- Ana dil konusunda kendilerine görev düştüğünü belirten KON-MED Eşbaşkanı Kerem Gök: “Yaklaşık 2 milyon Kürt’ün yaşadığı Almanya’da Kürtçe’ye yaklaşımda ortaya çıkan bu tabloya ilişkin öncelikle kendi öz eleştirimizi vermemiz gerekiyor. Bizim ana dil çalışmalarımızda, yaklaşımlarımızda, sahiplenmede büyük eksikliğimiz var.”
- Asimilasyon politikalarına karşı en fazla da Kürt kurumlarına görev düştüğünün altını çizen Kerem Gök, “Tam da bu katliamlara karşı duruşta görev bize düşüyor. Bir Alman diyebilir mi; ‘Ben Almanım ama Almanca bilmiyorum.’ Aynı şekilde bir Kürt de ‘Ben Kürdüm’ diyorsa Kürtçe bilmelidir. Dilimizi ancak böyle koruyabiliriz” diye konuştu.
- Dilin korunması için Konfederasyon olarak ne gibi tedbirler alacaklarını ve hangi projeleri hayata geçireceklerini sorduğumuz Kerem Gök, “Yeni dönemin ruhuna uygun ahlaki politik toplumun inşası için çocuklarımıza yönelik projelere ağırlık vereceğiz. Yeni dönem çalışmalarımızda çocuklarımızın, gelişimine derneklerimizde daha fazla zaman ayıracağız” dedi.
ARAT ARARAT
Almanya’daki Kürtlerin en büyük çatı örgütü olan Kürdistanlı Toplumlar Konfederasyonu (KON-MED) bünyesinde 5 federasyon, 46 meclis, 16 komün ve 15 komite bulunuyor. KON-MED’in geçen yıl yaptığı kongrede öne çıkan başlıklardan biri de şuydu: “Kürt kimliğinin tanınması, diğer halkların yararlandığı halklardan Kürtlerin de yararlanması ve Kürtçe'nin okullarda eğitim dili olarak kabul edilmesi için mücadele edilmesi.”
Bu yol haritasını ve Almanya’da faaliyet gösteren 5 federasyondan gelen sonuçlardan oluşan olumsuz tabloyu paylaştığımız KON-MED Eşbaşkanı Kerem Gök’e bunun nedenlerini sorduk. Derneklerin ana dile yaklaşımında neden bu tablo ortaya çıkıyor? Neden 49 dernekten sadece 16’sında kurs verilebiliyor?
Kerem Gök, “Yaklaşık 2 milyon Kürt’ün yaşadığı Almanya’da Kürtçe’ye yaklaşımda ortaya çıkan bu tabloya ilişkin öncelikle kendi öz eleştirimizi vermemiz gerekiyor. Bu mesele gündemimizdedir. Paylaştığınız tablo bizim için bir uyarıdır” dedi. Ana dilde eğitim ve kursların Kürt halkının varlığı açısından önemine dikkat çeken Gök, “Kesinlikle bizim ana dil çalışmalarımızda, yaklaşımlarımızda, sahiplenmede büyük eksikliğimiz var. Kendi başına ciddi bir öz eleştiri konusudur” ifadesini kullandı.
Kuzeyliler Türkçe konuşuyor
Kürtçe yaşama ve Kürtçeyi yaşatmada ciddi eksiklikler olduğunu kaydeden Gök, Avrupa’daki durumu şöyle özetledi: “Evlerinde Kürtçe konuşan çocuklar kurslara zaten gelmiyor. Evde çocukları ile Kürtçe konuşamayan, bilmeyen ebeveynler çocuklarını ikna edip teşvik edip kurslara gönderemiyorlar. Bir tespiti net yapmalıyız. Kuzey Kürdistanlı ailelerin büyük kısmı evlerinde Türkçe konuşuyor, işlerini Türkçe yürütüyor. ‘Almanya’da yaşayabilmeleri için Almanca bilmek zorundayız’ diyorlar. ‘Kürtçe işimize yaramıyor’ deniyor. Ana dile yaklaşımda duyarsızlık sorunu var. İdeolojik bir sorun var. Yüzlerce yıldır inkâr ve imha politikası yürütüldü. Bugün Kürt varlığı kabul ediliyor ama imha devam ediyor. Kürtler fiziksel, psikolojik, ruhsal anlamda katliama uğruyorlar. Bunun adı asimilasyondur.”
