Türk-İslam Faşizminin kaybı!..

Ahmet KAHRAMAN yazdı —

4 Şubat 2022 Cuma - 23:30

2006 yılında, "Allahu ekber" diye diye "ölür ve öldürüm" ile hırsızlık, tecavüz sahnesine çıkan IŞİD, Erdoğan rejiminin 2011 yılında el verip beslemesi ve silahlandırmasıyla, yayılmaya başladı.

Irak-Şam İslam Devleti (IŞİD), Arapların deyimiyle DAİŞ, Mısır merkezli Müslüman Kardeşler Tarikatından boy veren yerel bir çeteydi. 2006 yılında, bazı çapul eylemlerine girişti. Sonrasında da varlık göstermedi. Recep Erdoğan’ın Türk-İslam faşizmine dek...

IŞİD’i bırakıp anlamak için, Erdoğan entrikalarına göz atmakta yarar var:

Öyle ki o, ilk gençlik yıllarından beri, "İslamo Faşist" sloganların peşinden giderek geleceğini arıyordu.

IŞİD, 2006 yılında belirdiğinde, dört yıldan beri iktidardı. Ve yalan, dolanla kendini gizleyerek kurumlaşma çabasındaydı. Ordu başka olmak üzere, Kemalizmin tüm kurumlarını ele geçirme niyetiyle, dişlerini, sabırla karnında saklayan...

Doğrusu, rolünü gereğince oynuyordu. "Güya demokrat" değil, ağzını doldura doldura insani, insancıl naralar haykıran, ırkçı MHP’ye parmak sallayan, "biz milliyetçiliği ayaklarımızın altına aldık" diyen, bir "ileri demokrat"tı.

Hançeresini yırtan bir 'Kürtsever’di. "Kardeşlerim" diyor, yoluna çıkan Kürt çocuklarını, şapur şupur öpüyordu. Göz yaşartıcı ama geçmişte Kürt kesen, topluca kurşuna dizen, diri diri yakan Türk devletini kınıyor, kulağına üflenen ile kırımları dillendiriyordu.

Rolünde mükkemeldi. Aydınlar, tarihteki tekmil dolandırıcı ve kalpazanların "insan", "insanca" söylemlerle su başlarını ele geçirdiklerini akıllarına getirmiyor, destek veriyorlardı.

Çünkü başkalaşımda öylesine inandıcıydı ki, bir zamanlardaki batı düşmanlığına inat, o bu dünya ile "insanca" barışıktı.

Üyelik görüşmelerini başlatan Avrupa Birliği şerefine, günlük, güneşlik Ankara’da havai fişekler patlatıyordu.

"Ezeli ve ebedi Türk düşmanı" Yunanistan, artık "Palikarya" değil, ortak coğrafyayı paylaşan dost, Araplar kardeş, Ermenistan ise Erivan‘da futbol maçı izlenebilen bir komşu eviydi.

Suriye sınırının mayınları, bir insanlık ayıbıydı. İki yakadaki Kürt kardeşlerin bayramlarda birbirlerini görmek için, dikenli teller boyunca yığılması zulümdü. "Allahın izniyle" artık mayınlara ve kardeşleri  ayıran dikenli tellere gerek yoktu. Bu ayıptı, zulümdü.

Recep Erdoğan, o denli barışçı bir insandı ki, ezeli düşman Suriye devlet başkanı Esad ile, maaile buluşuyor, birlikte yiyip içerek ve bolca gülüşerek tatil yapıyordu.

Kardeş ülkelerin sorunları, bakanların ortak toplantısında masaya yatırılıyor, hal yolu aranıyordu.

Bunca "insaniyet"ten sonra, "her şey gecekondu mafyasının raconuna uygundur" diye düşünmek ayıptı. Dolandırıcı ve kalpazanları hatırlamak da...

Ama "topuğuna basan mafya"nın insani rol oynamasının bir sonu, sınırı vardı. Hiç kimse sonuna kadar dolandıramamıştı, bugüne kadar.

Bunun da nihayet o gününü geldi.

