Tüm kazanımlar risk altında

Fehim IŞIK yazdı —

27 Mart 2022 Pazar - 23:59

  • KDP’nin Türk devleti ile geliştirdiği ilişkiler, Kürdistan’ın iki parçasının tüm kazanımlarını kaybetmesine, mücadelenin on yıllarca geri gitmesine neden olabilir. Bu ilişki Kürdistan’ın tüm kazanımlarının kaybedilmesine yol açacak ciddi boyutlara varmıştır.

Güney Kürdistanlı partileri Iraklı Arap Şii ve Sünni güçler ile Türkmenlere karşı 2005’ten itibaren güçlü kılan temel etkenlerden biri, ittifak içinde hareket etmeleriydi. Bu tablo ortadan kalktı. Artık merkezi seçimlere de, parlamentodaki ittifaklara da ayrı partiler halinde giriyorlar.

Bu durumun ortaya çıkmasında öncelikle KDP’nin büyük payının olduğunun altını çizmekte yarar var. KDP’nin Türk devleti ile geliştirdiği çıkar işbirliği ve politik yönünü ağırlıkla bu devletle geliştirdiği ilişkiler üzerinden belirlemesi Güney Kürdistan yönetimine de, partiler arası ilişkilere de yansıyor.

Mam Celal’in yaşamını yitirmesinden sonra YNK içinde baş gösteren iç sorunlar ve son olarak Mam Celal’in oğlu ile yeğeninin birbirine girmesi de KDP’nin kendi siyasetini dayatmasında önemli bir etken oldu. Elbet pek dışa yansımasa da Neçirvan Barzani ile Mesrur Barzani arasındaki rekabet de ilişkilerin giderek bozulmasını beraberinde getirdi. Mam Celal ile Kek Mesud, her şeye rağmen ilişkileri toparlayabiliyor, son noktada ortak hareket etme koşullarını yaratabiliyorlardı. Şimdi bundan eser yok.

Güney Kürdistan’daki siyasi karmaşa, sadece Irak’taki işleyişi etkilese partiler arası rekabettir, bir iki tökezleyince düzelir, der geçeriz. Böyle değil. İlişkilerin bozulması, hem Kuzey Kürdistan’ı, hem de Rojava’yı ciddi biçimde etkiliyor. Altını çizmekte yarar var: Özellikle KDP’nin tutumu, daha da açık dersek KDP’nin Türk devleti ile geliştirdiği ilişkiler, Kürdistan’ın iki parçasının tüm kazanımlarını kaybetmesine, mücadelenin on yıllarca geri gitmesine neden olabilir. Bu ilişki artık Kürdistan’ın tüm geleceğini etkileyecek, hatta tüm kazanımların kaybedilmesine yol açacak ciddi boyutlara varmıştır.

Güney Kürdistan’da Kürt partileri birbirlerinden uzaklaştıkça, dışa bağımlılıkları artıyor. Bağımlılık artıkça da Kürdistan’ın çıkarları yerini partilerin, hatta partiler içindeki belli zümrelerin çıkarlarına odaklanıyor. Bu en tehlikeli tablodur. Bu tablo, 90’larda yaşanan KDP-YNK / KDP-PKK çatışmalarının benzerini, hatta Rojava’yı da içine alabilecek daha büyük çatışmaları ve dolayısıyla yeni bir felaketi beraberinde getirebilir. Böylesi bir tablo hiç de sıradan bir durum olmaz ve tüm bölgeyi etkileyebilir.

Elbet ilişkilerin bu noktaya gelmesi kendiliğinden olmadı. Türk devleti ile hegemonik güçlerin Kuzey Kürdistan’daki özgürlük mücadelesini kendi istedikleri çizgiye çekememesi, Güney Kürdistanlı partilerin, özellikle KDP’nin tutumunda belirleyici oldu. PKK’nin Kuzey Kürdistan özgürlük mücadelesinde geliştirdiği silahlı direniş, ardından Rojava’nın Kuzey Kürt hareketinin etkisiyle ciddi kazanımlar elde etmesi, KDP’nin giderek daha fazla Kürtlerin aleyhine, partici, dar grupçu ilişkiler geliştirmesini beraberinde getirdi. Eğer Rojava’da DAİŞ’in alan hakimiyetine son veren bedeli ağır mücadele ile Kuzey Kürdistan’da son Newroz kutlamalarında bir kez daha görüldüğü gibi milyonların mücadeleyi sahiplenmesi olmasaydı, KDP’vari yaklaşım şimdi Kuzey Kürdistan’ı da, Rojava’yı da yutmuştu. Ancak her iki parçada gelişen direniş çizgisi KDP’nin, dolayısıyla da Türk devleti ile hegemonik güçlerin istediği sonuçların ortaya çıkmasına fırsat vermedi.

Elbet, bu tablonun ortaya çıkmasında sadece KDP’nun tutumu belirleyicidir demek, eksik kalır. Türk devleti, bölgeyi yeniden dizayn etmek, İran’ı çevrelemek ve bölgeyi kendileri için güvenli üsse çevirmek isteyen ABD’nin başını çektiği Batılı devletlerin önemli bir unsurudur. Son Ukrayna savaşı ile birlikte Türk devletinin NATO bünyesindeki hegemonik güç ittifakı içindeki kıymeti daha da artmıştır. Türk devletini pervasızlaştıran, saldırganlaştıran bu durum, KDP’nin de sadece kendi çıkarlarına odaklanması durumu ile bütünleşince risk artmıştır.

Hal böyleyken tüm Kürt partilerine seslenmenin bir anlamı yoktur. KDP’ye seslenmek, ona çağrı yapmak en doğru olandır. KDP’den istenen, geliştirdiği ilişkilere son vermesi değil, bu ilişkileri tüm Kürtlerin yararına, Kürdistan’ın kazanımlarının korunmasına ve geliştirmesine harcamasıdır. KDP’nin Kürt halkının lehine atacağı tek adıma, eminim ki diğer Kürdistani partiler on adım ile yanıt verecektir.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2022 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.