Görev bizlere düşüyor
Asimilasyon politikalarına karşı en fazla da Kürt kurumlarına görev düştüğünün altını çizen Gök, şunları belirtti: “Tam da bu katliamlara karşı duruşta görev bize düşüyor. Meclislerimize düşüyor. Kendine yurtseverim diyenlere, asimilasyona karşı duranlara düşüyor. Federasyonlara, inanç kurumlarına, tüm Kürdistani kurumlara, siyasi partilere görev düşüyor. Maalesef hepimizin çalışmasında gevşeklik var. Tüm kongrelerimizde ana dilin önemine vurgu yapıyoruz, raporlarımız Kürtçe yazılıyor, toplantılarımız Kürtçe yapılıyor. Meclislerde de durum böyle. Mücadele kültürümüz içinde ana dil sorununu birinci gündem yapmadık. Üzerinde ciddi ciddi durmadık. Tüm bunlara rağmen mücadele içindeki bazı arkadaşların kendi arasında Türkçe konuşmaları da var. Bunları halkımız gözlemliyor ve eleştiriyorlar. Annelerimiz bizi eleştiriyor. Bu nedenle ciddiyet gerekiyor. Düşünebiliyor musunuz bir Alman diyebilir mi; ‘Ben Almanım ama Almanca bilmiyorum.’ Aynı şekilde bir Kürt de ‘Ben Kürt’üm’ diyorsa Kürtçe bilmelidir, konuşmalıdır. Dilimizi ancak böyle koruyabiliriz. Bizde artık Kürtçe bilmemek, normalleşmiş. Bu anlayışı mahkum etmeliyiz. Kürtçe öğrenmede ısrarcı olmalıyız. Takipçi olmalıyız. İmkanlardan faydalanmalıyız.”
Dil kursları yaygınlaşacak
Dilin korunması için Konfederasyon olarak ne gibi tedbirler alacaklarını ve hangi projeleri hayata geçireceklerini sorduğumuz Kerem Gök, şöyle devam etti: “Yeni dönemin ruhuna uygun ahlaki politik toplumun inşası için çocuklarımıza ve gençlerimize yönelik projelere ağırlık vereceğiz. Artık derneklerde ana dilin yanı sıra çocuklarımızın Almanca, İngilizce, matematik, fizik gibi okul derslerine yönelik yardım (Nachhilfe) kursları başlatacağız. Bu kursları derneklerimizde yaygınlaştıracağız. Diğer önemli bir nokta ise, Avrupa’da gençler arasında çeteleşme, dijital bağımlılık var ve kötü alışkanlıklara bulaşmaları durumu var. Bunlar bir virüs gibi yayılıyor. Biz ise ahlaki politik toplum anlayışı temelinde bir çalışma yürüteceğiz. Yeni dönem çalışmalarımızda çocuklarımızın, gençlerimizin ahlaki gelişimine, derneklerimizde daha fazla zaman ayıracağız. Bu durum toplumu da olumlu etkileyecektir. Bununla beraber kültürel aktiviteler de geliştirilir, büyütülür ve halkın hizmetine sunulur. Çocuklarımızın yetenekleri de ortaya çıkmış olur. Kültürel soykırıma karşı böyle bir duruşumuz olacak. Bizler kendimizi bu çalışmaların sorumlusu olarak görüyoruz. Vicdani, ahlaki, ulusal bir görev olarak yaklaşacağız.”
***
Üçüncü kuşakta zincir kırılıyor!
- Kürt diasporasında Kürt diline olan ilginin zayıflamasının göçmen topluluklarda sıkça gözlemlendiğini kaydeden sosyal pedagog Emine Gözen, “Dil ediniminin en kritik alanı ailedir. Birinci kuşak Kürt göçmenler genellikle Kürtçe’yi aktif kullanırken, ikinci kuşak çoğunlukla iki dilli büyür. Ancak üçüncü kuşakta bu zincir kırılıyor” dedi.
Ana dile yaklaşımı bilimsel açıdan değerlendirmek üzere işin uzmanına da sorduk. “Kürtler neden ana diline sahip çıkmıyor? Neden çocuklar Kürtçe’ye ilgi göstermiyor? Diasporada asimilasyonun etkisi” gibi sorulara yanıt aradık. Konuya ilişkin sosyal pedagog Emine Gözen’in görüşlerine başvurduk. Almanya’daki üçüncü kuşak Kürt çocuklarının Kürtçe’ye ilgisizliğinin yalnızca bireysel tercihlerle açıklanamayacağını vurgulayan Gözen, bu durumun tek bir nedene indirgenemeyecek kadar çok katmanlı olduğuna dikkat çekiyor.
