Toplumu da teslim almayı hedefliyor

Cezaevleri protesto

Cezaevleri protesto

  • Kuyu Tipleri Kapatılsın İnisiyatifi’nden Mürüvet Küçük, tutsaklara “zamana yayılan bir ölüm” dayatıldığını; bu yapının yalnızca içeridekileri değil, dışarıdaki toplumu da korku üzerinden teslim almayı hedeflediğini söyledi.

ERDOĞAN ALAYUMAT/ İSTANBUL

'Kuyu Tipleri'ne karşı mücadelenin cezaevlerinin duvarlarıyla sınırlı kalamayacağını vurgulayan Kuyu Tipleri Kapatılsın İnisiyatifi’nden Mürüvet Küçük, meselenin doğrudan demokrasi, özgürlük ve toplumsal gelecekle ilgili olduğunun altını çizdi.

Türkiye’de cezaevleri uzun süredir yalnızca mahpusların tutulduğu mekanlar değil; siyasal iktidarın inşa etmek istediği toplumsal düzenin en çıplak biçimde görüldüğü alanlar haline geldi. Kamuoyunda “Kuyu Tipi” olarak adlandırılan Yüksek Güvenlikli Cezaevleri, bu dönüşümün son halkası olarak öne çıkıyor. Sistematik cezalandırma aracına dönüşen bu cezaevlerine karşı mücadele için yeni kurulan Kuyu Tipleri Kapatılsın İnisiyatifi’nden Mürüvet Küçük ile bu cezaevlerinin ne anlama geldiğini ve tecrit politikasındaki yerini konuştuk. Küçük’e göre bu cezaevleri, istisnai uygulamalar değil; yeni rejimin sistematik tecrit politikasının mimari karşılığı.

Artık herkesin sorunu

Kuyu Tipleri Kapatılsın İnisiyatifi’nin kuruluş sürecini anlatan Mürüvet Küçük, çıkış noktalarının yalnızca cezaevlerinde yaşanan ihlallerle sınırlı olmadığını söyledi. Kuyu Tiplerinin gelecekte nasıl bir yapıya dönüşeceğine dair çok sayıda kesime çağrı yaptıklarını belirten Küçük, “Bugün Kuyu Tipleri artık herkesin sorunu haline geldi. Biz de herkesi ilgilendiren boyutuyla dışarıda güçlü bir muhalefet hattı örmeye çalışan bir yerden yola çıktık. Kuyu Tiplerinde yaşananların gündemde tutulması için ilk adımı 19 Aralık Cezaevi Katliamı’nın yıl dönümünde attık. Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi önünde bir eylem gerçekleştirdik. Ardından bir deklarasyon yayımlayarak bu meseleye dair ortak bir söz kurduk” diye konuştu.

Daha güçlü toplumsal mücadele

İnisiyatif'in bundan sonraki yol haritasının tartışılmaya devam edildiğini belirten Küçük, bu yapının geçici bir oluşum olarak kalmaması gerektiğinin altını çizdi. “Bu inisiyatif kalıcı bir örgütlenmeye dönüşmek zorunda. Çünkü Kuyu Tipleri her zaman hayatımızın bir yerinde olacak” diyen Küçük, Kuyu Tipleri gerçekliğinin yalnızca içerideki mahpusların omuzlarına bırakılamayacağını vurguladı. Küçük, “Asıl ihtiyaç, dışarıda çok daha güçlü bir toplumsal mücadele yaratmak. Bu nedenle önümüzdeki dönemde Kuyu Tiplerinin ne anlama geldiğini anlatan ajitasyon çalışmaları, toplantılar ve etkinlikler planlıyoruz. İnisiyatifin bileşimini genişletmek için farklı toplumsal kesimlerle temaslarımız sürecek” dedi.

Cezaevleri rejimin aynasıdır

“İçerideki tecrit aslında dışarıdaki tecrittir” diyen Küçük, cezaevi politikalarının hiçbir dönemde cezaevleriyle sınırlı olmadığını söyledi. Küçük, bu politikaların her zaman dışarıda kurulmak istenen siyasal ve toplumsal düzenin bir yansıması olarak şekillendiğini ifade ederek, 2000’li yıllarda inşa edilen F Tipi cezaevlerini hatırlattı: “Dönemin Başbakanı Bülent Ecevit ‘Cezaevlerini bastıramazsak dışarıyı susturamayız’ demişti. O dönemde uygulanan IMF programları, derinleşen ekonomik kriz ve dünya ölçeğindeki yeniden yapılanma süreci, cezaevlerinde daha sert baskı politikalarının hayata geçirilmesi için uygun bir zemin oluşturdu.”

Dışarıyla bağı koparmak için

Bu baskı politikalarının cezaevlerinde gelişen güçlü direnişlerle önemli ölçüde geriletildiğini kaydeden Küçük, iktidarın asıl hedefinin içerideki direnişi kırmak için dışarıdan gelen moral ve dayanışma bağlarını koparmak olduğunu vurguladı. Bunun kısmen başarıldığını ancak tüm baskı aygıtına rağmen içeri ile dışarı arasındaki bağın tamamen kesilemediğini ifade eden Küçük, bugün Kuyu Tipleri aracılığıyla bu baskı mekanizmasının çok daha ağır bir düzeye taşınmak istendiğini dile getirdi.

