Ormanlar sandığımız kadar "vahşi" olmayabilir: Bilimsel çalışmalar insanlığın binlerce yıllık görünmez izlerini ortaya çıkarıyor

  • Amazon'dan Japonya'ya, Avrupa'dan Avustralya'ya uzanan yeni araştırmalar, uzun yıllar "bakir doğa" olarak görülen birçok ormanın aslında binlerce yıl boyunca insanlar tarafından şekillendirildiğini gösteriyor. Uzmanlara göre bu durum, doğaya bakışımızı kökten değiştirebilir.
  • Amazon'da Brezilya cevizi, kakao, açaí palmiyesi ve çeşitli meyve ağaçlarının doğal dağılımının, geçmişteki insan yerleşimleriyle yakından ilişkili olduğunu belirtiyor. Bazı bölgelerde orman, insanların seçerek çoğalttığı türler sayesinde günümüzde de yüksek biyolojik çeşitlilik barındırıyor.
  • Kuzey Amerika, Avustralya ve Amazon'daki yerli halklar ormanları düzenli olarak yönetiyordu. Kontrollü yangınlar, seçici ağaç dikimi, meyve veren türlerin korunması ve bazı bitkilerin bilinçli olarak yayılması gibi uygulamalar sayesinde ekosistemlerin üretkenliği ve biyolojik çeşitliliği artırılıyordu.

 

BAHAR AVJÎN

Amazon'dan Japonya'ya, Avrupa'dan Avustralya'ya uzanan yeni araştırmalar, uzun yıllar "bakir doğa" olarak görülen birçok ormanın aslında binlerce yıl boyunca insanlar tarafından şekillendirildiğini gösteriyor. Uzmanlara göre bu durum, doğaya bakışımızı kökten değiştirebilir.

Bir ormanın gerçekten "doğal" olması ne anlama geliyor? Yüzyıllardır insanlar, sık ağaçlarla kaplı geniş alanları insan etkisinden uzak, kendi haline bırakılmış ekosistemler olarak düşündü. Ancak son yıllarda arkeoloji, ekoloji ve çevre tarihi alanlarında yapılan çalışmalar, bu yaygın anlayışın önemli ölçüde eksik olduğunu ortaya koyuyor.

Araştırmalar, dünyanın birçok bölgesinde insanların yalnızca tarlalar açıp ağaç kesmekle kalmadığını, aynı zamanda ormanların yapısını bilinçli biçimde değiştirerek onları daha üretken ve dayanıklı hale getirdiğini gösteriyor.

"Vahşi doğa" ile "kültürel peyzaj" arasındaki çizgi bulanıklaşıyor

Bilim insanlarına göre Amazon yağmur ormanları bunun en dikkat çekici örneklerinden biri.

Uzun yıllar boyunca Amazon'un büyük ölçüde el değmemiş bir orman olduğu düşünülüyordu. Oysa son yirmi yılda yapılan arkeolojik kazılar, uydu görüntüleri ve bitki analizleri, bölgede binlerce yıl boyunca milyonlarca insanın yaşadığını ortaya koydu.

Araştırmacılar, bugün bile Amazon'da Brezilya cevizi, kakao, açaí palmiyesi ve çeşitli meyve ağaçlarının doğal dağılımının, geçmişteki insan yerleşimleriyle yakından ilişkili olduğunu belirtiyor. Bazı bölgelerde orman, insanların seçerek çoğalttığı türler sayesinde günümüzde de yüksek biyolojik çeşitlilik barındırıyor.

Benzer örnekler yalnızca Güney Amerika ile sınırlı değil.

Brezilya'nın Para eyaletindeki Cameta'da, Tocantins Nehri kıyısında yer alan bir Amazon yağmur ormanı yerleşimi/foto:AFP

Avrupa'nın en eski ormanında bile insan izi var

Polonya ile Belarus sınırındaki Białowieża Ormanı, Avrupa'nın son büyük alçak rakımlı ilkel ormanlarından biri olarak kabul ediliyor ve UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde yer alıyor.

Yüzlerce yıllık meşe, dişbudak ve ıhlamur ağaçlarına ev sahipliği yapan orman, Avrupa bizonunun da en önemli yaşam alanlarından biri.

Her ne kadar "ilkel orman" olarak tanımlansa da tarihçiler ve ekolojistler, bölgenin yüzyıllar boyunca avcılık, arıcılık, odun toplama ve sınırlı ormancılık faaliyetleriyle insanlar tarafından kullanıldığını vurguluyor.

Bu nedenle uzmanlar, "insan etkisi görmemiş doğa" ile "insan tarafından tamamen oluşturulmuş peyzaj" arasında kesin bir ayrım yapmanın çoğu zaman mümkün olmadığını söylüyor.

Japonya'nın binlerce yıllık sedirleri

Japonya'nın Yakushima Adası da bu tartışmanın önemli merkezlerinden biri.

Adadaki Yakusugi sedirlerinin bazılarının 2 bin yıldan daha yaşlı olduğu tahmin ediliyor. En ünlü ağaçlardan Jōmon Sugi'nin yaşı konusunda farklı tahminler bulunuyor. Bunun nedeni ise ağacın iç kısmının çürümesi ve tam yaş tayininin teknik olarak güçleşmesi.

Bilim insanları, bu durumun ağaç halkalarının "bilime meydan okumasından" değil, çok yaşlı ağaçların doğal yapısından kaynaklandığını belirtiyor.

Yakushima bugün UNESCO Dünya Mirası alanı olarak korunuyor ve adanın eski ormanlarına giriş belirli kurallara bağlı.

Yerli halklar ormanları yalnızca kullanmıyor, onları aktif şekilde biçimlendiriyordu

Son yıllarda en dikkat çekici değişimlerden biri de yerli toplulukların doğayla ilişkisine yönelik bilimsel bakışta yaşandı.