Almanya’da yaşayan Kürt diasporasında özellikle üçüncü kuşağın Kürt diline olan ilgisinin zayıflamasının, göçmen topluluklarda sıkça gözlemlenen “dil kaybı” sürecinin tipik bir örneği olduğuna işaret eden Emine Gözen, Kürt diline olan ilginin zayıflamasını şu nedenlere bağladı: “Dil ediniminin en kritik alanı ailedir. Birinci kuşak Kürt göçmenler genellikle Kürtçe’yi aktif kullanırken, ikinci kuşak çoğunlukla iki dilli büyür. Ancak üçüncü kuşakta bu zincir kırılmaktadır. Pedagojik olarak bu durum, ‘miras dili aktarımının’ kesintiye uğraması anlamına gelir. Ebeveynlerin çocuklarıyla Almanca konuşmayı daha faydalı görmesi, Kürtçe'nin eğitim ve kariyer açısından işlevsel görülmemesi, ev içinde bile baskın dilin Almanca haline gelmesi nedenlerin başında gelir."
Düşük prestijli dil!
Baskın dilin tercih edildiğini söyleyen Gözen, "Ayrıca Kürtçe, Almanca veya İngilizce gibi yüksek statülü dillerle rekabet edemez. Oysa çocuklar açısından dil öğrenme motivasyonu büyük ölçüde dilin toplumsal prestijiyle bağlantılıdır. Kürtçe bu bağlamda ‘düşük prestijli dil’ kategorisinde algılanabilmektedir. Bunun yanı sıra ergenlik döneminde bireyler ait oldukları kimliği yeniden tanımlar. Üçüncü kuşak Kürt gençlerde ‘Alman toplumuna ait olma’ isteği ağır basabilir. Bu yüzden Kürt kimliği bazen görünmez veya geri planda tutulur. Alman ve Kürt kimliklerinin dengesi kurulamıyorsa baskın olan tercih edilir. Bu süreçte dil, kimliğin taşıyıcısı olmaktan çıkabilir" dedi.
Dilinden utanma hali!
Dilin kullanmadıkça pasifleştiğine işaret eden Gözen, "Özellikle Kuzey Kürtleri için tarihsel olarak uygulanan dil yasakları ve baskılar, sadece fiziksel değil psikolojik etkiler de üretmiştir. Bazı ebeveynler de Kürtçe’yi “geri kalmışlık” ile ilişkilendirebilir. Çocukların ayrımcılığa uğramaması için Almancayı teşvik edebilir. Kendi yaşadıkları baskıyı çocuklarına dil üzerinden aktarmamayı seçebilir. Bunu da 'dilinden utanma' ya da 'sahip çıkmama' olarak tanımlayabiliriz. Bir de bugünün çocukları dijital ortamda büyüyor. YouTube, TikTok, oyunlar ve sosyal medya büyük ölçüde Almanca veya İngilizce. Kürtçe içerik üretimi sınırlı ve çocuklara hitap eden materyaller az. Dil, sadece öğrenilen değil yaşanan bir şeydir. Eğer çocuk Kürtçe'yi günlük hayatında kullanamıyorsa dil pasifleşir” diye vurguladı.
Kürtçe dezavantajlı
Bu tabloyu Gözen pedagojik olarak şöyle özetliyor: “Dil öğrenimi motivasyon, maruz kalma ve anlamlı kullanım gerektirir. Kürtçe bu üç alanda da dezavantajlı konumdadır. Aile, okul ve toplum arasında güçlü bir dil politikası uyumu yoktur.”
Gözen, sözlerini şöyle tamamladı: “Göç sonrası kuşaklar arası değişim, dilin toplumsal statüsü, eğitim politikaları, kimlik inşası ve tarihsel baskıların psikolojik mirası gibi çok katmanlı dinamiklerin birleşimi bağlamında değerlendirildiğinde, asimilasyon politikalarının ebeveynler üzerindeki etkisinin son derece önemli bir faktör olduğu görülüyor. Özellikle dilsel özgüven açısından bu politikaların belirleyici bir rol oynadığı söylenebilir. Ancak bu etki, günümüz Almanya’sındaki toplumsal gerçeklik içinde, pedagojik ve sosyolojik diğer etkenlerle birlikte ele alınmalıdır.” BİTTİ