Kara kutu

Suat BOZKUŞ yazdı —

11 Şubat 2022 Cuma - 23:30

  • Bazıları bu gelişmelere "İkinci Susurluk" diyor. Aslında "Birinci Susurluk" hiç bitmedi ki. Ölen öldü ve kalanlar reorganize olup "işe" devam etti.

Uçakların kara kutusunu herkes bilir, en azından basında duymuştur. Uçak kazalarından sonra ilgililer kara kutunun peşine düşer. Bulununca da çok sevinir. Bütün bilgilerin kayıtlı olduğu kara kutu incelenince kazanın bütün sırları açığa çıkacaktır.

Devletlerin de kara kutuları vardır. Devletin bütün sırları oralarda kayıtlıdır. Ama bunları herkes bilemez. Bilse de söylemez-söyleyemez. Yani söyleme ihtimali olunca hemen susturulur.

Zaten normal zamanlarda kimse konuşmaz. İktidar sarsılmaya başlayınca ilk belirti kara kutulara düşer. Ondan sonra mesele kara kutuyu saklamak ya da açıklamak meselesidir.

Bu da ayrı bir kavga-gürültü meselesi olduğu için sonuçta taraflar arasında belli bir uzlaşma ve çözüm bulunana ve taraflar sakinleşene kadar kavga devam eder. Bir dahaki çatışmaya kadar çelişkiler su altına kayar.

Sedat Peker’in sansasyonel açıklamalarından ya da itiraflarından sonra başlayan enteresan cinayetlerin sonuncusu Kıbrıs’ta işlendi. Halil Falyalı adlı kişi çok kanlı biçimde infaz edildi.

Aslında Sedat Peker’in açıklamaları hiç de bilinmeyen konular değildi. Ama birincisi içeriden olması, ikincisi de yeni bir iktidar içi kavganın habercisi olması bakımından önemliydi.

Sedat Peker peşine kiralık infaz çeteleri takıldığını iddia ederken, onun adını andığı kişiler birer ikişer suikastlarla tasfiye edilmeye başlandı.

Bazıları bu gelişmelere "İkinci Susurluk" diyor. Aslında "Birinci Susurluk" hiç bitmedi ki. Ölen öldü ve kalanlar reorganize olup "işe" devam etti.

Hatta Çakıcı-Ağar-Kırcı-Alan gibi birçok isim bile aynı kaldı. Devlet içindeki çeteleşmeler zamana ve yeni duruma göre biçim değiştirdi, o kadar.

Burada daha önemli olan bir konu da, Kıbrıs’ın durumudur. Osmanlı döneminde 1878 yılındaki gizli anlaşmayla İngilizlere kiralanan ada, 1950’lerde Türkiye ve Yunanistan arasında kavga konusu olmuştur.

Sonuçta adada bağımsız bir Kıbrıs devleti kurulmuştur. Adanın yerli halkı Rum olsun, Türk olsun adanın bağımsızlığından yana ve dış müdahaleye karşıydı.

Halkın bu isteğini dile getiren siyasetçi-gazeteci ve aydınlar susturuldu. İki tarafın ırkçı-milliyetçi unsurları da, dışarıdan kışkırtılarak bir çatışma başlatıldı. Ada halkının çoğunluğu AKEL adlı sol partiyi destekliyordu.

Adanın, ikisi de NATO üyesi olan Türkiye ve Yunanistan arasında taksimi NATO planlarına da uygundu. 1974 yılında, Kuzey Kıbrıs Türkiye tarafından işgal edildi. Bağımsız Kıbrıs devletine fiilen son verildi. Türkiye’de Kıbrıs Rum kesimi-Türk kesimi deyimleri icat edildi.

KKTC denilen kaçak devletçiği Türkiye’den başka tanıyan kimse yok. Ama bu devletçik hala var görünüyor. Türkiye, Barış gücü adıyla kurulan bir kolordu eliyle adayı bir kontrgerilla üssü olarak kullanıyor. Buna rağmen ada halkı direniyor.

Bu direnişi kırmak için, bizzat Erdoğan gidip kampanya yaptı ve halkın seçtiği başkan yerine kendi kuklalarını seçilmiş gösterdi. Çünkü, KKTC denilen oluşum Türkiye kontrgerillasının kara kutusundan başka bir şey değildir.

TMT olarak kutsallaştırılan oluşum Ergenekon’un oradaki kolundan başka bir şey değildir. KKTC, kolordusuyla, kumarhaneleriyle, her türlü kaçakçılık, fuhuş, kara para transferiyle, siyasi cinayetleriyle tam bir kontrgerilla merkezidir.

Burada kolordu komutanlığı yapanların çoğu daha sonra terfi ederek Diyarbakır’a atanmış ve OHAL bölge komutanı olmuştur. Bunların bir kısmı da emekli olunca karanlık biçimde öldürülmüştür…

Türkiye’de Erdoğan-Bahçeli diktası sallandıkça, devlet içindeki çeteler de sürtüşmeye ve pazar kavgasında birbirine girmeye başlamıştır. Maktül Falyalı’nın Ersin Tatar, Erdoğan, Binali, Soylu ve Külünk gibilerle hiç ilişkisi ve suç ortaklığı yok mu?

Tarihin ironisi olarak, Susurluk rezaletlerinde yine Kıbrıs’ta kumarhane sahibi olan Ömer Topal öldürülmüştü. Şimdi de Halil Falyalı adlı şahıs öldürüldü. Listede kimler var, bu çatışma nereler kadar tırmanır belli değil.

Bir yandan elektrik kesintileriyle memleket karanlıkta kalırken, bir yandan da bu karanlıkta daha neler olacak belli değil.

Türkiye yeni bir karanlığa sürüklenirken, kara kutuları açmanın ve bu karanlığı yırtacak bir mum yakmanın zamanıdır.

suatbozkus@gmail.com

twitter.com/suatbozkus                                                                                

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2022 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.