Susurluk çetesi halen görevde

Dosya Haberleri —

90‘lı yıllarda sembol haline gelen Susurluk’taki kazadan bir görüntü

90‘lı yıllarda sembol haline gelen Susurluk’taki kazadan bir görüntü

  • Balıkesir'in Susurluk ilçesinde 3 Kasım 1996'da meydana gelen kaza ile o zamana kadar inkar edilen devlet-siyaset-mafya işbirliği ayyuka çıkmıştı. Kamuyounun tüm baskısına rağmen hiçbir zaman adil bir yargılanma gerçekleşmedi. Susurluk çetesi, AKP-MHP ittifakı döneminde ise tekrardan özel savaşın bir parçası haline getirildi.

YILMAZ KAYA/ AMED

 

Dönemin Başbakanı Tansu Çiller, 4 Kasım 1993 tarihinde düzenlediği basın toplantısında, "Elimizde PKK'ya yardım eden Kürt iş adamlarının listesi var. Listede 60 kadar kişi bulunuyor. Devlet PKK ile olduğu gibi, PKK'ya mali destek sağlayanlarla da her biçimde mücadele edecektir" diyerek Kürt iş insanlarının infaz emrini verdi. 1993-1996 yılları arasında 18 Kürt iş insanı ve Kürt aydını katledildi.

Çiller'in infaz listesini hazırlamasından 2 ay sonra 14 Ocak 1994'te listede ismi bulunan Kürt iş insanı Behçet Cantürk ve şoförü Recep Kuzucu'nun kullandığı zırhlı Mercedes aracı İstanbul Fenerbahçe'de polis yeleği giymiş sivil kişilerce durduruldu. Kurşunlanarak öldürülen ikisinin cesedi bir gün sonra Bolu Sapanca'da bulundu. Ardından Kürt aydını Yusuf Ziya Ekinci, iş insanı Fevzi Aslan ve yeğeni Salih Aslan, Namık Erdoğan, Savaş Buldan, Hacı Karay, Adnan Yıldırım, Medet Serhat, Faik Candan dâhil 18 kişi öldürüldü. 

Devlet-siyaset-mafya işbirliği

İzmir'e arazi rantlarına bakmak için giden, Kuşadası'nda dönemin İçişleri Bakanı Mehmet Ağar'ı ziyaret ettikten sonra yola çıkan, içinde 4 kişinin bulunduğu Mercedes, Balıkesir'in Susurluk ilçesinde, benzinlikten çıkan bir kamyona arkadan çarptı, araçta bulunan 3 kişi öldü 1 kişi yaralandı. 3 Kasım 1996 tarihinde gerçekleşen, normal bir trafik kazası olarak görülen olay, araç içindekilerin kimliklerinin tespit edilmesi ile Türkiye'de infiale yol açtı. Kazada Mehmet Özbay, sevgilisi Gonca Us ve Emniyet Müdür Yardımcısı Hüseyin Kocadağ ölürken, korucubaşı Urfa Milletvekili Sedat Bucak ağır yaralandı. Mehmet Özbay kimliğini taşıyan kişinin birçok suçtan Interpol tarafından aranan, kırmızı pasaport taşıyan ülkücü mafya liderlerinden Abdullah Çatlı olduğu anlaşıldı. Araçta yapılan aramada çok sayıda tabanca ve uzun namlulu silah, susturucu, mermi ve bir miktar kokain ele geçirildi. Çatlı, Doç. Dr. Bedrettin Cömert ve 7 TİP'li öğrencinin öldürülmesinden aranıyordu.

Dava açıldı

Yapılan araştırmada, bu karanlık ilişkilerle bağlantıları nedeniyle dönemin İçişleri Bakanı Mehmet Ağar'ın adı gündeme geldi. Ağar'ın Çatlı'ya kırmızı pasaport ve Emniyet Müdürlüğü danışmanı kimliği verdiğinin basına yansıması ardından, Ağar bakanlıktan istifa etti. İstanbul DGM Başsavcılığı, Ağar ve Bucak hakkında dokunulmazlıklarının kaldırılması talebiyle fezleke hazırladı. Dokunulmazlıkları kaldırıldı. "Cürüm işlemek için çete kurmak, hakkında yakalama ve tevkif müzakeresi bulunan kişileri yetkili mercilere haber vermemek ve görevi kötüye kullanmak" suçlamalarıyla dava açıldı.

‘Devlet sırrı’ diyerek cevaplamadı

Sanık sıfatıyla DGM'de ifade veren Ağar, savcıların birçok sorusunu 'devlet sırrı' diyerek cevaplamadı. Dava konusu olayların yaşandığı tarihlerde bakan olduğu gerekçesiyle Yüce Divan'da yargılanabileceğini söyledi. DGM, 'görevsizlik' kararı verdi. Yargıtay tarafından bu karar bozulunca DGM yargılamanın durdurulmasına karar verdi. 2011 yılında ise Ankara Özel Yetkili 11. Ağır Ceza Mahkemesi, Ağar'ı 'suç örgütü yöneticisi' olduğu gerekçesiyle 5 yıl hapis cezasına mahkûm etti. Ağar, 1 yıl 4 ay hapis yattıktan sonra 'denetimli serbestlik' yasasınca tahliye edildi. Sedat Bucak ceza almadı. Susurluk davasından yargılanan özel harekâtçı polisler ise çok kısa bir süre cezaevinde kaldıktan sonra tahliye edildi.

