Trump'ın Amerikan gücü stratejisi
Forum Haberleri —

.
- Trump’ın icraatı, çoğu zaman bilinçli olarak yıkıcı/bozucu niteliktedir; dinamikleri değiştirmek, tepki uyandırmak ve bu tepkilerden yararlanmak üzere tasarlanmıştır.
- Yaklaşımı, hem pragmatik hem de realisttir. Kararlarını sabit bir plana göre değil, diğer aktörlerin davranışlarına göre ayarlar. İlerleme, Trump için doğrusal değildir.
*JAMES JAY CARAFANO
Donald Trump’ın stratejisi, net şekilde formüle edilmiş pozisyon belgelerinden değil, daha çok onun eylemlerinden anlaşılabilecek bir mantık izler. Bu stratejiyi anlamak isteyenlerin, Trump’ın söylediklerinden ziyade yaptıklarına bakması gerekir.
Trump’ın stratejisi, yıkıcı/bozucu, bilinçli olarak konvansiyonel olmayan ve siyasi aktörleri baskı, risk ve uyum mecburiyeti yoluyla harekete geçirmeye yönelik bir yaklaşımdır. Üç temel çizgi öne çıkıyor:
* Trump döneminde geleneksel siyasi araçlar sıklıkla boşa düşüyor.
* Politikası, sabit dogmalara değil, diğer aktörlerin davranışlarına göre şekillenen bir pragmatizm tarafından belirleniyor.
* Risk politikasına devam edilmesi, müttefikler arasında daha güçlü bir yük paylaşımı; enerji ve teknolojiye net bir odaklanma.
Klasik bir çerçevesi olmayan
Trump’ın ikinci döneminin ilk ayları şunu açıkça gösteriyor: Stratejisi, Washington’un yerleşik mekanizmaları içinde şekillenmiyor. Önceki yönetimler, güvenlik politikası önceliklerini kapsamlı belgelerle sabitlerken, Trump’ın rotasını esas olarak onun kararları, kabinesi ve müttefiklerle-rakiplerle kurduğu etkileşimler üzerinden anlamak gerekiyor.
İkinci Trump yönetimi, Aralık başında yeni bir 'Ulusal Güvenlik Stratejisi' yayımladı. Bu belge, rakipler ile bile “iş birliğine dayalı ilişkiler” vurgusu yapıyor, büyük güçler arasındaki rekabeti görece yumuşatıyor. Trump’ın NATO’nun daha fazla genişlemesine yönelik bilinen şüpheciliğine paralel çizgiler taşıyor. Asıl kavrayış ise belgenin kendisinden ziyade Trump'ın günlük siyasi icraatında yatıyor.
Klasik analizlerin başarısızlığı
Amerikan dış politikasını anlamada kullanılan geleneksel göstergelerin çoğu, Trump döneminde işlevini yitirdi. Parti programları, kanat çekişmeleri ya da ideolojik kamplaşmalar, neredeyse hiç güvenilir ipucu vermiyor. Bu nedenle pek çok analiz gerçeklikten kopuk kalıyor.
Dış politika seçim kampanyasında neredeyse hiç ön planda olmadı. Trump taraftarları için asıl belirleyici olan, icraatlarının “başarı” olarak algılanıp algılanmadığıdır. Parti içindeki güçlü tutucu kanadı – ki buna etkili bürokratlar ve önde gelen muhafazakâr düşünürler de dahildir – Ukrayna’ya, İsrail’e ve Tayvan’a desteği şüpheyle karşılıyor. İran ve Husilere karşı askeri harekâtlara karşı çıkıyor, silahlı kuvvetlerin ve savunma harcamalarının azaltılmasını savunuyor. Ancak ikinci dönem Trump politikasında bu görüşlerden neredeyse hiçbirinin izi görülmüyor.
Trump’ın parti içindeki dış politika ve güvenlik konularındaki otoritesi, sarsılmadı. Kendi kampından eleştirel tutum alanlar bile nadiren doğrudan kendisini hedef alıyor. Bu nedenle yeni yönetimi “rekabet eden fraksiyonların iktidar mücadelesi” olarak okuma girişimleri, baştan yanlış bir zemine oturdu: Politikayı parti değil, Başkan belirliyor.
Daha iyi bir uyum
Trump, Biden yönetiminin yıllarını Amerikan gerileme dönemi olarak görüyor ve 2025’te göreve, ilk dönemine kıyasla çok daha deneyimli olarak döndü. Uluslararası arenada da Trump ile ilişkiler değişti. Devlet ve hükümet başkanları artık onun nasıl müzakere ettiğini, hangi kaldıraçları/araçları kullandığını çok daha iyi biliyor. Trump, aynı zamanda önceliklerini paylaşan ve uygulayan daha homojen bir ulusal güvenlik ekibine sahiptir.