Yeni bir rejim kuruluyor

Türkiye’de bugün yeni bir rejimin inşasının sürdüğünü söyleyen Küçük, yürütme yetkisinin merkezileştiği ve tüm güçlerin tek elde toplandığı yeni bir devlet örgütlenmesinin kurulduğunu ifade etti. Bu rejime uygun bir toplumsal yapının da zorla şekillendirilmek istendiğini; cezaevlerinin bu sürecin en sert araçlarından biri haline geldiğini vurgulayan Küçük, “Kuyu Tipleri, tam da bu yeni rejim tipine uygun biçimde, daha katı ve mutlak bir tecrit anlayışıyla tasarlandı” dedi.

Herkesi sindirme politikası

Geçmişte cezaevlerinin esas olarak devrimcileri sindirmek amacıyla kurgulandığını hatırlatan Küçük, bugün gelinen noktada bu politikanın çok daha geniş bir toplumsal kesimi hedef aldığını söyledi. Küçük, “Artık kadınlardan gençlere, LGBTİ+ bireylerden köylülere, işçilerden farklı muhalif kesimlere kadar herkes için Kuyu Tipleri bir adres haline getiriliyor. Cezaevi korkusu üzerinden tüm toplumu hizaya sokmayı amaçlayan bir sindirme politikası devrede” şeklinde konuştu.

Sistematik cezalandırma aracı

Mevcut F Tipleri başta olmak üzere cezaevlerinde uygulanan infaz rejiminin zaten son derece katı olduğunu belirten Küçük, bu rejimin Cezaevleri İdare ve Gözlem Kurulları aracılığıyla daha da ağırlaştırıldığını ifade etti. Pişmanlık ve itirafçılığın dayatıldığını ifade eden Küçük, bu dayatmaları kabul etmeyenlerin infazlarının yakıldığını hatırlattı. Sürekli işletilen disiplin cezası yönetmeliğiyle hakların sistematik biçimde kısıtlandığını belirten Küçük, cezaevlerinin giderek daha uzak bölgelere inşa edilmesinin de ailelerle kurulan bağı koparmayı hedeflediğini söyledi. Küçük, şöyle devam etti: “Mahpusların sohbet, etkinlik ve spor gibi en temel hakları keyfi gerekçelerle engelleniyor. Bu uygulamalar artık istisna değil, cezaevlerinde yerleşik bir kural haline geldi. Kuyu Tipleri ise bu ağır infaz rejimine ek olarak, mimari yapısıyla mahpusu bütünüyle yalnızlaştırıyor. Ağırlaştırılmış müebbet hükümlülerine uygulanan günde bir saatlik havalandırma, Kuyu Tiplerinde tüm mahpuslar için genel bir uygulamaya dönüştü.”

Tam bir yalnızlaştırma düzeni

Kuyu Tipi cezaevlerinde hücrelerin kendine ait bir havalandırmasının bulunmadığını belirten Küçük, tutsakların havalandırmaya çıkıp çıkamayacağının hücrelerinden farklı bir alanda ve tamamen idarenin keyfine göre belirlendiğini söyledi. Bunun, tutsağın zaman ve mekan üzerindeki tüm kontrolünün elinden alınması anlamına geldiğini ifade eden Küçük, Kuyu Tiplerinin mutlak bir tecrit düzeni üzerine kurulduğunu dile getirdi. Kuyu Tiplerinin güvenlik gerekçesiyle inşa edildiği iddialarını da reddeden Küçük, şunları söyledi: “Burası Latin Amerika değil, çetelerin insan kaçırdığı yerler değil. Asıl mesele  güvenlik değil, topluma verilmek istenen mesaj. F Tipleri de benzer söylemlerle kuruldu. Ancak, asıl söylenen şu: ‘Sizi buralara koyarsam sessizce ölürsünüz. Ne aileniz sizi duyar ne de sesiniz dışarıya ulaşır.’”

Zamana yayılan ölüm

Cezaevlerinin artık toplumun geniş kesimleri için sıradanlaştırıldığını belirten Küçük, en temel demokratik hakkını talep eden bir kişinin dahi cezaeviyle karşı karşıya kalmasının olağan hale getirildiğini hatırlattı. Kuyu Tipleri sistemiyle birlikte tutsaklara “zamana yayılan bir ölüm” dayatıldığını ifade eden Küçük, bu yapının yalnızca içeridekileri değil, dışarıdaki toplumu da korku üzerinden teslim almayı hedeflediğini vurguladı. Bu nedenle Kuyu Tipleri’ne karşı mücadelenin cezaevlerinin duvarlarıyla sınırlı kalamayacağını vurgulayan Küçük, meselenin doğrudan demokrasi, özgürlük ve toplumsal gelecekle ilgili olduğunun altını çizdi.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2025 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.