Mafya ilişkisi devlet geleneği

Otomobilde bulunan kişiler, devlet-siyaset-mafya ilişkisini ortaya seriyordu. Aslında Türkiye'de bu ilişki hiçbir zaman birbirinden kopmamıştı. 80'li yıllarda ülkücü mafyanın silahlandırılarak devrimcileri öldürmesi, 1984'ten sonra haklarında yakalama kararı bulanan kişilerin korucu yapılması, birçok cinayette yer alan itirafçıların JİTEM'in emrine verilerek faili belli cinayetlerde kullanılması, bu devlet geleneğinin sonucuydu. Buna asıl karar veren askerler, görmezden gelenler ise siyasilerdi. Dün olduğu gibi, bugün de bu ilişki Mehmet Ağar, emekli general Engin Alan, ülkücü mafya liderlerinden Alaattin Çakıcı, eski MİT mensubu Korkut Eken'in aynı karede yer alması ile devam ediyor. 

Ayhan Çarkın itiraf etti

Susurluk çetesi içinde yer alan özel harekât polisi Ayhan Çarkın medyaya yaptığı itiraflarda birçok cinayet ve katliamın devlet tarafından yapıldığını açıkladı. Kurdistan'da devletin yaptığı kirli işleri anlatan Çarkın şunları söylemişti: "Ben 1986’da Güneydoğu’ya ilk gönderilen 320 kişilik Özel Harekât grubu içindeydim. 1990’a kadar bölgede kaldım. Hepimiz kana bulaşmıştık. Öyle korkunç şeyler yapıldı ki o halka. Gittiğimizde baktık adamın biri gelmiş, çoluğun çocuğun içinde adamın birini çırılçıplak soymuş. Milleti köy ortasında toplamış dayak atıyor… Ben bu halka uçak kullanıldığını gördüm. Top kullanıyorsun, tank kullanıyorsun, mayınlar kullanıyorsun halkına karşı. B.. yedirdik bu millete. Tırnaklarını söktük, dilini yasakladık, biz bunu yaptık… Şimdi her tarafta toplu mezarlar çıkıyor. Bu toplu mezarlar bu ülkenin ayıbıdır…

Dehşet şeyler yaşandı o bölgede. 1986’da gittik oraya. Bir yıl sonra Mardin Ömerli’ye bağlı Pınarcık Köyü’nde bir katliam yaşandı. 16’sı çocuk 30 kişi katledilmişti. O köye gittim, kan barut kokusu vardı her tarafta. Pınarcık katliamını provokasyon amaçlı JİTEM’in oluşturduğu gruplar yaptı. Çoğu çocuk 30 insan. Bir çocuğun cansız bedeni kollarımdaydı… O insanları örgüt öldürmedi. Bu kanı döken başkasıydı. Başbağlar katliamı, Bilan kazası olayı, Jave köyleri…Aynı ekip yaptı bunları. Başbağlar katliamı kesinlikle Ergenekon zihniyeti ürünüdür…

Öcalan’ın önerdiği hakikatleri araştırma komisyonu açılsın, namusum ve şerefim üzerine yemin ediyorum gider her şeyi anlatırım. Ama o komisyona başkaları da gelmeli. Mehmet Ağar, İbrahim Şahin ve daha başkaları da gelmeli."

Ankara JİTEM davası

Kürt iş insanlarının infaz edilmesinde yer alan Ayhan Çarkın'ın itirafları sonucu, 1993-96 yılları arasında infaz edilen Abdülmecit Baskın, Namık Erdoğan, Metin Vural, Recep Kuzucu, Behçet Cantürk, Savaş Buldan, Haci Karay, Adnan Yıldırım, İsmail Karaalioğlu, Yusuf Ekinci, Ömer Lutfi Topal, Hikmet Babataş, Medet Serhat, Feyzi Aslan, Lazem Esmaeili, Asker Smıtko, Salih Aslan ve Faik Candan ile MİT elemanı Tarık Ümit'in kaçırılıp kaybedilmesinden sorumlu olarak, eski İçişleri Bakanı  Mehmet Ağar, Polis Özel Harekât Daire Başkanı İbrahim Şahin, MİT mensubu Korkut Eken, polis memurları Ayhan Çarkın, Ayhan Akça, Ziya Bandırmalıoğlu, Ercan Ersoy, Ahmet Demirel, Ayhan Özkan, Seyfettin Lap, Enver Ulu, Uğur Şahin, Alper Tekdemir, Yusuf Yüksel, Abbas Semih Sueri, Lokman Külünk, JİTEM elemanı Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım, ile Nurettin Güven, Muhsin Korman hakkında "Cürüm işlemek için oluşturulan silahlı teşekkülün faaliyeti kapsamında insan öldürmek" suçlarından Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nde dava açıldı. 