Kongre’nin dış politika üzerindeki etkisi ise zayıfladı. Sürekli geçici bütçeler, Senato’daki karşılıklı engellemeler ve giderek daha fazla partizanlaşan oturumlar, yasama organına kendi önceliklerini koyma imkânı bırakmıyor.
Yönetim içinde de ağırlık merkezleri kaydı. Ulusal Güvenlik Komitesi, Trump döneminde esas olarak bir koordinasyon birimi işlevi görüyor; stratejik yön tayin edici rolü büyük ölçüde ortadan kalktı. Siyasi ivme kabineden ve nihayetinde doğrudan Trump'tan geliyor. Kararlar tepeden aşağıya uygulanıyor; kurumlarda açık tartışma alanları genellikle ancak rotanın belirlenmesinden sonra ortaya çıkıyor.
Dışarıdaki analistlerin algısı, medya ortamından güçlü şekilde etkileniyor. Ana akım medyanın büyük bölümü Turmp'a sürekli eleştirel yaklaşıyor, bu da uluslararası alanda niyetlerinin yorumlanmasını çarpıtıyor. Buna karşılık Fox News, OAN, Newsmax ve talk-radio gibi muhafazakâr mecralar giderek büyüyen bir iç kamuoyuna olumlu haber yaparak Trump’ın iç politik manevra alanını genişletiyor.
Stratejisini nasıl geliştiriyor?
Amerikan strateji literatüründe çıkarlar genellikle üç seviyede sınıflandırılır:
* hayati (ulusun varlığı için vazgeçilmez),
* önemli (ciddi avantajlar sağlayan),
* çevresel/periferik (bir miktar fayda sağlayan).
Uygulanan ulusal güç miktarı ve alınan risk, ulusal çıkarın öncelik derecesiyle orantılı olmalıdır. Tüm çabalar, hedefler (istenen sonuçlar), yollar (ulusal güç unsurlarının nasıl kullanılacağı) ve araçlar (hangi güç unsurlarının ne ölçüde kullanılacağı) şeklinde ifade edilir.
Trump’ın yaklaşımı da temelde bu klasik stratejik düşünce kategorilerini takip eder. Farkı, biçimindedir. Trump, stratejisini yapılandırılmış bir şekilde değil, alışılmadık kanallar üzerinden (sosyal medya, röportajlar, spontane açıklamalar) iletir.
Yaygın kanının aksine bu yaklaşım, kaotik değildir. Trump’ın icraatı, çoğu zaman bilinçli olarak yıkıcı/bozucu niteliktedir; dinamikleri değiştirmek, tepki uyandırmak ve bu tepkilerden yararlanmak üzere tasarlanmıştır. Yaklaşımı, hem pragmatik hem de realisttir. Kararlarını sabit bir plana göre değil, diğer aktörlerin davranışlarına göre ayarlar. İlerleme onun için doğrusal değil, somut sonuçlara yönelik etkili ve iyi düşünülmüş adımlarla gerçekleşir.
Muhtemel gelişmeler
* Ticaret ve Çin ile ilişkiler gibi stratejik rekabet alanlarında hesaplanmış risk politikası devam edecektir. Dalgalanmalar, kontrollü tırmanışlar ve yeni müzakere turları, portföyde kalmaya devam edecektir. Ne Washington ne de Pekin kısa vadede göreli üstünlük arayışından vazgeçecek gibi görünmüyor.
* Müttefikler ve ortaklar çok daha fazla sorumluluğa zorlanacaktır. Trump, net hedefler koyduğu alanlarda baskıyı artıracaktır. Avrupa için bu, daha güçlü bir NATO’ya, caydırıcı kapasiteye sahip bir Ukrayna’ya ve Rusya’nın saldırganlığının sona ermesine yönelik ısrarın sürmesi anlamına gelir. Sınır güvenliği, Batı Yarımküre savunması ve Ortadoğu’da Gazze’nin yeniden inşası ile Abraham Anlaşmaları’nın genişletilmesi, ana gündem maddeleri olmayı sürdürecektir. Ekonomik koridorlar ve amaç odaklı ortaklıklar hedefli şekilde teşvik edilecektir.
* Yerli enerji, ekonomik büyüme ve teknolojik üstünlük önceliği daha da güçlenecektir. ABD, yeşil dönüşümden feragat ederek ucuz ve erişilebilir enerjiye odaklanacaktır. Washington, uzay yarışında ve yapay zekâ, kuantum hesaplama gibi kilit teknolojilerde liderlik iddiasını sürdürecektir. Ekonomik güç, Trump için Amerikan gücünün temel taşı olmaya devam edecektir.
* ABD güvenlik politikası uzmanı James Jay Carafano'nun www.derpragmaticus.com'daki yazısı çevrilerek kısaltıldı.