"Osmanlı kulu" teslimiyetiyle eğilmeyen Yunanistan ve Ermenistan yeniden "kahrol düşman" oldular.

Erdoğan’ın dahil olduğu Müslüman Kardeşler Teşkilatını iktidarına ortak yapmayan kardeş Esat ve  rejimi zalim, Kıralı Bilal’in vakfına 100 milyon dolar bağışladığı halde, Suudi Arabistan Müslüm kardeşlere çete muamelesi yaptığı için,  "fesat yuvası" ilan edildi.

İçerdeki Kürtler, Selahattin Demirtaş’ın İslamo Faşizme payanda olmayacaklarını açıklaması üzerine, emirle "son teröristine kadar kırım"a mahkum edildiler.

Artık demokrasi yok; Faşizminin "yaşasın ölüm" günleri vardı.

Recep Erdoğan, cami avlularında ölü sandukalarına yaslanarak,  ölümümü kutsuyor, anaları, ölü (o şehit diyordu) evlat sahibi oldukları için, kutluyor, onlara cennetlik paye veriyordu. Artık cennet ve cehennemi o dağıtıyordu.

Türk tipi İslamo Faşizminin bu serüveninde sonra, asıl konumuz IŞİD’e dönersek:

2006 yılında, "Allahu ekber" diye diye "ölür ve öldürüm" ile hırsızlık, tecavüz sahnesine çıkan IŞİD, Erdoğan rejiminin 2011 yılında el verip beslemesi ve silahlandırmasıyla, yayılmaya başladı.

Vahşetin hücumu olarak Suriye‘yi harap ve talan ettiler. Çalınmış zenginlikleri Türk devletine taşıyarak pay aldılar. IŞID’çı katiller, hırsız, talancı ve tecavüzcülerin aileleri, "güvenli bölge" Türk devletine yerleşti.

IŞİD’ın lideri Ebu Bekir Bağdadi, Türk devletinin emrine tabi olmaya karşıydı. Amerikalıların bir gece baskınıyla Türk sınırındaki malikanesinde öldürüldü.

Amerikan Başkanı Trump, katkıları nedeniyle Türk devletine teşekkür etti. Ama o, Türkler tarafından mı satıldı, bu araştırılmadı.

Ancak  sonrasında IŞİD bütünüyle Erdoğan rejiminin kontrolü altına girdi. Telaferlı bir Türkmen ve türk ırkçısı olan, Êzîdî soykırımıyla adını duyuran Abdülrahim Selbi, Bağdadi‘nin yerine çöktü. İpleri eline alan Selbi’nin kardeşi Adil de TC’de temsilciydi.

Türk kamuoyu temsilciyi, elinde çubukla televizyon ekranlarındaki savaşın güç odaklarını gösterirken tanıdı.

IŞİD, bundan sonra Türk İslam Faşizm ile bütünleşti. Türk devleti, IŞİD’li katiller, hırız ve tecavüzcülerden kiralık ordular kurdu. Onları, Osmanlı Sipahileri gibi Lİbya’ya, Karabağ’a gönderdi. Kürt sarmalına yerleştirdi.

Avrupa medyası haberlerine göre, Avrupa’ya sevk edilenlere Türk pasaportu verildi. Ayrıca, Türk devleti IŞİD’in her türlü ikmal ve barınma üssü oldu. Üst düzey yöneticilerine barınak...

Ve Amerikalılar, beklenmedik bir anda düzenledikleri bir gece yarısı baskınıyla, IŞİD’in son lideri Selbi’yi ortadan kaldırdılar. Olay dünyada, "iyi haber" olarak karşılandı.

Ancak Türk-İslam Faşizminin tepeleri, acılarını yüreklerine basarcasına sessiz kaldılar.

Faşizmin sesi medya, ilk gün "Amerikan zulmünü" ima yoluyla yandaşlara anlatmak için geride kalan kadın pabuçlarını, baskına uğramış ev içlerinin fotoğraflarını yayımladılar. Bu görüntülerle yasa ortak oldular. Kayıpları gerçekten büyük...

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2022 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.