Öldürülecek iş insanları listesi

İlk duruşması 16 Mayıs 2014'te başlayan ve tutuklu sanığın olmadığı davanın 10 Nisan 2015 tarihli duruşmasında eski MİT Kontr-Terör Daire Başkanı Mehmet Eymür kendisine eski MİT elemanı Tarık Ümit'in verdiği öldürülecek 29 kişilik Kürt iş insanları listesini ilk kez açıkladı. 13 Aralık 2019‘da görülen karar duruşmasında, Ahmet Demirel’in ölmüş olması nedeniyle hakkındaki davanın düşmesine Lazem Esmaeili ve Asker Smitko’nun öldürülmesi ile ilgili  Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım’ın yakalanamamış olması nedeniyle tefrik edilmesine, diğer tüm sanıkların beraatlerine karar verildi.

5 Nisan 2021 tarihinde Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesi, istinaf itirazları üzerine beraat hükmünü bozdu ve dosyayı yerel mahkemeye geri gönderdi. 41 hakim ve 8 savcının değiştiği Ankara JİTEM davasında karar 26 Mayıs 2023 günü açıklandı.  

Mahkeme kararında, davanın açılmasına neden olan eski özel harekât polisi Ayhan Çarkın'ın anlatımlarının "çelişkili" olduğu öne sürülerek, "Her ne kadar sanık Ayhan Çarkın'ın beyanları arasında somut gerçekle uyuşan hususlar mevcut ise de; sanığın, olayın üzerinden 18 yıl geçtikten sonra yaptığı açıklamaların, gerek soruşturma dosyasından ve gerekse basın-yayın organlarında yer alan haberlerden öğrenilip ifadeye dönüştürülmesi mümkün görülmekle; sanığın bu beyanları sanıkların mahkûmiyeti için yeterli görülmemiştir" denildi.

TBMM ve Başbakanlık raporları

TBMM'de bir araştırma komisyonu kuruldu. Komisyonun hazırladığı raporda, devletin içinde yuvalanan çeteler olduğu, bazı devlet kurumlarının da bu yapıları desteklediği belirtilerek kısaca şunlara yer verildi: "Devlet içinden de yandaşlar, işbirlikçileri olan yasadışı güçler oluşumuna ve bu güçlerin yasal olmayan şekilde büyük kazançlar sağlamalarına olanak sağlanmıştır. Bu örgütler amaçlarına ulaşmak için, her türlü yasadışı faaliyeti yapar hale gelmiştir. Olayların bu şekilde gelişmesinde, devletimiz adına kamu görevlilerince yapılan bir kısım işlemlerin devlet sırrı kavramı altında saklanması etkili olmuştur. Buna, Korkut Eken'in 'Silahları nereye verdiğimi söyleyemem. Çünkü devlet sırrıdır' demesi bir örnek oluşturmaktadır."

Polis, sivil, ülkücü mafya gruplar

1996'da Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkan Yardımcısı olan Hanefi Avcı, TBMM Komisyonu’na verdiği ifadede, emniyet içerisinde Mehmet Ağar'a bağlı; Özel Harekat Dairesi Başkanvekili İbrahim Şahin'in başkanlığında özel harekatçılardan ve Korkut Eken'e bağlı sivillerden, MİT içinde Mehmet Eymür'e bağlı özel harpten geçmiş subaylar ile aşırı ülkücü ve mafya denen insanlardan, JİTEM içinde kendilerine bağlı kişilerden teşekkül eden bir grup olduğunu; Behçet Cantürk, Savaş Buldan ve beraberinde gelişen 5-10 eylemin ve bazı bombalama eylemlerinin bunlar tarafından yapıldığını, bunlara normal polis ve jandarmanın müdahale edemediğini, bunların zengin iş insanlarına müdahale ettiklerini ve haraca bağladıklarını söyledi.

Başbakanlık Susurluk Raporu

Dönemin Başbakanı Mesut Yılmaz tarafından 14 Ağustos 1997'de talimatla Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanı Kutlu Savaş’a hazırlatılan rapor, 22 Ocak 1998 tarihinde Başbakan’a sunuldu. Rapor, Yılmaz tarafından 12 sayfası 'devlet sırrı' diye sansürlenerek bir televizyon programında kamuoyuna açıklandı.  Raporda, Susurluk kazası meselesinin "bir bütün ve olaylar zincirinden ibaret" olduğu belirtildi. Raporda, suikast ve bombalama gibi bir dizi faili meçhul olayların Susurluk kazası sonrası "adeta bıçakla kesilir gibi durduğuna, Emniyet ve Jandarma içerisinde PKK ile mücadele için oluşturulan bazı grupların zamanla suça bulaştığı yönünde değerlendirmelere yer verildi.