sonra delil uydur!

Emniyet kaynakları, Amed Ahmad’ın Malili “Amedy G.” ile “karıştırılmasının” gerekçesi olarak Malili mültecinin “Amed A.” takma adını kullandığı iddiasını dile getirmişti. Ne var ki olay ardından yürütülen soruşturmada bu takma adın Amedy G.’nin dosyasına Amed Ahmad’ın tutuklanması ardından eklendiğini ortaya çıkardı. Polis, Amed Ahmad’ın haksız tutukluluğunu gerekçelendirmek için delil uydurmuştu.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.