Eskiden birçok milli parkın kurulması sırasında bu alanların "insansız vahşi doğa" olduğu varsayılıyordu. Oysa günümüzde tarihçiler ve çevre bilimciler, Kuzey Amerika, Avustralya ve Amazon'daki yerli halkların ormanları düzenli olarak yönettiğini ortaya koyuyor.

Kontrollü yangınlar, seçici ağaç dikimi, meyve veren türlerin korunması ve bazı bitkilerin bilinçli olarak yayılması gibi uygulamalar sayesinde ekosistemlerin hem üretkenliği hem de biyolojik çeşitliliği artırılıyordu.

Özellikle Avustralya'da yapılan çalışmalar, Aborjin topluluklarının binlerce yıl boyunca uyguladığı düşük yoğunluklu kontrollü yangınların büyük orman yangınlarını azaltmada önemli rol oynadığını gösteriyor.

Ekvador Amazonu'ndaki Waorani topluluğuna mensup bir kadın, bebeğiyle ormanda ilerliyor. Orman odaklı yaşam tarzını sürdüren bu izole topluluk; modernleşme, orman tahribatı ve kaynak çıkarımı gibi tehditlere karşı köklü kültürlerini ve kırılgan ekosistemlerini koruma mücadelesi veriyor./foto:AFP

"Gıda ormanı" kavramı yeniden ilgi görüyor

Bilim dünyasında giderek daha fazla ilgi gören kavramlardan biri de "orman bahçesi" veya "gıda ormanı".

Bu sistemlerde meyve ağaçları, yemiş türleri, çalılar, sarmaşıklar ve otsu bitkiler doğal orman katmanlarını taklit edecek şekilde birlikte yetiştiriliyor.

Modern permakültür uygulamalarında yaygınlaşan bu yaklaşımın, dünyanın farklı bölgelerinde yüzyıllardır uygulandığı düşünülüyor.

Ancak uzmanlar, günümüzde görülen her eski ormanın geçmişte bilinçli olarak tasarlanmış dev bir gıda ormanı olduğu yönündeki iddiaları destekleyen bilimsel kanıt bulunmadığını özellikle vurguluyor.

Ağaçlar gerçekten "iletişim" kuruyor mu?

Bitkilerin yer altında mantar ağları aracılığıyla birbirleriyle bağlantı kurabildiği artık bilimsel olarak iyi belgelenmiş durumda.

"Mykorizal ağ" adı verilen bu sistem sayesinde bitkiler karbon, azot ve çeşitli kimyasal sinyaller paylaşabiliyor. Bazı araştırmalar, zararlı böcek saldırısı veya kuraklık gibi stres durumlarında komşu bitkilerin bu sinyallere tepki verebildiğini gösteriyor.

Bununla birlikte bilim insanları, popüler kültürde sıkça kullanılan "ormanların bilinçli şekilde haberleştiği" veya "amaç doğrultusunda hareket ettiği" gibi ifadelerin bilimsel karşılığı olmadığını belirtiyor.

Kuzeydoğu Polonya'daki Białowieża Ormanı, yüzyıllar önceki halini koruyan doğal ortamıyla birçok hayvan türü için yaşam alanıdır./foto:AFP

Milli parklar neden kuruldu?

19. yüzyılın sonlarında dünyanın birçok ülkesinde milli parkların kurulması, zaman zaman komplo teorilerine konu olsa da tarihçiler bunun temel nedenlerinin oldukça iyi bilindiğini söylüyor.

Sanayi Devrimi sonrasında hızlanan ormansızlaşma, avcılık baskısı, toprak erozyonu ve biyolojik çeşitlilik kaybı, Avrupa ve Kuzey Amerika'da koruma hareketlerinin doğmasına yol açtı.

Bilimsel ormancılığın gelişmesi, uluslararası bilgi paylaşımı ve çevre hareketlerinin güçlenmesiyle birlikte Yellowstone, Yosemite ve daha sonra dünyanın birçok yerindeki koruma alanları oluşturuldu.

Ancak günümüzde araştırmacılar, bu süreçte bazı yerli toplulukların yaşadıkları topraklardan çıkarıldığını ve "bakir doğa" anlayışının bu tarihi gerçekliği uzun süre gölgede bıraktığını da kabul ediyor.

Japonya'nın UNESCO Dünya Mirası Alanı ilan edilen Yakushima Adası'ndaki dağlık ormanın kış mevsimindeki görünümü./foto:AFP

Doğaya bakış değişiyor

Bugün birçok ekolojist için asıl soru, insanların doğaya müdahale edip etmediği değil; bunu nasıl yaptığı.

Geçmişte bazı toplumların ormanları yok etmek yerine onları daha üretken, dayanıklı ve çeşitli hale getirecek yöntemler geliştirdiği giderek daha güçlü kanıtlarla destekleniyor.

Bu bulgular, iklim değişikliği ve biyolojik çeşitlilik krizinin yaşandığı günümüzde yalnızca geçmişi anlamak açısından değil, geleceğin sürdürülebilir ormancılık ve tarım uygulamalarını şekillendirmek açısından da büyük önem taşıyor.

Belki de insanlık ile ormanlar arasındaki ilişki, uzun yıllar düşünüldüğünden çok daha karmaşık; ne tamamen vahşi ne de tamamen yapay. Bilimin ortaya koyduğu yeni tablo, doğanın ve insanın binlerce yıldır birbirini birlikte şekillendirdiğini gösteriyor.

Kaynaklar:

1491: New Revelations of the Americas Before Columbus, Charles C. Mann (2005)
The Trouble with Wilderness; or, Getting Back to the Wrong Nature, William Cronon (1996)